Gogol’ün Palto’daki Dehası – Vladimir Nabokov

gogolGogol tuhaf bir adamdı, ama dahiler hep tuhaftır zaten; değer bilir okura, hayat hakkında kendi düşüncelerini geliştirme fırsatını ustaca veren şey sizin o sağlıklı,sıradan yanınızdır. Büyük edebiyat akla aykırılığın sınırında gezinir. Hamlet, nevrozlu bir bilge kişinin çılgınca rüyasıdır. Gogol’ün Palto’su hayatın karanlık seyrinde kara delikle açan, acayip, korkunç bir karabasandır. Metni üstünkörü bir gözle okuyan bir kimse, hikayede densiz bir soytarının maskaralıklarını bulacaktır sadece; ciddi okur ise Gogol’ün asıl amacının Rus bürokrasisinin yıldırıcılığını kınamak olduğunu sanacaktır. Ama güzel bir kahkaha atmak isteyen biri de “insanı düşündüren kitaplar” okumak için can atan kimse de Palto’nun aslında neyi anlattığını anlamayacaktır. Yaratıcı okuru getirin bana; işte bu hikaye onun için yazılmıştır.

Aynı anda hem cümlenin anlamını bulandıran hem de gizli bir anlamı açığa çıkarıp ilgi noktasını birdenbire kaydıran akla aykırı sezgiyi tutarlı Puşkin’de, gerçekçi Tolstoy’da, ölçülü Çehov’da da görebilirsiniz. Ama Gogol’de bu kayma onun sanatının temel direğidir; öyle ki ne zaman edebiyat geleneğine ve uygun ve akla yatkın fikirleri mantıklı bir biçimde sunmaya çalışsa, yeteneğinden eser kalmaz. Ölümsüz eseri Palto’da olduğu gibi kendini bırakıp o dipsiz kuyusunun kenarında sevinçle durduğunda Rusya’nın yetiştirdiği en büyük sanatçı olmuştur.

Hayatın akla uygun düzleminden birdenbire sapmanın çeşitli yolları olabilir elbette, büyük yazarların hepsinin kendine özgü bir yolu yordamı vardır bu konuda. Gogol’ün yöntemi ise iki hareketin birleşimidir; silkinme ve sürüklenme. Saçma denebilecek kadar kısa bir süre içinde, ansızın ayağınızın altındaki tuzağın gizli ağzının açıldığını, apansız çıkan sert bir rüzgarın ayağınızı yerden kesip güm diye sizi biraz ilerdeki bir başka tuzağın içine attığını düşünün. Saçma (absurd), Gogol’ün en sevdiği esin perisidir, ama “saçma” derken söylemek istediğim şey garip ya da komik olan değil. Saçma olan şeylerin de trajik olanlar kadar ince farkları, dereceleri vardır; Gogol’de ise trajik olana daha yakındır. Gogol’un kahramanlarını saçma durumlara soktuğunu ileri sürmek doğru olmaz. Bir adamın yaşadığı dünya zaten baştan aşağı saçma ise, saçma bir duruma sokamazsınız onu; “saçma”dan kastettiğimiz şey kayıtsızlığa ya da insanları güldürmeye yol açan bir şey ise başaramazsınız bunu. Oysa kastettiğimiz, dokunaklı,acıklı bir şey ise, bir insanlık durumu ise, ya da o kadar garip olmayan insan dünyalarında en yüce özlemlerle, en derin acılarla, en güçlü tutkularla ilintili şeylerin tümüyse, kelimedeki anlam boşluğunu buldunuz demektir. O, Gogol’ün karabasanlı ve sorumsuz dünyasında kaybolmuş, acıklı bir durumdaki insansa, saçma bir kere daha “saçma”dır.

Gogol’ün şu cümlesini okuyalım: “Terzinin enfiye kutusunun üzerinde bir generalin resmi vardı; hangi general olduğu belli değildi, çünkü terzinin başparmağı generalin yüzünü delmiş, deliğin üstüne de dört köşe bir kağıt parçası yapıştırılmıştı.” Akayiy Akakiyeviç Başmaçkin’in durumundaki saçmalık işte böyle bir saçmalıktır. Onca yüz resmi arasından bir resmin gerçek bir yüze dönüşmesini , en azından yüzün ait olduğu yerde görünmesini bekleyemezdik. İnsanoğlunun özü Gogol’ün dünyasını şekillendiren sahtelikler kargaşasından akla aykırı olarak türemiştir. Palto’nun başkişisi Akakiy Akakiyeviç saçma bir durumdadır; çünkü kendisine hiç benzemeyen güçlerce yaratılmıştır.

Nasıl bu hikaye sadece hiciv değilse, Akakiy de sadece insan, sadece acıklı durumdaki biri değildir, bundan çok daha fazlası vardır onda. Apaçık ortada olan karşıtlığın gerisinde bir yerlerde,güçlükle fark edilebilen, ince, doğuştan gelen bir bağ da vardır onun durumunda. Yaşadığı hayal dünyası gibi kendi varlığı da aynı heyecan titremelerini, aynı titrek pırıltıları gözler önüne serer. Kabaca çizilen sahnelerin gerisindeki sezdirmeler, hikayenin yüzeydeki dokusuna öyle ustaca yedirilmiştir ki edebiyatta yurt gerçeklerini görmek isteyen Rusların gözünden tamamıyla kaçmıştır. Ama Gogol’ün hikayesini yaratıcı bir gözle okuyanlar en masum paragrafların, kelimelerin, bazen de “hatta”, “nerdeyse” gibi bir tek zarfın, bir tek edatın zararsız bir cümleyi bir anda etrafa karabasan fişekleri saçacak hale getirdiğini; yahut gündelik sözlerle başlayan paragrafın birdenbire yoldan çıkıp asıl ait olduğu akla aykırı boyuta yöneldiğini; yahut, ansızın bir kapı açılıp da o kapıdan köpükler saçan bir şiirselliğin içeri dalıverdiğini ama bu şiirin ya bir bathos* içinde eriyip gittiğini ya da Gogol’ün üslubunun bir parçası olani sihirbazların ağzından duyduğumuz sözlere dönüştüğünü görürler. İnsan hem gülünç, hem de yıldızlar kadar uzak bir şeylerin çok yakında bir yerlerde pusuda beklediği duygusuna kapılır, olayların komik yanıyla kozmik yanı arasındaki farkın bir tek sessiz harfe bağlı olduğunu hatırlamaktan hoşlanır.

Zararsız görünen cümlelerin bıraktığı boşluklar arasında dolaşırken, sadece bir an için sezebildiğimiz o garip dünya nedir öyleyse? Aslında, bir bakıma, gerçek olan o dünyadır, ama biz sahnede, onu gizleyen dekoru görmeye alıştığımız için bize fazlasıyla saçma görünür. Palto’nun başkişisi olan, uysal, hor görülen yazıcı bu sezgilerle şekillendiği için esrarın gerçek anlamını, yani Gogol’ün üslubundan çıkan gerçek dünyayı gözler önüne serer. Bu uysal, hoş görülen yazıcı bir hayalettir; trajik derinliklerden gelen, rastlantı sonucu küçük bir memur kılığına giriveren bir ziyaretçidir. İleri fikirli Rus eleştirmenleri Akakiy’de ezik birer kişilik görmüşler, bütün hikayeyi bir toplumsal karşı çıkış olarak sevmişlerdir. Ama hikayede bundan çok daha fazlası vardır. Gogol’ün üslubundaki boşluklar ve kara delikler hayatın akışındaki kusurları sezdirir. Ortada büyük bir yanlışlık vardır, bütün insanlar biraz kaçıktır, kendilerine çok önemli görülen işlere bağlanırlar. Gelgelelim, saçmalık derecesine varacak kadar mantıklı bir güç onları bu boş uğraşlarını sürdürmeye zorlar; işte hikayenin vermek istediği gerçek mesaj budur. Bu mutlak anlamsızlık, anlamsız alçak gönüllülük ve anlamsız üstünlük dünyasında , tutkunun, isteğin ve yaratıcı dürtünün varabileceği en üstün nokta, terzilerin de, müşterilerin de sırtlarına geçirmek için sabırsızlanacakları yeni bir gocuktur. Ahlaki bir amaçtan ya da ahlak dersinden bahsetmiyorum. Öğrenci ile öğretmenin bulunmadığı böyle bir dünyada ahlak dersi verilemez çünkü. Bu dünya her şeydir, böylesi bir dünya kendini yok edecek her şeyi kendisinden uzak tutar; bu yüzden herhangi bir ilerleme, herhangi bir mücadele, herhangi bir ahlaki amaç ya da çaba, bir yıldızın seyrini değiştirmek kadar olmayacak bir şeydir. İşte budur Gogol’ün dünyası; onun dünyası ne Tolstoy’unkine, ne Puşkin’inkine, ne Çehov’unkine, ne de benimkine benzer. Ama Gogol’ü okuduktan sonra onun dünyasının kırıntılarını görmeye başlayabilir, en beklenmedik yerlerde bile onun dünyasından izlere rastlayabilirsiniz. Pek çok ülke gördüm ben; Gogol’ün adını hiç duymamış olan. Bir rastlantı eseri tanıdığım kimi insanların heyecan dolu hayallerini Akakiy Akakiyeviç’in paltosuna benzetmişimdir.

* Bathos: Ani düşüş; çok güzel,soylu,yüce fkirlerden, sözlerden, durumlardan vb. aptalca, bayağı, ucuz şeylere beklenmedik bir anda düşüş, yücelikten cüceliğe düşüş; ya da sahte pathos (acıma duygusu uyandıran şey)

(1981)
Çeviren : Gamze Bayraktar

Yorum yapın

Daha fazla Biyografiler, Makaleler
“bize sırt çevirenlere değil, ellerini uzatanlara yakınlaşması” için Montaigne’nin çocukken yoksul bir ailenin yanına verilmesi

Soylu bir ad, bilincinde olmaksızın kendini hep korumak ve kuşaktan kuşağa iletmek iradesini içerir. Seigneur de Montaigne unvanını taşıyan ilk...

Kapat