Merhaba Tuncer Uçarol – Ayşe Kaygusuz

Çoktandır mektup yazmıyordum. Hiç de aklıma gelmezdi size bir gün mektup yazacağım. Sonsuz yolculuğa çıktığınızın haberini aldığımda bütün kafamın içindekiler boşalmış, sadece ölüm ve yaşamın arasında ince bir çizgide üşümüştüm! İnsan, ölümü yakından tanıyıp tadına bakınca, önce üşüyor sonra canı çok yanıyor…
Şaşkındım, daha bir hafta olmamıştı evinizin telefonundan arayıp güzel eşiniz Aytül Hanımla konuşalı. ?Tuncer iyi, daha iyi? demişti. Ben de birazcık olsun rahatlamış, sevinmiştim sizin adınıza. Daha önce de kardeşiniz Murat Bey?in cep telefonundan aramıştım bir kaç kez ama ?Telefonu Tuncer Hocama verebilir misiniz?? dememiştim, siz rahatsız olmayasınız diye…
Şaşkınlığımın geçtiğini fark ettiğimde sizinle Ekin Sanat?taki konuşmaların, sohbetlerin içinde buldum kendimi. Hani, sizin adınıza yapmak istediğimiz bir etkinliğe davet etmiştim de, siz, belirlediğimiz tarihten önce ayrıntıları konuşmak için gelmiştiniz; çay içip, uzun uzun konuşmuştuk. Edebiyat için çok fazla zamanınızın olmadığından bahsetmiştiniz. Aytül Hanım?ın size ihtiyacı olduğundan, onu yalnız bırakamadığınızdan… Ve daha ne çok şey konuşup paylaşmıştık. Edebiyat, sanat, sevgi, yaşam, Türkiye ve dünya gündemi üzerine. Kalkıp giderken söylediğiniz söz ise, hiç aklımdan çıkmaz. ?Saygın bir duruşunuzun olduğunu uzaktan duyuyordum ama bu kadarını beklemiyordum. Açık sözlülüğümün kusuruna bakmayın.? demiştiniz. Ya etkinliğin olduğu güne ne demeli? Bütün salon sizi dinlemek üzere gelen edebiyatçı, edebiyat dostları arkadaşlarla dolu, herkes size bakıyor, ?Tuncer konuşmaya ne zaman başlayacak?? diye. Siz benim kapıdan girişimi bekliyorsunuz; ?Başlayalım mı Ayşe Hanım?? dediğiniz de, ben geç kalmanın mahcupluğuyla utanıyorum. Ellerimi kavuşturup usulca boynumu eğiyorum. Siz de biliyorsunuz ki, etkinliğimize gelen insanlar bizim misafirimiz. Onları güler yüzle karşılayıp, hoşnut yolcu etmek için koşuşturuyorum, dercesine bakıyorum size.
O zaman sizi bir kez daha tanıyorum. İnsana verdiğiniz değeri, saygıyı; insan olmanın inceliklerini, davranış biçimine dönüştüren siz Tuncer Uçarol?u..
Sayılı kez gittiğim Kocatepe Camii?nde sizi uğurladığımız gün, dikkatle baktım gelen arkadaşlarınıza, dostlarınıza; edebiyat çevresinden Ankara?da yaşayıp da gelmeyen çok az insan vardı. Bu insanların da birçoğu Ankara dışındaydı bildiğim kadarıyla. Orada bulunan, bulunmayan adınızı duyan arkadaşlarınız, dostlarınız çok üzgündü çok. Aytül Hanım, ne kadar da metanetli görünmeye çalışıyordu. Biliyorum eve döndüğünde, boş duvarlarda acıyla yankılanmıştır sesi…
Aytül Hanım deyince, Genel-İş ve DİSK Genel Başkanlığı yapmış, aynı zamanda da Aytül Hanım?ın yakın akrabası olan ve adına düzenlenen, ?Abdullah Baştürk İşçi Öyküleri Yarışması?na verdiğiniz emeği bilmeden, hatırlamadan kim geçebilir ki… Ulus?taki sendika binası ile ev arasındaki koşuşturmanız, kendinize yüklediğiniz sorumluluk anlayışıyken, işçiye, emeğe verdiğiniz değer, işçi edebiyatı kültürü yaratma çabanız, aynı zamanda dünya görüşünüzü, durduğunuz yeri açıkça ortaya koyuyordu. Siz ki insan erdemlerini davranış biçimi haline dönüştürmüş, insanlara etnik kökenleri ve inançları üzerinden değil, ürettikleri, yaşama ne kattıklarını dikkate alarak, yani emekleri-işçilikleri tarafından, sınıf olarak bakan ve değerlendiren insan… İşçi deyince aklıma ne geldi bakın şimdi; konuşmalarımızın birinde, ?Eleştirmenler neden yazar yerine konmuyor. Eleştirmenler de emek verip, işçilik yapıyor. Tabi çoğu insan aynı düşüncede değil ama genelde böyle düşünülüyor, bunu anlamıyorum.? diye bir sitem etmiş, serzenişte bulunmuştunuz. Evet, haklıydınız. Eleştirmenler olmadan kullandığımız dilin ne olduğunu, konu bütünlüğünü, akışı, ses ve söz uyumunu, imla kurallarını ve daha birçok şeyi düzenlemek… Hadi diyelim ki yazarın biri, bütün bunların yerli yerinde olduğu bir eser yazdı. Bu kez de o eserin ne anlatmak istediğini, nasıl anlattığını, bu eserin tanıtımını kimler en iyi yapar?
Duruyor, düşünüyor, yazıyorum; nasıl bir şey anlayamıyorum ama merkezde Tuncer Uçarol, ben onun etrafında bir dairede dolanıyorum. Anlayacağınız sizi size anlatmak zor be Tuncer Hocam…
Yakama iliştirdiğim portre rozetinizi çıkartmadan giriyorum Karanfil sokakta Ekinsanat?tan içeri. Adnan Gerger ve Rabia Deveci yanımda. Turgut Koçak, o küçük rozetinizi alıp, duvarda asılı bir tablonun köşesine iki eliyle özenle yerleştiriyor. O?na neler düşündürüp, nerelere götürüyorsunuz bilmiyorum ama, acının hüzünlü yolculuğunu görüyorum bakışlarında. Uzun yıllardır birlikte çalışıyoruz lakin hiç görmedim böyle bir davranışını, duruşunu; belli ki Turgut Koçak da ölümü yakından tanıyanlardan. O an sizin insanlarda bıraktığınız, insan olmanın güzel izlerini düşünüyorum…
Akşam bilgisayarımın başına geçiyorum. Her yer sizin adınızla dolu. 21 Kasım 2011 Gerçek Edebiyat Sitesinde yazdığınız metni okuyorum. Eylül 2012 tarihinde Varlıkta yazdığınız, ?Kadın Edebiyatçılarımız? metninizi okuyorum, sonuna kadar. Ne garip ki, kadın olmama karşın şimdiye değin hiç merak etmemişim; şimdi birden dikkat kesiliyorum…
Attila Aşut, titiz çalışmanızdan, konulara eleştirel yaklaşımınızdan, öznel olmanızdan bahsederek; ?Şiirin başı sağ olsun.? diyor, gazete köşesine yazdığı yazısında.
Gidişinizin hemen arkasından Sennur Sezer sesleniyor.
?…
Ankara?nın bürokrasi telaşına dinginlik vermek isteyen havanla hatırlıyorum. Bir kitabı iyice irdelemek için günlüklere böldüğün havanda.
Sınırları belirsiz, gerçekçi, toplumcu 60 Kuşağından bir kişi daha eksildi benim için. Yerine savaşacak bir gence el vermişsindir eminim…? diye yazıyor.
Sennur Sezer, kitap irdelemek deyince aklıma geldi. Düş/görüş öykü kitabıma yaptığınız yorumlar, internet ileti adresimde hâlâ duruyor. Yazdığınız yetmemiş gibi hani bir de telefonda konuşmuştuk.
“Okuduğum bütün öyküleri değerlendirir, üç üzerinden not veririm. Hangi öykülerin yüksek not aldı iletine yazdım. Ama beni en çok umutlandıran, biz “cevher” cümle deriz ki, bu öyküde çok önemlidir; senin öykülerinde sıkça var bunlardan. Ayşe, sana diyeceğim üç dört sene öykülerinin üstünde dur. Sözümü dinlersen öykülerin hem kendini hem de seni bir yerlere taşıyacaktır.” diye sıkı sıkı tembih etmiştiniz. Bu sözler beni hem sevindirmiş hem de düşündürmüştü. Bu övgüler güzeldi güzel olmasına ya, bundan sonraki yük farklı bir ağırlıktı, bu yolda yürümek için…
Benim asıl onurlanıp sevindiğim, Adana’da yayımlanan Tersakan Toros edebiyat dergisinin, yıl 3-sayı 14’de dosya konusu olan “Anadolu Dergiciliği” üzerine sizin gibi işinin ustası hocaların yanında benim de birkaç satır söyleyecek sözümün yer almasıydı. Tabii Adana deyince sizin de her zaman içinizin sızladığını biliyorum. Doğma büyüme Adanalı olduğunuzu, Adana?yı ve Adanalı şair ve yazarları tanıtma çabanızı, sizin yazdıklarınızla hatırlatmak istiyorum, hem size hem de mektubunuzu paylaştığım arkadaşlarıma.
?…yıllar önce İstanbullu Soyut dergisinde (Nisan 1976) ?Yöresel Dergilerde Öz ve Biçim? başlıklı bir yazı yazmıştım… Sonunda yazmaya karar verdim… Adanalı tanınmış öykücü, romancı, araştırmacı Demirtaş Ceyhun (17 Aralık 1934-29 Temmuz 2009)?la ?Demirtaş Ceyhun ve Adana? konulu, Hataylı ama Adana?da da yaşamış tanınmış romancı, öykücü Burhan Günel (7 Nisan 1947)?le ?Burhan Günel ve Çukurova? konulu uzun söyleşiler yaptım. Onlarla Adana?daki yaşamöykülerini, Çukurova?yla ilgili kitaplarını, hem de Çukurova insanını konuştuk… Atıf Yılmaz ve Yılmaz Güney gibi Mersinli, Adanalı sinema yöneticileriyle uzun yıllar çalışmış İstanbullu Ahmet Soner?le, ?Çukurova Sineması?nı söyleştik Adanalı ve ülke okuyucuları için… Kadirli doğumlu tanınmış sözlükçü ve şairimiz Ali Püsküllüoğlu (1 Ocak 1935-24 Haziran2008)?nun Babadat (1998) adlı toplu şiirler kitabı yeni yayımlanmıştı; o şiirler üstüne yazdım Adanalı okuyucular, şairler için… Bir sayıda ?Çukurova Kültürünü Tanıma? yazısı… ?Karacaoğlan Üstüne Değinmeler?… Adanalı şair Faruk Ergöktaş?ın Adana?da basılmış sevdiğim kitabı Bazı Bulutlar (1958) üstüne ?Adanalı Bir Şiir Kitabı? başlıklı bir güce eleştiri…?
Yerel dergilere yönelik bir de öneriniz var aynı dergide; onu da paylaşmak istiyorum Tuncer Hocam izninle.
?Örneğin Çukurova?daki çeşitli dergiler…
Bölgede yetişmiş ustalara; örneğin Karacaoğlan?la Yaşar Kemal?e, Dadaloğlu ile Orhan Kemal?e, Recep Bilginer?le Atıf Özbilen?e, Ahmet Ada?ya ilişkin çalışmalar yapıyor olmalılar…?
Bu yazdıklarınız evrensel düşündüğünüzü engellemiyor tabi. Biz biliyoruz ki, Tuncer Uçarol bütün dünya insanlarını birlikte kucaklardı; tıpkı sevdiklerinizin, dostlarınızın, arkadaşlarınızın sizi sevgiyle kucakladıkları gibi. Mektubumu sizin adınıza güzel eşiniz Aytül Hanım?a ulaştıracağımın sözünü verip, aynı zamanda dergimiz Ekinsanat?ta açık mektup olarak arkadaşlarımla ve okuyucumuzla paylaşacağımı bilmenizi istiyorum. Selam ve sevgilerimi iletiyorum Tuncer Abi. Yıldızlar, yoldaşınız olsun.

Ayşe Kaygusuz
(Ekin Sanat, sayı 94)

Yorum yapın

Daha fazla Mektup
Simone de Beauvoir?den mektup var!

Sofya ile uzun yıllar süren beraberliği göz önüne alındığında, Tolstoy?un şu sözü doğrusu pek trajik durur; ?şimdiye kadar okuduklarım ve...

Kapat