Montaigne ‘nin kütüphanesi

montaigneDordonya’da, Bergerac yakınlarındaki Saint-Michel-de-Monta- igne’deki Montaigne’in kulesi Fransa’da gezilecek en heyecan verici yazar evlerinden biridir. 16. yüzyıldan kalma bu geniş ve yuvarlak kule, babası Pierre de Montaigne tarafından yaptırılmış şatodan 19. yüzyılın sonundaki bir yangından sonra kalan tek şeydir. Montaigne bulabildiği bütün vakti burada geçirir; okumak, düşünmek ve yazmak için buraya çekilirdi. Kütüphanesi ev hayatına ve topluma, dünyanın hareketliliğine ve dönemin şiddetine karşı bir sığınaktı.

“Evdeyken, sıkça kütüphaneme çekiliyorum. Oradan evin bü¬tün işlerini yönetiyorum. Hemen ev girişinin üstündeyim ve bahçemi, ahırımı, avlumu ve evin büyük kısmını görüyorum. Burada biraz bir kitaba başlıyor, sonra bir başkasını karıştırıyorum, belirli bir düzen ve amaç olmadan. Kâh hayal kuruyorum, kâh not alıyorum ya da buradaki gibi düşündüklerimi dile getiriyorum. Kütüphanem kulenin üçüncü katında. Birinci katta bir şapel var, ikinci katta bir yatak odası, yalnız kalmak için sıkça uyuduğum yer. Üstünde büyük bir oda var. Eskiden evimin en gereksiz yeriydi, şimdiyse kütüphanem. Günlerimin, gündüz saatlerinin çoğunu burada geçiriyorum. Geceleriyse asla burada olmuyorum.” (III, 3, 1294)

Montaigne mülküne kulenin tepesinden hükmeder, ev ahalisinin ne yaptığını yukarıdan ve uzaktan denetler ama daha çok kitaplarının “kucağında”, “kendi kendine olmak” için saklanır buraya. Kütüphanesi 1571 inzivasından sonra tavan kirişlerine yazdırdığı pek çok Yunanca ve Latince cümleyle meşhurdur. Bu cümleler, onun dini ya da dini olmayan okumalarına ve gerçek felsefesine tanıklık eder. Kirişlerin birinde, per omnia vanitas (“her şey beyhudedir”) yazar. Bu söz, Incil’de verilen dersle Yunan felsefesinin bilgeliğini birleştirerek Montaigne’in hayat anlayışını en iyi şekilde özetler.

Sanki yaptıkları hiçbir şeymiş gibi anlatır Montaigne, meşguliyetini anlatma biçimi ise etkileyicidir: bir kitabı karıştırır, ama okumaz, düşlerini söyler ama yazmaz, tüm bunları tasarlamadan fikirlerinde devamlılık peşine düşmeden yapar. Düzenli, devamlı ve derinlemesine okumak -ki bize bu öğretilmiştir- sayıların dünyasında yok olmaktır. Halbuki Montaigne daha o zamanlarda ~ya da hâlâ- savruk bir şekilde, daldan dala konarak okumayı savunur. Canının istediği gibi, düzensizce, belirli bir yöntemi izlemeden bir kitaptan ötekine geçmektir bu. Önemli ve iyi olanı bulduğu yerden alır, kendi kitabım yazmak için kullandığı eserlerle çok vakit harcamaz. Kitabının hesaplamanın değil düşlemenin ürünü olduğu üzerinde durur Montaigne.

Montaigne kütüphanesinde okuyarak ve düşünerek geçirdiği boş zamanlarda çok mutludur. Onu sadece tek bir şey daha mutlu edebilirdi: Yürürken düşünebileceği bir teras. Ama ne yazık ki böyle bir teras çok masraflı olacağı için geri adım atar.

“Çıkaracağı işten çok masrafından korkmasaydıın, çıkaracağı iş beni caydırmazdı, buraya, her yanına yüz adım uzunluğunda, on iki adım genişliğinde, düz adım bir teras yaptırırdım çünkü halihazırda başka bir şey için düşünülmüş yeterli yükseklikte duvarlar var. Her inzivaya bir gezinti alanı gerek. Eğer likirlerimle oturur kalırsam, onlar da uyur. Eğer bacaklarım hareket ettirmezse zihnim de kımıldamaz. Kitapsız çalışan herkese lazımdır bu.” (1294) Yine aynı fikir, sadece hareket halinde iyi düşünebilir insan.

Antoine Compagnon
Montaigne’le Bir Yaz
Çevirmen: Öncel Naldemirci
YKY’de İlk Baskı Tarihi:Mart 2015

Yorum yapın

Daha fazla Makaleler
Yeni Sinsiyet’in Kokmuş Tuz Çeşitlemesi

Bugün, Yeni Sinsiyet’in[1] yarım asır boyunca projelendirdiği “mezalim” ortamının içindeyiz ve gündelik yaşamımızın her ânında bu ortama maruz kalıyoruz. Yeni...

Kapat