Gül Ağrısı – Ali Ozanemre

gül ağrısı su“Bizde her iki kişiden üçü şair, ya da Şiire saygım olduğu için bıraktım şiir yazmayı … benzeri söylemleri sevmedim, sevmiyorum. Bu sözlerden birincisinde kıskanma, ben varım işte size ne oluyor, ikincisinde de ukalâca bir yaklaşım algılamışımdır hep. // Kendimi şair saymadım hiç; dostlardan biri, biraz da şiir yazmışlığımın altını çizercesine beni “şair” sıfatıyla andığı ya da birine tanıttığı zaman yüzümün kızardığını duyumsamışımdır. // Böyle biri olarak bütün şairleri ve şiir yazma heveslilerini alkışlıyorum; Ayşe Kaygusuz’u en başta…”

25.05.2015’te, okuyup bitirdikten sonra böyle yazmışım Ayşe Kaygusuz’un Gül Ağrısı Su(1) adlı kitabının sonundaki boş sayfaya. Bana bir mektup yaz / Ömrümün sonunda sana getireceğim / Bana bir mektup dizeleriyle biten kitaptan ‘bilgisayarımda bir sayfalık alıntı yapayım, bu yazıda bunlarla yetineyim’ dedim; sayfayı 9 alıntı, doldurdu. Beni çarpan bu dizeler, kitabın ilk 38 sayfasındakilerden… Sonrakiler bana kalsın…
Kitap, Ayşe Kaygusuz’un ilk şiir kitabı. Bundan önce “Düş/görüş” adlı öykü, “Düşe Yazanlar” adlı söyleşiler kitabı yayımlandı. Öykü vb düzyazılarıyla olduğu ölçüde şiirleriyle de gösterirdi kendisini dergilerde. İşte o şiirlerini kitaplaştırmış şair.
Yukarıda, “beni çarpan dizeler” dedim alıntıladıklarıma. Bunlar benim altlarını çizdiklerimden… Hiç kuşkum yok, benim altlarını çizmediğim nice dizeler, başka okuyuculara “İşte bu!” dedirtecektir. İlk alıntı, kitaba adını veren şiirden… O, “anadan üryan” yani yorumsuz, aşağıda:
Bir çift turna havalandı göğsümden

Anadan üryan çizdim / sabah
Mutluluğun resmini

Yeşerdim düştüğüm gül ağrısı su gözünden

Yonttum kendimi
Yonttum da
Çözdüm şahlanan atın bukağısını (Gül Ağrısı Su, s.10 vd)
Somut anlamda “kanama”yı en iyi yarası kanayanlar bilir, bir de kadınlar, sanırım. Aşağıdaki kısa alıntıdaki “kanama” soyuttur. Belki somut kanamaya göre daha ağrılı, daha sancılı… Hiçbir yerimizden yaralanmasak da duyumsarız onu. O, doğrudan bireysel olarak bizi ilgilendirmese de:
Hangi hekim durdurabilir
İçime akan kanamaları (Hangi Nehir Hangi Rüzgâr, s.16)
İçe akan kanamalar… İşte onu, hiçbir hekim durduramaz.
“Kına tutmuyor” demesine karşın Ayşe Kaygusuz’un elleri, Anadolu’nun kınaya yabancı olmayan kadın ellerindendir. Kınaya yabancı elleri ötelemediğim gibi nasırlaşmamış nazik eller için de olumsuz bir söz söylemek istemem. Ancak şairin ellerinin derisi kalın. Çünkü o, başından beri işçi, emekçi, elleriyle iş tutan bir aydın. O elin kına tutması gerçekten zor olur. Ancak durum başka: Kına düğünde, bayramda yani en güzel, en sevinçli olunan anlarda yakılır ele. İşte iğnenin battığı yer burası; şair, hiçbir ânın ‘düğün, bayram’ güzelliğinde olmadığını vurgulamış olmalı. Yoksa söz, şiire uzak düşerdi. Bunu, “Kına tutmuyor ellerimin kalın derisi” dizesinden sonraki dizelerde açıkça görüyoruz. Ne demek, “Nabız atışlarının düğümlü” olması? Nabız ya da nabız atışı ip gibi bir şey mi ki düğümlü olsun, diye soran var mı? Sorulmasın. Kan da nabız da, sevinç de acı da, aşk da ayrılık da hüzün gibi, giz gibi sürgün köklerinde düğümlenir; hem de bir ipten daha dolaşık:
Kına tutmuyor ellerimin kalın derisi
Nabız atışlarım düğümlü
Acım aynı acıya gebeyken
Aşk demliyorum
Hüzün ve giz
Kökleri sürgün (Sızı Çalan Caz, s.22)
Şair Ayşe Kaygusuz’un “işçi, emekçi, aydın” olduğunu söyledim yukarıda. Eksik söz… O, örgütlülüğe inanmış, bunun gereğini her an için yerine getiren sosyalist bir emekçi aydın. Her sosyalistin yüreğinin duyumsadığını duyumsar; hem gelecekte, hem yaşanmakta olan zamanda, hem geçmişte:
Tutsaktım Sinop’ta
Malta’da sürgün (Sır Dili, s.26)
dizelerinin çağrışımı, çok. Ama usuma düşürdüğü ilk izlerden biri, “Dertlerin kalkınca şaha / Bir sitem yolla Allah’a / Görecek günler var daha / Aldırma gönül aldırma” dizelerinin şairi Sabahattin Ali. Öbürü, “Malta sürgünleri”… Malta sürgünlerinin kimler olduğunu söylememe gerek var mı? Üç temel zamanda da bu yurdun namuslu insanlarının çektiklerini kendi benliğinde duyumsayan şair, aşağıdaki iki dizede özellikle ‘karabudun’ da denilen halkı için yapmış olmalı betimlemeyi:
Bütün nehirler susuz akıyor
Yensiz yağıyor yağmur (Gün ve Us, s.30)
“Bütün nehirler susuz akıyor” dizesiyle ilgili olarak şu kısacık tanıtı yazısında bir şeyler söyleyip dizenin bendeki büyüsünü hırpalamak istemiyorum. Benzer bir güzelliğin söze işlendiği ikinci dizedeki “yen-siz” sözü üzerinde kısaca durmalıyım.
Buradaki “yen” sözcüğü, belki de Çukurova yöresindeki Toroslarda yaşayan Türkmenlerin dilinde ‘ağırlığı az olan’ anlamına gelen “yeğni” ve çok, zorlu, güçlü gibi anlamlara gelen “yeğin” sözcükleriyle akraba olmalı. Sözün, “yenli” biçimi; Malatya, Çorum, Yozgat yörelerinde “hafif, ağırlığı az olan” anlamında kullanılırmış (Derleme Sözlüğü, s. 4822). Kısaca; “yen-li” hafif anlamındaysa, “yen-siz” de hafif olmayan, ağır, yoğun, şiddetli gibi bir anlama geliyor. Dizelere dönecek olursak; demek ki yağmur, bir hışım; ama ırmaklarda su yok…
Ayşe Kaygusuz’un şiirlerinde yer yer açık bir anlatım olmakla birlikte -ki onlarda da imgesel gizem bulunabilir- onun şiirleri genellikle çağrışımı çok dizelerle kurulmuştur. Örneğin aşağıdaki alıntıda “şişelere sıkıştırılmış kentler”den; günümüzde nicelerinin alkolü sığınak edindiği, günlük kent yaşamının sıkışık ve donuk hali, apartman yaşamımız, toplumsal baskının yanında yasalarla kuşatılmışlığımız… ve daha ne çok çağrışıma açık. “Çatlak köprüler üzerine kurulan geçit” dizesi de çağrışımı çok bir dize. Alıntının 3. dizesi, bana, genç yaşında intiharla yaşamını sonlandıran şair Nilgün Marmara’yı düşündürdü. Belki de yanılıyorum. Ama demezler mi “sanat öyledir ki okuyucusuna/izleyicisine, sanatçısının usundan bile geçmeyen duyguları, düşünceleri de duyumsatır.” İşte o 3 dize:
Şişelere sıkıştırılan kentler
Çatlak köprüler üzerine kurulan geçit
Uçurumlar Marmara’nın suları (Cenin de Ölür Nilüfer de, s.31)
“Zapatistalar” (Zapatista Ulusal Kurtuluş Ordusu), adını, asıl amacı Meksika’da yoksul köylüler için toprak elde etmek olan, 1919’da kalleş bir pusuda öldürülen, ölümünden sonra büyük bir halk kahramanı diye anılan Emiliano Zapata(1879-1919)’dan alır. Zapata, 1910’da başlayan Meksika Devrimi´nin önderidir. Zapatistalar, onun ölümü sonrasında da savaşımlarını sürdürmüşler, büyük başarılar elde etmişlerdir. İşte Ayşe Kaygusuz’un “sabah sularında yoldaş” olduğu bu devrimcilerdir:
Sabah sularında yoldaştım Zapatistalara

Gelen ölümse dedim ölümse
Hoş geldi sefa geldi (Eşkıya-Anka, s.34)

Yukarıdaki alıntının 2. ve 3. dizelerinde öncelikle Che Guevera’yı buldum ben; en çok bilinen yanlarıyla Küba devriminin önderi Fidel Kastro’ya devrim anında yoldaşı, gerilla lideri, Marksist devrimci, Bolivya’da ‘Bolivya Özel Harekât Birliği’ni yedeğine almış CIA ajanlarınca 1967’de öldürülen Ernesto “Che” Guevara’yı (doğ.1928). Onun ölüm/öldürülme olasılığı karşısında yiğitçe söylediği bir sözü vardır. Yaklaşık şöyle: “Ölüm, nereden ve nasıl gelirse gelsin, hoş gelir, sefalar getirir.” Ben de “Filistin Sancısı”( ) adlı ırmak şiirimi aynı yollamayla, şöyle bitirmiştim: “Dövüşülecek / havada / suda / sahrada bile / ölüm hoş gelir sefalar getirir / yaşam gider güle güle”
Ayşe Kaygusuz şiirlerinin ‘çağrışımı çok” dedim; belki her dizesi için söylenemez bu. Ama beni öbür dizelere göre daha çok etkiledikleri için önceden belirlediklerimden bu yazı oylumuna serpiştirdiğim dizelerden aşağıdakilerle yapılan yollamayı sanırım her okuyucu benim gibi algılar. Özellikle ilk 2 dize:
Ağır ağır inmedim merdivenleri
Fırtınada terk etmedim gemiyi

Bir tek çocuk saflığın kaldı bende (Gizli Akan Nehir Tazelenen Aşk, s. 36)
“Ağır ağır çıkacaksın bu merdivenlerden” dizesiyle başlar Ahmet Haşim’in ünlü “Merdiven” şiiri. O şiirde Haşim’in, yaşamı anlattığı yolunda açıklamalar getirir okullarda öğretmenler. Her basamak bir yıl, örneğin… Ben Kaygusuz’un bu dizesinde Haşim’in o şiirdeki ilk dizesine tersinden bir bakış ortaya koyduğunu düşündüm. Kendinden söz ediyor. İster yaşamın yıllık dilimleri diyelim, ister herhangi bir alanda/dalda bölümler söz konusu olsun.. şairin o aşamalardan geçtiği durum(lar) var. Onları ağır ağır çıkmadığı gibi, inişi de ağır ağır olmamış. Hep ivedi, hep bir yerlere, bir şeylere yetişme; bir şeyleri yapma, bitirme telaşı…
“Fırtınada terk etmedim gemiyi” dizesinin özüyle, “Batan gemiyi önce fareler terk eder” atasözümüzün iletisinin üst üste oturmadığını kim söyleyebilir?
Aynı şiirde, alıntıdaki ilk iki dizeden epeyce sonra gelen dizeye bakıyorum. Neler düşünmüyorum ki: Uzak, hatta yakın zamanlarımızda yaşanan kavgalarımız, aşklarımız yani kısaca peşinde yeldiklerimiz… Gitmiş, bir daha da gelici olmayan neyimiz varsa hepsinde bir çocuk saflığını görmez miyiz dönüp baktığımızda? Her birimiz ayrı bireyleriz ama benzerliklerimiz de sayıya gelmez. İşte onlar…
Kavuşmaları kolay sindiririz de ayrılıklar acıtır insanı. Üstelik her ayrılıkta mutlak bir hüzün vardır; her ayrılık, kapanan bir kapı. Ayrılığın acısını ola ki aşk dindirir. Onun da damıttığı, uğultulu akşamlardan başka bir şey değil. İşte o zaman iç denizimiz kana keser, bir umutla uçan serçe yüreğimiz vurulur bir yerlerinden. Beni bu çağrışımlara götüren o dizeler, şairin diliyle şöyle:
Ayrılığın kapısını aralayan aşk
Uğultulu akşamlar damıtır

Kana bulanır içimin denizleri
Vurulur serçe (Mağma, s. 38)
Yazımın böyle hüzünlü bir havada bitmesini istemezdim. Ne yapayım ki çevresinde dolanmak üzere seçtiğim dizeler burada bitiriyorum. Benim altını çizdiğim ama üzerinde duramadığım dizeler ve kitabın bütünü hep böyle hüzün yüklü değil. İşin doğrusu, kitabı tümüyle irdelemem, okura haksızlık olurdu. Siz, en iyisi bulun Ayşe Kaygusuz’un “Gül Ağrısı Su” adlı kitabını -benim dediklerime aldırmadan- kendiniz okuyun. Şiirsel duygulara ulaşacaksınız.

Ekim 2015, (aliozanemre@gmail.com)

Kitabın Künyesi
Ayşe Kaygusuz
Gül Ağrısı Su
Yayınevi: Ekin Sanat
111 sayfa
Yayın Tarihi: Mart 2015

Yorum yapın

Daha fazla Makaleler, Şiir Kitapları
“Közlü Yürekler” – Halil Yılmaz Hıtmiye

Müslüm Kabadayı’nın son çıkardığı öyküler yapıtı “ KÖZLÜ YÜREKLER” bana, her nedense “Kerbela Yürekler” deyimini anımsatıyor. Çünkü, bu öykülerin yaşandığı...

Kapat