“bize sırt çevirenlere değil, ellerini uzatanlara yakınlaşması” için Montaigne’nin çocukken yoksul bir ailenin yanına verilmesi

montaigneSoylu bir ad, bilincinde olmaksızın kendini hep korumak ve kuşaktan kuşağa iletmek iradesini içerir. Seigneur de Montaigne unvanını taşıyan ilk kişi olan Pierre Eyquem de Montaigne için de 1533 Şubatı’nın son gününde, doğumlarından hemen sonra yitirdiği iki kızının ardından onca özlemini çektiği ilk erkek evlada, yani bizim Michel de Montaigne’imize kavuşmak, gelecekte ünlü olacak bir soyun kurucusu olmanın müjdesidir. Baba, doğumun hemen ardından oğlu için misyonu andırır bir geleceği öngörür. Kendisi nasıl babasını eğitimde, kültürde ve toplum içindeki yeri bakımından geride bırakmışsa, oğlu da şimdi onu aşmalıdır.

Jean-Jacques Rousseau’dan iki yüz elli, Pestalozzi’den de üç yüz yıl önce, XVI. yüzyılın ortasında bir balık tüccarının torunu ve eski bir asker, Gaskonya’daki ücra bir şatoda oğlunun eğitimini her yanıyla iyi düşünülmesi gereken bir sorun niteliğiyle ele alır. Bilgin hümanist dostlarını davet ederek oğlunun daha başlangıçtan gerek insani gerek toplumsal anlamda olağanüstü bir eğitime sahip olabilmesi için izlenebilecek en iyi yöntem konusunu tartışır; o dönem için gerçekten şaşırtıcı olan bu özen, bazı bakımlardan modern görüşlere son derece uymaktadır. İşin başlangıç evresi bile şaşırtıcıdır. Çocuk, daha beşikteyken ve ana sütünden kesilmezden önce, başka aristokrat evlerinde olduğu gibi şatoya bir sütanne getirtilecek yerde, Montaigne Şatosu’ndan uzaklaştırılır ve en alt kesimden insanların, Montaignelerin derebeylik sınırları içerisinde kalan ufacık bir köyde yaşayan yoksul bir oduncu ailesinin yanına verilir.

Babanın böyle davranmaktaki amacı, oğlunun frugalite et anstrrita, yani sadelik ve azla yetinirlik yolunda eritilmesinin, bedensel bakımdan da sağlıklı olmasının yanı sıra, o zamanlar için anlaşılabilmesi neredeyse olanaksız bir demokratik eğilim doğrultusunda, daha en başından “halka ve yardımımızı gereksinen insanların yaşam koşullarına yakınlaşarak’ yetişmesiydi. Belki de Pierre Evquem, o burjuva döneminde, kendisi henüz soyluluk unvanı taşımazdan önce, ayrıcalıkların, kendini beğenmişliklerinin acısını kendi kişiliğinde tatmıştı. Bu nedenle oğlunun daha baştan kendisini “yukarıdakiler” den, ayrıcalıklı sınıftan gelenlerden biri olarak hissetmemesini, buna karşılık “bize sırt çevirenlere değil, ellerini uzatanlara yakınlaşma” yı erken yaşta öğrenmesini istiyordu. Bilindiği kadarıyla Montaigne, bedensel bakımdan yoksul oduncu kulübesinin çetin koşullarının üstesinden gelmeyi iyi başarmıştır; kendisi, daha çocuk yaşta sade yemeklere çok alıştığını, bu nedenle “şeker, reçel (ve) kurabiye” yerine hep köylülerin sıradan yiyecekleri olan “siyah ekmeği, füme eti ve sarmısağı” yeğlediğini yazmıştır. Montaigne, kendisini ana sütüyle birlikte bütün önyargılardan da uzaklaştırmış olan babasına bunun için ömrü boyunca şükran duymuştur; oysa Balzac, onu kendi yanında tutacak yerde dört yaşma kadar bir jandarma’ ailesinin yanına vermiş oluşundan ötürü annesini yaşamının sonuna kadar suçlamıştır. Montaigne ise kendisine iyi niyetle uygulanan bu deneyi onaylar ve üstelik şöyle bir vaadde de bulunur: “İleride erkek çocuklarım olursa, onların da benim kaderimin tıpkısını yaşamalarını dilerim.”

Stefan Zweig
Montaigne, Çeviri: Ahmet Cemal, Can Yayınları, sayfa 38, 39

Yorum yapın

Daha fazla Biyografiler, Makaleler
Tarih Üzerine, Tarih Nasıl Yazılır? – Müslüm Üzülmez

Tarih Üzerine, Tarih Nasıl Yazılır? (Tarihle İlgili Okuduğum Kitaplar 2) 3. Tarih Üzerine Alman düşünür Friedrich Nietzsche, Tarih Üzerine(*) kitabında...

Kapat