Kürk Mantolu Madonna İntihal mi? Bayram Sarı

Reşat Nuri Güntekin’in “Çalıkuşu” romanının konusunu, Leon Frapye’nin, “Taşra Muallimesi” romanından çaldığını söyleyen Peyami Safa’nın, zamanında intihaller için bir defter tuttuğu söylenir ve bizzat kendisinin de “Sözde Kızlar” kitabında intihal yaptığı da. Ahmet Altan’ın, “Aldatma” kitabının Artur Hailey’nin, “Tekerlekler” kitabından “çalındığı” ve son derece sansasyonel olmasının yanı sıra intihal tartışmalarında da adını en çok duyduğumuz yazar Elif Şafak! George Orwell de, 1946’da Yevgeni Zamyatin’in “Biz”ini okur ve Tribune’e yazdığı eleştiride, Aldous Huxley’nin, “Cesur Yeni Dünya”sının kısmen “Biz”den çıktığını yazması gibi, edebiyat dünyasında bu tartışmalar asla bitmez.

İntihal, başkalarının düşüncelerini, görüşlerini bilgi kaynağını bildirmeden ve atıfta bulunmadan bilinçli olarak ya da farkında olmadan alıp kullanmak ve özgün görüş/ yapıt gibi sunmaktır. Yazılı yapıtlardan kaynak belirtmeksizin kelimesi kelimesine kopyalamak; daha önce yayınlanan yazılardaki sözcükleri değiştirerek, bazı cümleleri çıkararak ya da onların sırasını değiştirerek kullanmak ve kaynak ya da dipnot belirtmemek, başka bir yapıtın temasında metin ortaya koymak edebi intihaldir.

Dostoyevski’nin, “Ölüler Evinden Anılar” ya da Leopold von Sacher Masoch’un, “Kürklü Venüs” novellası ile Sabahattin Ali’nin, “Kürk Mantolu Madonna”sı arasındaki benzerlikler, Sabahattin Ali’nin intihal yaptığını gösterir mi? “Dünyanın en basit, en zavallı, hatta en ahmak” yorumcuları olarak bu benzerlikleri tespit etsek bile, Sabahattin Ali hakkında kolay bir hüküm verip, o da intihal yapmış diyebilir miyiz?

Nazım Hikmet, Kürk Mantolu Madonna ile ilgili olarak: “…ben bu kitabı hem sevdim, hem kızdım. Evvela niçin kızdığımı söyleyeyim. Kitabın birinci kısmı bir harikadır. Bu kısmın kendi yolunda inkişafı yani bir küçük burjuva ailesinin içyüzünü tahlili öyle bir haşmetle genişlemek istidadında ki, insan buradan ikinci kısma geçerken, elinde olmayarak, yazık olmuş, bu çok orijinal, çok mükemmel başlangıç ve imkân boşuna harcanmış, keşke bu başlangıç harcanmasaydı, diyor. Ben başlangıcı okurken, yani Berlin’e kadar olan pasajı, senin benim anladığım manadaki realizmine hayran oldum. Beni dinlersen o başlangıcı almak ve kahramanın ölümünü kısaca tekrarlamak suretiyle o ailenin efradı ve eşhasının hayatları etrafında bir ikinci cilt, ayrı bir roman yapabilirsin, böylelikle de dinlemeye başladığımız harika musiki birdenbire kesilmiş olmaz. Gelelim ikinci kısmına, o kısım, başlı başına bir büyük hikâye olarak güzeldir ve böyle bir tecrübe gerek senin için gerekse Türk edebiyatı için lazımdı. Sen bu tecrübeyi başarıyla yaptın,” diyerek eleştirisini Sabahattin Ali’ye iletir. Nazım Hikmet’in bu yorumu, Kürk Mantolu Madonna’nın hem Dostoyevski’den, hem de Leopold von Sacher”den intihal olmasından ve novellanın iki farklı konusunun bütün olarak oturmamasından mı kaynaklanmaktadır?

Sabahattin Ali’yi, hayretten hayrete düşüren kahramanı Raif Efendi ile Dostoyevski’nin kendini asla ele vermeyen karakteri Aleksandr Petroviç Goryançikov arasındaki benzerlikler, her iki metnin giriş bölümlerindeki konu örgüsü ve karakter özellikleri dikkatli okurun gözünden kaçmamaktadır.

Aleksandr Petroviç Goryançikov’un görünüşünü yazar ilk karşılaşmalarında “ilginç” olarak değerlendirir. Son derece soluk benizli, zayıf, henüz yaşlı sayılmayacak, en fazla otuz beş yaşlarında, ufak tefek, çelimsiz bir adamdır. Goryançikov, konuşmaya başladığınızda, gözlerinizin içine dikkatle bakardı, her sözünüzü de üstünde düşünüyormuş, sorunuzla ona çözülmesi gereken bir problem vermişsiniz ya da ağzından bir sır almak istermişsiniz gibi ciddiyet ve saygıyla dinlerdi. Sonra da kısa ve açık cevaplar verirdi, ama konuşması ve sözcükleri öylesine ölçülü olurdu ki, huzursuzluk duymaya başlardınız ve konuşma bittiğinde aşırı bir sevince kapılırdınız. Bu garip adam ısrarla herkesten kaçmakta, sadece ders verdiği öğrencilerin yanına giderken insan içine çıkmaktadır.

Goryançikov’un, Dostoyevski’ye ilginç gelen yönleri, Raif karakterinde, Sabahattin Ali’ye “itici” gelir. Raif, hiç de fevkalade bir adam değildir. Hatta pek alelade, hiçbir hususiyeti olmayan, her gün yüzlercesine dikkat edilmeden ve bakmadan geçilen adamlardan biridir. Hayatın bilinen veya bilinmeyen taraflarında insana merak uyandıracak bir cihet olmadığı muhakkaktır. Böyle kimseleri gördüğünde çoğu zaman kendine sorar yazar: “Acaba bunlar neden yaşıyorlar? Yaşamakta ne buluyorlar? Hangi mantık, hangi hikmet bunların yeryüzünde dolaşıp nefes almalarını emrediyor?” Raif, iş yerine tam vaktinde gelmekte, öğle yemeğini odasında yemekte, akşamları ufak tefek alışverişini yaptıktan hemen sonra evine gitmektedir. Kahveye gelme tekliflerini, “Evde beklerler,” diyerek geri çevirmektedir.

“Ölülüler Evinden Anılar” metninin anlatıcısı, Raif’in kendine özgü asosyalliğin benzerini şöyle anlatır: “Hiç unutmam, güzel bir yaz akşamı, birlikte İvan İvaniç’ten dönüyorduk. Birdenbire Goyançikov’u bir sigara içmek için evime çağırmak aklıma geldi. Yüzünde beliren dehşet ifadesini tarif edemeyeceğim, basbayağı afallayıp birtakım saçma sapan sözler kekelemeye, sonra da bana nefret dolu bir bakış atarak aksi istikamete doğru kaçmaya başladı.”

Goryançikov’un asosyalliği, Dostoyevski’ye ilginç gelmekte, Raif’in asosyalliği ise Sabahattin Ali tarafından itici bulunmaktadır. Bu durumu, metinler arasındaki yorum farkı olarak da değerlendirebiliriz; ama yine de karakterler arasındaki benzerlik hemen hemen aynıdır. Raif’in de, Goryançikov’un da yaşadıklarını anlattıkları ve herkesten sakladıkları defterleri vardır.

Raif hastadır ve tek dostundan iş yerindeki masasının gözündeki kişisel eşyalarını getirmesini ister, öleceğinin farkındadır ve defterin bulunmasını/ okunmasını aslında içten içe istemektedir. Goryançikov, anlatıcı şehir dışındayken ölmüştür ve okur anlamaktadır ki, defter yok edilmediğine göre, o da okunmasını arzulamaktadır. Raif’in özel eşyalarını iş yerinden getiren ve tek dostu olan anlatıcı, paketi acele ile açıp, havlu vesaireyi kapının arkasındaki iskemlenin üstüne bırakır; çünkü onun ilgisini çeken “defter”dir. Goyançikov’un tek başına ölümü ise, Ölüler Evinden Anılar’ın anlatıcısını da bir defterin peşine düşürür. Ev sahibi ile arkadaş olması ve ona verdiği yirmi kapik rüşvet sayesinde Goryançikov’un defterini ve yaşamını ele geçrir.

Avusturyalı yazar Leopold von Sacher Masoch’un, 1870 yılında yazdığı “Kürklü Venüs” novellasında da defter metaforu açıkça görülmektedir:

”Nasıl olduğunu okumak ister misin?” diye, anlatımda aracı olacak dostuna sorar. “O resim hakkında eskiden de soru sormuştun. Uzun zamandan beri sana bir yanıt borçluyum. Al oku!”

Severin, sırtı anlatıcıya dönük, şöminenin yanına oturur, açık gözlerle rüya görüyor gibi transa geçmiş, yaşadıklarını canlandırmaktadır zihninde. Ortam sessiz ve şöminedeki ateş, ve semaver, ve yorgun duvarların arasındaki cırcır böceği şarkı söylüyorlardı ve ben küçük el yazmasını açtım ve okudum:

“Doğa Üstü Birinin İtirafları” , başlığının köşesine motif olarak, Faust’un tanınmış beytinin bir varyantı yazılıydı:

“Sen doğaüstü şehvani namzet,

Bir kadın aldatsın seni!” -Mefistoteles

Kapağını açtım ve okudum: “Aşağıdakileri, insan geçmişini hiç bir zaman tarafsız anlatamayacağından, o zamanki hatıra defterimden derledim, ama böyle her şey taze renklerine sahip, bugünün renklerine.”

Severin ve Raif’in aşkları, gerçek kadınlarından önce gördükleri ve vuruldukları resim/heykel ile başlar. Severin, Venüs heykeline benzettiği bir kadının peşinden giderek en tehlikeli oyunların içine girerken, Raif’in Madonna’sı gerçek bir kişiliktir. Severin,” iffetini korumaktan ziyade nezleden korktuğu için sarındığı kürkler, kadının doğasında ve güzelliğinde yatan despotluğun ve gaddarlığın sembolü haline gelmiş. Bu kadarı yeter. Resim ise şimdiki haliyle aşkımızın müstehcen bir hicvi. Mücerret Kuzey’de, buz gibi soğuk Hıristiyan dünyasında üşütmemek için ihtişamlı ve ağır kürkü giymiş olan Venüs,” diye betimlediği resimde mizahi bir dil kullanırken; Raif, Kürk Mantolu Madonna resmi karşısında adeta kök salacak derecede büyülenmekte ve resme modellik eden Maria Puder’in, resmin gerçek yaşamdaki yansıması olduğuna inanmaz. “Bir gün Raif, gene dikkatle o resmi izlerken bir kadın ona sokulup fikrini sorar, ama Raif kendi sisler alemindeki düşten kurtulup, gerçekliğe dönemediğinden soruyla ve yanıtla ilgilenmez. Kadın, Kürk Mantolu Madonna’nın ta kendisidir.”

“Evet, aşık olduğum, aşkıma karşılık veren bir kadın, bana acımadan kendisini başkasına verdiğini düşündüğümde dehşete kapılıyorum; ama, o zaman bir seçeneğim var mı? Bu kadını seviyorsam, delicesine aşıksam, ona sırtımı döneyim ve kendini beğenmiş gücümle yok mu olayım, kafama bir kurşun mu sıkayım? İki kadın idealim var. Asil, güneşimsi, sadık ve kaderimi benimle paylaşan kadınımı bulamazsam, ya öyle ya böyle! O zaman, meziyetsiz, sadık olmayan, acımasız kadına teslim olmayı yeğlerim. Bencil büyüklüğü ile böylesi bir kadın da bir idealdir. Aşkın mutluluğunu tam ve bütün olarak tadamazsam, acılarının, eziyetlerinin sonuna kadar tadına bakmak isterim; o zaman, sevdiğim kadından, beni hırpalamasını, aldatmasını, ne kadar gaddarca olursa o kadar iyi, isteyeceğim.” Görüldüğü gibi Severin, Kürklü Venüs’ün aşkı uğruna her türlü aşağılanmayı göze almakta gibi görünse de, asıl amacının, kendini var ettiğine inandığı özne tarafından nesne durumuna getirilmek ve çekeceği fiziksel ve ruhsal acıdan mutluluk duyabileceğine dair sarsılmaz inancıdır.

Bu duygu Raif Karakteri için de geçerlidir. Her zaman sanatkarlar tarafından ziyaret edilen “Romanisches Kaffe” de Maria ile yaptıkları konuşmada Raif mekanı bildiğini söyler. Maria Puder’in, “Ay sonlarında parasız kalan arkadaşlarınızdan mı?” diye sorar. Çünkü Romanisches’de gece on birden sonra, yaşlı, zevk düşkünü, genç meraklısı ve paralı kadınlarla doldu olduğu; her milletten, her yaştan birçok jigolonun kendilerini beğendirmek için oraya gittiği bilinmektedir. (s:102) Puder’in gecelik veya herhangi bir gönül bağı kurmadan ilişki yaşayacağı, sevgi kırıntılarını burada aradığı metinde hissettirilir.

Kürklü Venüs’ün ve Severin’in karakter değişimini ilişkilerine dair kurallar koydukları şu konuşmalarında görürüz: “Sizi bütün ruhumla seviyorum”, diye devam ettim, “öylesine bütün duygularımla ki, yaşamıma devam etmem için, yanınızda, atmosferinizde olmak zorundayım. İdeallerim arasında bir seçim yapın. Beni ne istiyorsanız, o yapın, zevceniz ya da köleniz.”

“Peki öyleyse”, dedi Wanda, küçük ama enerjik kaşlarını çekerek, “ilgilendiğim, beni seven bir erkeğin elimde olmasının çok eğlenceli olacağını düşünüyorum; en azından vakit geçirmeme yarayacak. Bana seçimi bırakacak kadar dikkatsizdiniz. O zaman, kölem olmanızı istiyorum, sizi oyuncağım haline getireceğim!”

Raif’in, Kürk Mantolu Madonna’sına gönüllü köleliği kabul etmesindeki çelişkiler benzerlikler taşır ve Venüs’ün, Severin’i kamçılamasının benzerini, Madonna, Raif’e ruhsal gel-gitleri ile yapmaktadır: “Saçları alnına dökülmüştü. Yandan vuran elektrik ışığı kirpiklerinin gölgesini burnunun üst tarafına düşürüyordu. Alt dudağı hafif hafif ürperiyordu. Yüzü bu anda tablodakinden de, Arpie Madonnası’ndan da güzeldi. Yorganı tutan kolumla onu kendime doğru çektim. Vücudunun titrediğini hissettim. Kesik kesik nefes alarak: “Tabi…Tabi!” dedi. “Tabi sizi seviyorum. Hem çok seviyorum…Başka türlü olmasına imkan var mı?.. Herhalde seviyorum. Muhakkak seviyorum. Fakat neden şaşırıyorsunuz? Başka türlü olacağını mı zannediyorsunuz? Beni ne kadar sevdiğinizi anlıyorum…Ben de sizi şüphesiz o kadar çok seviyorum…” Başımı kendisine doğru çekti ve bütün yüzümü ateş gibi buselere boğdu.” Seviştikleri gecenin sabahında Maria Puder’in ruh hali değişir ve rüyayı sonlandırır. “Hayır, dostum hayır!” dedi. “Birbirimize her zamandan ziyade uzağız! Çünkü artık bir ümidim yok. Bu sondu…Bir defa da bunu tecrübe edeyim dedim. Belki bu noksandı diye düşündüm. Ama değil…İçimde hep o boşluk var…”

Kürklü Venüs ve Kürk Mantolu Madonna metinlerinin özü şöyle açıklanabilir: Sade’ın, Sodom romanını; Masoch’un, Kürklü Venüs romanından yaklaşık yüz yıl önce yazması mazohizmi sadizme eklemleyen bir yorumlamanın popülerlik kazanmasında etkilidir. Basitçe, sadizmde acı çektirmekten alınan hazla, mazohizmde acı çekmekten alınan haz arasında kurulan benzerlikler de sado-mazohizm terimin kullanılmasında önemli bir etkendir. Kürk Mantolu Madonna için de şu söylenebilir, Doğulu birinin aşk anlayışı da mazohizmden beslenmektedir. Acı çekmek, Doğulu erkek için aşkın kendisidir ki, bu noktada Kürk Mantolu Madonna ile Kürklü Venüs özne, Raif ile Severin ise metnin nesnesi konumundadır.

Nazımın dediği gibi, küçük bir burjuva ailesinin içyüzünü tahlil eden Sabahattin Ali, kişinin aşk karşısında düşebileceği en zavallı ve çelişkili halleri de bu bağlamda metnine yansıtır. Leopold von Sacher’ın, “Kürklü Venüs” metninin tamamında ya da Dostoyevski’nin, “Ölüler Evinden Anılar” metnindeki başlangıç bölümündeki karakter benzeşmeleri, “Kürk Mantolu Madonna” metninin intihal olduğunu göstermez. Defter metaforunu yazarın kullanması, yapıtının çalıntı olduğunu gösterebilir mi? Bu olsa olsa Sabahattin Ali’nin, insanların başka hayatları merak etmesine gönderme olabilir ancak ya da metinler arası göndermelere. Bugün başkalarının nasıl yaşadıklarını, aşklarını, acılarını öğrenebilmek adına filmler izlenip, kitaplar okunmuyor mu? Öğrenilen her öykünün aracı anlatıcısı olmak kime cazip gelmiyor ki? Raif, Severin ve Goryançikov’un defterlerinde yazdıklarını öğrenebilmek yaşanmış, bitmiş öykülerin hep yeniden ve yeniden yaşamak arzusundan başka nedir? Goethe’nin “Ya çekiç olacaksın, ya da örs” sözü, erkek ile kadın ilişkisine uyduğu mükemmellikte, başka hiçbir şeye uymaz,” diyerek ilişkisinin özünü açıklayan Severin karakterinin yaşadıkları ile Raif’in yaşadığı benzerlikler salt iki metnin birbirini tamamlamasıdır. Burada okurun kaçırmaması gereken nokta; her üç metinde görüleceği gibi benzeşmeler olsa da, “küçük insanların da büyük öyküleri olabilmektedir!”

Bayram SARI
indigobayram@gmail.com

Kaynak:
Kürklü Venüs: Leopold von Sacher-Masoch; Çeviri: Semih Uçar; Ayrıntı Yayınları
Kürk Mantolu Madonna: Sabahattin Ali; Yapı Kredi Yayınları
Ölüler Evinden Anılar: Fyodor Mihayloviç Dostoyevski; İş Bankası Kültür Yayınları – Hasan Ali Yücel Klasikleri

CEVAP VER

Please enter your comment!
Please enter your name here