Özel Arabul / Öykü ve Tiyatro Senaryoları – Ayşe Kaygusuz

ay_öldüOyun yazarı, öykücü, şair Fatma Özel Arabul, 1945 yılı İstanbul doğumludur. Yazmaya şiirle başlar ama çocuklar için yazmaya başladığı öyküler, kendi deyimiyle masallar ağırlık kazanır ve çok sonra döneceği şiirlerine uzunca bir süre ara verir.

Bizi hayata hazırlayan çocukluğumuz olduğunu, çocukluğumuzda yaşadığımız duyguların hayatımız boyunca etkisi altında kaldığımızı ve çocukluğumuza olan özlemi anlatır öykülerinin genelinde. Bu anlatım aynı zamanda, çocuklar önemli- onların belleği kuvvetli-yarın , büyüdüklerinde yaşamı onlar kuracaklar, hayatı onlar idare edecek, bunları bilerek yetiştirin, bunları bilerek davranın çocuklara der gibi yazar, kısa çocuk öykülerini. Ve bu düşüncelerini, “Güneşe Uçan Kuş” kitabının girişinde şöyle anlatır.

“İnsan kaç yaşında olursa olsun çocukluğunu yine de peşinden sürükler. Ben de ne zaman olayları değerlendirmek istesem, ne zaman dara düşsem masallar yetişir, ışık tutar yoluma. “Güneşe Uçan Kuş” masalı, istemle yetenek arasında bocaladığımda çoğu kez dengelemiştir beni. Bu masalı nerden biliyorum, bir yerde mi okudum, annem mi anlattı, yoksa geceler boyu uyunıp kurduğum düşler içinde mi oluştu?.. Ama önemli olan kaynağı değil zaten, bütün doğru ve güzel olan şeyler gibi bunun da hepimize ait olması.”

Özel Arabul, çocukları önemseyerek yazdığı ve çocukların keyifle okuyabileceği 31 öyküden oluşan, “Ayçiceği” kitabında, birkaç öyküsü daha ağırlıklı olmak üzere hemen hemen bütün öyküleri çocukların ders alacağı öğretici kazanımlarla dolu.

….. yılında yazdığı, “Gecenin Tadı” adlı tiyatro-sahne oyunu- kitabı günümüz eğitim sistemine- çocuk eğitimine ve eğitimciye tutulan bir ayna gibidir. Haydar adını verdiği karakterin konuşması olarak iletir söylemek istediğini.
“Haydar-Beni yanlış anladın küçükhanım hepsine saygım sonsuz. Ana-babanın sorumluluğunu bile onlar üstlenir. Bu yüzden her başarıda ya da başarısızlıkta öğretmenin kesin payı bulunur.. tane tane.. döndüre döndüre öğrencilerine derslerini belletmek zorundadır. Kendi çocuk ruhlarını da derslerine ne güzel katarlar. (Öğretmen taklidi yapar). Fatih Sultan Mehmet İstanbul’u aldığı zaman yirmibir yaşındaymış.” s.33

Geniş dil dağarcığına sahip olan ve sahip olduğu dili öykülerinde- masallarında- şiirlerinde ve diğer metin türlerinde kullanmasını bilen Özel Arabul, “Gülüşün Gücü” adlı kısa öykü kitabında yaratıcı tarafını kullanarak bir tekerleme sunar bize. Bu tekerleme öyle sıradan bir tekerleme değildir. Yaşamı ve ölümü, insanı, insan ilişkilerini, sevgiyi, zamanı ve çağımızı vurgulamaya çalışmış.

“Kim görmüş, neden ürkmüş, ölüm her eve girmiş. Kokusu mu, kendisi mi, yoksa tükeniş mi betermiş? İnsan her derdin üstesinden gelir, yeter ki eksilmesin sevgimiz.” s.14

Çocuklar için yazılan kısa öyküleri aynı zamanda büyüklerinde keyifle okuyabileceği öykülerdir. Okurken insanı çocukluğuna bir götürür bir getirir. Bunu yaparken arada zaman kavramına dokunur üstüne basa basa.
“Nedir zaman?.. Çoğu kez bir andır geçen yıllar, yaşanmamıştır, yerinde sayar. Kimi kez daha dün yaşadığımız, yüzyıllar öncesinin anısına dönüşür.”

Sonra, zamanın içine yokluğu-fakirliği serpiştirir. Şilte yüzlü pamuk yatak ve yorganları hatırlatır bize. “Belki bilirsiniz ya da duydunuz: O kadar eski değil pek, yakın geçmişte hallaçlar dolaşırdı sokaklarda…” der ve devam eder güzel bir betimlemeyle. “Ahşap evlerin arka bahçelerine bahar gelince, yataklar yorganlar havalandırılmaya çıkarılırdı. Pamuk atıcıları: “Hallaç!.. Pamuk Atıcı geldi!..” …” s.18 (Güneşe Uçan Kuş)
Özel Arabul, toplumun öz değeri sayılan kültürel değerler, psikolojik ve ahlaki değerler ve sosyo ekonomik değerlerin bilinciyle yazdığı tiyatro-sahne oyunu-, “Taş Aynalar Yok Artık” kitabında olabildiğince rahat kullandığı dilin akışıyla, günümüzde işsizlik, köyden kente göç ve sağlık sorunlarına dokunur incelikli bir anlatımla.

“…Aslında hepimizin hayatı bir roman. Hele Mustafa’nınki. Düşün, köyden kaçıp buraya, koca şehire geldiği zaman yeni yetme bir delikanlı, tek başına ne yapar?.. Simit mi satmamış, Pazar yerlerinde mi çalışmamış… Kendi gibi birkaç arkadaş bir kondu tutmuşlar…”

“…Annem neredeyse ölüyordu. Safra kesesi ameliyatı olacak, para yok. İmdat isteyecek kimse yok. Babam sigortasız, vasıfsız işçi.” s.24-25

ÖZEL ARABUL VE “AY ÖLDÜ” ŞİİRLER

Özel Arabul, yazdığı tiyatro senaryolarında ve öykülerinde gösterdiği toplumcu duyarlılığının yanı sıra şiirlerinde kadın duyarlılığı baskın bir şekilde öne çıkmıştır. Anne olmanın erdemiyle; koşulsuz bir sevgi ve şefkatle hayatı kucaklayan ya da yaşamı sırtlanan bir kadının duygu yoğunluğunu, yaralanmasını, kullanılmasını, unutulmasını fakat kendisinin-kadının unutmayışını anlatan dizeleri bakın nasıl da keskin bir şekilde sunar bize.

“… Ucu keskin bıçakla/ Bir bulutu kesmek/ Duman gibiydi, kadın gibiydi bulut/ Gölün üstüne dağıldı/ Yarasında koyu bir gece/ Ağdı suya/ Üstüne fotoğraflar çektiniz/ Unutulmuş kadınların dalgın ve ağırdır/ Anıları …” s.9

Özel Arabul, “Ay Öldü” kitabına acı bir şiirle giriş yapmış olsa da şiirlerinde daha çok umut vardır. Doğa vardır. Bazen bir çiçekte imgeler umudu, “Kapalı bir gül ortasında/ Ağdı aydınlık” der. Bazen de bir rengin kokusunda, “Seninle yatmadım sanki/ Sulara girmişim gibi/ Her yanım mavi kokuyor” s.55

Bir de bakarsınız ki, çocuklara yazdığı masallar gibi aşkı da masala benzetmiş, masala yorumlamış.

“Bir ormanda yasaklı/ Kurtlarla kuşlar yaşar/ En içinde, en derinde/Küskün bir peri saklar/ Güller açart ipekte/ Masallarla buluşur/ Yıldızlar düşer suya/ Gizli bir aşk dokunur” s.29

Yine bir kadın olmanın duyarlılığıyla yazdığı, “Sınırda” şiirinde belki biraz kadercilik, belki de olgunluk-anlayış ya da yaşanmış olana, o saatten sonra, konuşmanın bir fayda sağlamayacağını- sonucu değiştirmeyeceğini bilmiş olmanın bilincinden midir, “susma” hali, birçok yönüyle düşünülebilir ama susmanın dayanılmaz acısını sözcükler ancak bu kadar iyi anlatabilirdi.

“Sustum önce/ Kim kaldı içerde bilmem/ Acısı diş diş patlar üstümde/ Akrep sokmuş gibi yandı yüreğim” … “Süremi bir ben bilirim/ İçerde geçiş süremi/ Taşların damarları kabuk mu bağlar/ Pas tutar mı suda ağaç/ Bir ben mi kalırım kuşlarımla/ Sustum önce/ Nasıl susarsa ateş/ Ocakların bacalarında” s.100

Hemen arkasından görüyoruz ki, bu susmak, bilinçli bir uykuya yatış halidir. “Küçük bir kız çocuğuyum ben/ Ağır, koyu bir kahve gibi/ Uykumu yudumluyorum” s.27

Fakat uykuya yatmak acısını dindirmez. Karşısındakine, belki sevgiliye, belki bir dosta duyduğu güveninde ki yanılgısını sorgulayıp durur. Bir anlam veremediği bu durum, içinde çatışkıya dönüşür. Dışarı atmayı beceremese- kusmasa- öyle ki kendini zehirleyecek.

“İnsan- Bunaltım öylesine geniş ve dolu ki/ Can tırnaklarımı batırmak zorunda kaldım yüreğimdeki seviye/ Onu umut, onu güven sandım./ Ellerim geçti içinden, bir gövde değil/ Bendim eriyen benliğinde./ Acım çengelle asılı,/ Acım kutsal ve saygılı/ Bildiğim her anının üstüne./ Güçlü duygularıma anahtar/ Öyle bir anı../ Bir anı, onu yenilmemek için sarıldım kuytulara/ 360 kez yıkıldı dağlar gibi/ 360 kez çoğalıyor üstümde” s.182

Bu anlatım bana geçen ay yazdığım “Türev” başlıklı öykümü hatırlattı. Matematiksel bir açı derecelendirilmiş. Öyle ki 360 derecelik açının daha büyüğü, daha genişi olmadığını belirtmesi, acısının üstüne başka acı olamayacağını vurgulamıştır.

Bütün buna rağmen yine de umutsuz değildir. Yenik düşmemiş, ruhunu yoran ne varsa, yağmurla ve çiçekle yıkayıp arındırmış, düşmüş yola.

“Yağmur ve kiraz ağacının çiçekleri/ Bütün bahçemizi yıkadı,/ Gece yorgunluğuna düştüm” … “Buğulu sesinin ardından/ Issız ocağına düştüm”… “Yüreğinin ışığıyla senin yoluna düştüm” s.94

Özel Arabul için mektuplar önemlidir. Bazen bir anısını anlatır; “Geniş bir bostanın saz kaplı çatısından gece yıldızları seyrettiğimiz bağ evindeyim…” der. Bazen de bir dörtlükle-kısa şiir- yazarak iletir sevgiliye, içinde biriktirdiği ne varsa söylemek istediği. “Ben artık,/ Vurgun ağzı/ Tipinin birden bire bastırdığı/ Çorak topraklara bile/ Özenir oldum” s.154

Bazen bir fikir belirtir; “Her susuş bir yalnızlığa karşıdır. Mutlak yalnızlığa…” der. Bazen de bir öneride bulunur ince bir dille; “Sus/ Masmavi bir ay açıyor/ Bak yörene/ Yeniden doğabilirsin” s.156

Umutla çıktığı yoldaki arayışını yine, “Arayış” başlıklı şiirinde, baharla taçlandırıp, kutsuyor yaşamı; “Sarı kır çiçeğine, bol güneşe, ıslak çimenlere/ Yanıyor ruhum/ Obir adım gerimde, ya da ötemde/ Baharı içimde sımsıkı tutuyorum” s.134

Özel Arabul şiirlerinin izleği umut, acı, su, rüzgar, yağmur olduğu gibi ay, yıldız, yalnızlık, yol, gece ve dağdır. Bu belirlemiş olduğum izleklerden herhangi birinin geçmediği bir şiiri yoktur. Yağmuru, suyu, hüznü içinde barındıran şu dörtlüğe bakın nasıl bir bütünlük oluşturmuş.

“Ateşe tuz serper gibi/ Yağmura tohum tutar gibi yokluğun/ Hüzün bir kayadır dip sularında/ Zor olacak şimdi sevinci koymak/ Çil basmış yüzüne günün” s.117

Ve gece bir geçiştir Arabul için. Karanlıktır gece, bıçak sırtıdır, iki yana da düşebilir. Bir yanı umut ve yaşam; bir yanı yalnızlık ve acıdır. “Geçtim kıyısından gecenin … Öyle kırmızı öylesine sıcak” s.59

İnsanlar biraz yaşadıkları kentlere benzerler. İnsanların yaşadıkların kentlere verdiği değer, o kentteki yaşanmışlığıyla bağlantılı olduğunu Arabul’un şu dizelerinden bir kez daha anlıyorsunuz.

“Bu kentte bir şey var kaçamadığım/ Uyuyan bir bulut düşüyor/ Kimi akşam üstleri kucağıma … Bu kentte bir şey var/ Kuşku,/ Ağu gibi içime oturuyor./ Bu kentte bir şey var saçlarımı okşuyor … Toprakta ben varım/ Arı gözüne benzer/ Yüreğim/ Bu kentte bir şey var/ Bilemediği” s.144

Şiir kimilerine göre, yaşamın damıtılmış hali; kimilerine göre, muhalefet olmak-eylemlilik- başkaldırı; kimilerine göre, ince bir dil ile anlatabilmek söylemek istediklerini-dokunmak suya sabuna; kimilerine göre, bir mesaj sevgiliye ya da muhatabına olsa da

Özel Arabul bu ayrıcalıklı, aykırılıklı halini-şair,yazar- insan olmanın bütün ruh hallerini kadın duyarlılığıyla, “Gece Boyu” şiirinde öylesine güzel harmanlamış ki, bir şiir, bir kitap olmaktan çıkmış, hayatını, hayatımızı önümüze koymuş.

GECE BOYU
Kımıldar toprak, kımıldar gece boyu
Baş göstermeye görsün bir
Çılgına döner bahar

Su aklığında zamanın
Tutkuyla girer de onsuz çıkarız
Bir elimizde çocuk, ötekinde ölüm
Aydınlık güne doğru, yalnız

Güneşin adağı oldu hepsi
Sürüyle ateşe dökülür kuşlar
Tabu çekilirken üstümüze
Ağaç meyvasını atar

Bu acıyla
Nasıl yırtmaz pençelerim
Mavisini gökyüzünün s.76 “Ay Öldü” şiir kitabı

Yorum yapın

Daha fazla Makaleler, Şiir Kitapları
Eğitimde Anadiline Yer Veren Çift Dilli Ülkeler

Almanya Almanya'da "Ulusal Uyum Planı" adı altında çiftdilli eğitimin gerekliliği yaklaşımı kabul edilmiştir. Bazı eyaletlerde ilkokuldan başlayarak haftada 3 ile...

Kapat