Müslüman Komünistler – Petrograd-Kazan (1917-1918) – Emel Akal

“Milliyetler hapishanesi Çarlık Rusya’sında ezilen ulus konumundaki Polonyalı, Ukraynalı, Gürcü, Ermeni ve benzerlerinin dışındakiler, genelde tarihçilerin ilgilendiği azınlıklardan olmayanlar, yani Tatarlar, Başkurtlar, Türkmenler, Azeriler ve benzerleri ne yaptı? Devrim onları nasıl etkiledi, onlar Devrim’e nasıl katıldılar? Söylendiği ve yazıldığı gibi onlar Türkçü ve İslâmcı mıydılar? Genelde Ekim Devrimi öncesi ve sonrasında Müslüman coğrafyaya ilişkin yapılan çalışmalarda milliyetçi Müslümanların muhtariyet elde etmek için verdiği mücadeleler anlatılır. Sanki Müslümanlar sadece milliyetçi bir faaliyet içindedir ve işçi sınıfının Moskova ve Petrograd’da yürüttüğü iktidar kavgasıyla ilgilenmemişlerdir.” Devrim sürecinde Müslümanların yalnızca “milliyetçi” faaliyetler içerisinde olduğu söylenemez ancak daha önemlisi, Petrograd ve Moskova odaklı bir tarih okuması, zaten Müslümanların faaliyetlerinin anlaşılması açısından isabetli olmayabilir.

Emel Akal’ın Müslüman Komünistler: Petrograd-Kazan (1917-1918) adlı bu kitabı, Ekim Devrimi’nin öncesi ve sonrasında, Rusya’daki Müslüman toplulukların faaliyetlerine ağırlık vererek Yusuf Akçura, Şerif Manatof, Ahmetzaki Validov, Sultan Galiyef, Mustafa Suphi ve Mollanur Vahidof gibi etkili figürler üzerinden “hem Moskova’dan Kazan, Orenburg ve Ufa’ya”, “hem de Kazan, Orenburg ve Ufa’dan Moskova’ya” bakıyor.

Rusya’daki Müslümanların 1917-1918 yılları arasındaki siyasi deneyimine odaklanan “alternatif” bir tarih okuması sunuyor.


ÖNSÖZ

Ben hep “hikâye anlatmak” istedim. Şimdi adını bile hatırlamadığım bir roman yazmışlığım bile var taa ortaokulda. Sonra yazmak için hep bekledim, yeterince biriktirmek, yeterince
olgunlaşmak için. Yazma isteğim o kadar güçlü idi ki hep günlük tuttum. Günlüklerim 12 Eylül 1980 sabahı banyo sobasında dumanlarla göğe karıştı…
Tam yazma zamanım geldiğinde, otuzlu yaşlarımın ikinci
yarısında üniversiteye dönüp, yüksek lisans ve doktora yapınca benim “hikâye anlatma” isteğim “bilimsel” zorunluluklarla
kuşatıldı, hikâyeler “gerçekten ne oldu”lar, “içindekiler”, “dipnotlar”, “kaynaklar” arasında kayboldu gitti.
Mesela Çarlığı yerle bir eden Rusya’nın muhteşem işçi ve
emekçi halklarının hikâyesini; hani soğuk bir şubat gününde,
önleri barikatlarla kesilince caddelerden donmuş Nevski Nehri’ne inip düşe kalka, kayarak yürüyen ve sonra tekrar köprülere tırmananarak Nevski Bulvarı’nı işgal eden on binlerce göstericinin (Meivelle, 2017) nefes kesen hikâyesini anlatmak isterdim.
Mesela Devrim sırasında tarih sahnesine çıkan siyasi aktörlerin hikâyelerini anlatmak isterdim. Hani, 1917’nin Ağustos’unda, Petrograd’ı ele geçirmek için Kornilov’un gönderdiği Vahşi Tümen’i taşıyan trenin lokomotifinin önü, raylara konulan ağaç
kütükleriyle kesilmiştir. Trenin önünü kesenler, Vahşi Tümen’in
askerlerine devrim karşıtlarının aleti olmamaları için ajitatif konuşmalar yapmaktadır; bunlardan biri ünlü Kafkas lideri İmam
Şamil’in oğlu Mekteb-i Sultani, yani Galatasaray Lisesi ve Mekteb-i Mülkiye mezunu M. Zahid Şamil’dir… Nereden, nereye…
Ya Şerif Manatof, ya Mustafa Suphi? Birinin yolu Rusya’dan
Anadolu’ya, diğerininki Anadolu’dan Rusya’ya düşmüş iki genç
adam. Ya 1918 yılının bir Eylül gecesinde Tatar Yusuf Akçura ile Başkurt Ahmetzaki Validov’un Ufa’da herhalde sabahlara
kadar süren konuşmaları…
Hepsinin masalını anlatmak isterdim.
Olmadı. Akademik “zehirlenmişlik”, “hikâye anlatmama”
izin vermedi.
2017 yılının yaz aylarında “1917 Ekim Devrimi’nin yüzüncü
yılı” dolayısıyla benden yazı istenmesiyle tekrar Ekim Devrimi
üzerine okumaya başladım. “Tekrar” derken, 14-15 yaşımdan
bu yana döne döne okuduğum, anlamaya, anlatmaya çalıştığım
bir dönem… Militan bir devrimci olarak 1970’lerde Lenin’in kitaplarını kimbilir kaç kere okudum, okuttum ve anlattım. 12
Eylül 1980 askerî darbesinden on bir yıl sonra, 1991’de af çıkıp
da hakkımdaki “gıyabi tevkifat kararı” düşünce başladığım sosyoloji yüksek lisansı ve siyaset bilimi doktora çalışmaları sırasında Marksist devlet kuramından yabancılaşmaya, kadın meselesinden toprak meselesine kadar nice ödevler yazdım.
Son yıllarda Avrupa tarihi üzerine yaptığım okumalar sırasında, 19. yüzyıla gelince tekrar Marx ve Engels’e dönmüş;
1789, 1848, 1852, 1871 devrimlerinin oluşma, olgunlaşma ve
bastırılmasının nedenleri üzerine yoğunlaşmaktaydım. Tam bu
sırada devrimlerin en büyüğü olan Ekim Devrimi hakkında yazı yazmam istenince tekrar 1917’ye, Rusya’ya, Lenin’e, Bolşevik
Partisi’ne geri döndüm. Bu vesile ile Sovyet Devrimi hakkında
Sovyetler Birliği çöktükten sonra, ideolojik önyargılardan arınmış, daha sakince kaleme alınmış pek çok yeni kitaba ulaştım.
2017 yılının Ekim ayına doğru Ekim Devrimi’nin yüzüncü
yılı için yazdığım yazıları teslim ettim, birkaç konuşma yaptım, aylardan Aralık oldu, ama ben konudan bir türlü kopamadım.
Merakımı özellikle kışkırtan, “Petrograd ve Moskova’da bütün
bunlar olurken Kazan, Ufa, Orenburg, Taşkent, Bakü, Bahçesaray gibi Müslüman toplumların yaşadıkları yerlerde neler oluyordu?” sorusuydu. Milliyetler hapishanesi Çarlık Rusya’sında
ezilen ulus konumundaki Polonyalı, Ukraynalı, Gürcü, Ermeni
ve benzerlerinin dışındakiler, yani genelde tarihçilerin ilgilendiği azınlıklardan olmayanlar, yani Tatarlar, Başkurtlar, Türkmenler, Azeriler ve benzerleri ne yaptı? Devrim onları nasıl etkiledi, onlar Devrim’e nasıl katıldılar? Söylendiği ve yazıldığı
gibi onlar Türkçü ve İslâmcı mıydılar?
Genelde Ekim Devrimi öncesi ve sonrasında Müslüman coğrafyaya ilişkin yapılan çalışmalarda milliyetçi Müslümanların
muhtariyet elde etmek için verdiği mücadeleler anlatılır. Sanki
Müslümanlar sadece milliyetçi bir faaliyet içindedir ve işçi sınıfının Moskova ve Petrograd’da yürüttüğü iktidar kavgasıyla ilgilenmemişlerdir.
Bu konu zaten uzun zamandır ilgimi çekiyordu. 2004-2008
yılları arasında “Bolşevik Rusya’da Müslüman Komünistler”
adını koymayı düşündüğüm bir çalışma yapmaya başlamış, Bakü’ye gitmiş, kaynaklar getirmiş, Türkçe ve İngilizce literatürdeki kaynakları taramıştım. Ama başıma bir felaket gelmiş, olmayacak işler olmuş, kaynak kitaplarım ve not aldığım beş defterim çalınmıştı… Bu olay üzerine yaşadığım büyük travma ile
konudan tamamen uzaklaşarak İştirakiyuncular, Komünistler ve
Paşa Hazretleri adlı kitabımı yazmaya yönelmiştim.
Ama işte neredeyse tam on sene sonra “Müslüman Komünistler” beni yine kendine çekiyordu…
Uluslararası literatürde 1917 Devrimleri üzerine yazılanlar
genel olarak Pertograd ve Moskova merkezlidir. Bense 1917
Ekim Devrimi öncesi ve sonrasında Petrograd merkezli faaliyetlere paralel olarak Rusya’daki Müslüman toplulukların faaliyetlerini takip ettim. Lenin Petrograd’da Nisan Tezleri’ni sunarken, Mollanur Vahidof, Sultan Galiyef veya Mustafa Suphi
nerede, ne yapıyordu? Geçici Hükümet’in Bolşevikleri yok etmek üzere başlattığı Temmuz Saldırısı sürecinde sosyalist olan ve olmayan Müslümanlar ne tepki verdi? Ya Devrim olur olmaz Rusya topraklarına ayak basan Yusuf Akçura… Ya Türkiye’de yakından tanınan Ahmetzaki Validov, yani Zeki Velidi
Togan, ya Şerif Manatof… Ben hem Moskova’dan Kazan, Orenburg ve Ufa’ya bakmak istedim, hem de Kazan, Orenburg ve
Ufa’dan Moskova’ya.
Bu çalışma sırasında binlerce kilometreye uzanan bir coğrafyada dağlar, nehirler, denizler, ovalar, vadiler, hatta çöllerle
birbirinden ayrılmış Müslüman dünyası ile daha yakından tanıştım. Farklı etnisitelere, hatta boylara bölünmüş, büyük ölçüde göçebe, hayvan yetiştiricisi, at sırtında yaşayan toplumlar.
Kazan’da olduğu gibi tüccar ve köylü, Bakü’de olduğu gibi sermayedar ve proleter sınıflara bölünmüş, derin bir kültüre sahip
bu dünyayla daha yakından tanıştım. Avrupalının, Rus’un, hatta Osmanlı vatandaşlarının bile küçümsediği, aşağıladığı, doğayla barışık yaşayan topluluklar.
Bu çalışma süresince önce tüm Rusya Müslümanlarının faaliyetlerini anlamaya çalıştım. Ama gördüm ki Kırım-Bahçesaray, Azerbaycan-Bakü, Tataristan-Kazan, Başkurdistan-Orenburg, Türkistan-Taşkent, Buhara, Hive gibi merkezlerdeki
farklı ulusların, kendi özgün koşullarında verdikleri mücadelenin tamamını anlamak da, anlatmak da kolay değil. 1917-1920
yılları arası öylesine inanılmaz, öylesine hareketli, öylesine karmaşık bir dönem ki… Çünkü Rusya’da yaşanan bu dört yıl, onlarca yıla bedel değişimlerin yaşandığı yıllar. Daha önceki çalışmalarımda zaten Kafkasya’ya değinmiştim. Şimdi her birinin
macerası ayrı bir çalışmayı hak eden bu merkezlerden “Şimal
Türkleri”ni, İdil-Ural Tatar ve Başkurtlarını anlatmayı seçtim.
Tatar ve Başkurtların 1917-1920 yılları arasını kapsayan
hikâyesi beni içine aldı. Müslüman Sosyalist Komitesi’ni kuran,
Sovyet Hükümeti’nin Milli İşler Komiserliği’ne1
bağlı olarak kurduğu Musom’un ilk başkanı Mollanur Vahidof da, meşhur

1 1918’de hem Tatar basınında hem de Mustafa Suphi’nin yayımladığı Yeni Dünya gazetesinde Sovyet hükümeti/Sovnarkom’un bir bakanlığı/Komiserliği olan
Narkomnats, “Milli İşler Komiseryatı” olarak anılmaktadır. Türkçe literatürde
pek çok farklı çevirisinin yanında yaygın olarak Milliyetler Halk Komiserliği
diye bilinmektedir.

Sultan Galiyef de bu hikâyede vardı. Türkiyeli okurun yakından tanıdığı TKP kurucusu ve ilk başkanı Mustafa Suphi, meşhur Yusuf Akçura, Anadolu’da Türkiye Bolşevik Komünist Fırkası’nı kuran Şerif Manatof, hatta Z. Validov hep Şimali Müslümanlar, yani İdil-Ural dairesi içindeydi.
Kazan, hem Müslüman burjuvazinin, hem de Müslüman
sosyalistlerin aktif olduğu bir merkez, Rusya Müslümanlarının
en gelişmiş, en münevver, en eğitimli kesimlerinin yaşadığı; sadece Çarlık Rusya’sına karşı verilen mücadelenin değil, Müslümanların kendi arasındaki keskin sınıf mücadelesinin de en iyi izlenebildiği kentlerden biri idi.
Ben kısa dönem çalışmayı seviyorum. Bu çalışmayı 1917-
1920 yılları arasını kapsayacak biçimde planlamıştım. Ancak
4-12 Kasım 1918 tarihinde toplanan “I. Tüm Rusya Müslüman
Komünist Bolşeviklerinin Kongresi”nin bir dönüm noktası olduğu kanısına vararak incelemeyi bu noktada bıraktım. Böylece Şubat 1917-Kasım 1918 arasını, yani iki seneden kısa bir dönemi kapsayan bir çalışma yapmış oldum. 1918 yılının sonundan 1920 yılının Eylül ayında toplanan Doğu Halklarının Bakü Kongresi’ne kadar getirmeyi düşündüğüm iki yıllık dönemi,
yani 1919-1920 yılları arasını kapsayacak ikinci cildi de yazmayı düşünüyorum. Ben niyet ettim, gerisi kısmet…
Bu çalışmada Şubat ve Ekim 1917’de gerçekleşen büyük
Devrimleri anlatmadım. 1917-1918 yıllarında Rusya Müslümanlarının yaşadıklarını anlamak ve anlatmak için Rus Devrimlerini geri plan olarak kullandım. Bu nedenle okur beni pek
çok olguyu göz ardı etmekle eleştirebilir.
Marksistler ve Rusya Müslümanları
Ben entelektüel gıdasını daha çocuk yaşlardan itibaren sol/
sosyalist düşünce dünyasından almış, kendini çok genç yaşlardan itibaren “enternasyonalist” olarak tanımlayan biriyim. Benim için “Bütün ülkelerin işçileri, birleşin!” sloganı esastır. Bu
nedenle ırkçılıktan tiksindim, emekçi sınıfları birbirine kırdıran milliyetçiliğe mesafeli durdum. Türk milliyetçilerinin “Ben bir Türk’üm, dinim, cinsim uludur/Sinem, özüm ateş ile doludur” hamaseti, Türklere yöneltilen övgüler, yüceltmeler bana
çok uzaktı. “Esir Türkler, Dış Türkler” için dökülen gözyaşlarına bir yakınlık hissetmedim. Benim için esas olan ırkı, milliyeti, cinsiyeti, dini, dili ne olursa olsun emekçi dayanışmasıydı. Bu nedenle Sovyet Rusya’da Müslümanların yaşadığı mağduriyet anlatılarına karşı hep mesafeli durdum. Ama bu tutum
Rusya Müslümanları hakkında bilgi sahibi olmaktan kaçtığım
anlamına gelmiyor.
Rusya Müslümanlarının İstanbul’un düşünce ve politika
dünyasıyla çok yakın olduğunu, zorda kaldıkları zaman Anadolu ve İstanbul’a, yani Osmanlı topraklarına kaçtıklarını elbette biliyordum ve yazdım da. İstanbul’a Rusya’dan, Rusya’ya
İstanbul’dan taşınan fikir ve tecrübeleri izlemek, keşfetmek
hep ilginçti. Osmanlı-Rus savaşlarından sonra Kırım, Kafkasya, Türkistan gibi yerlerde Rus Çarlığı’nın mezalimini “etnik”
kökenim dolayısıyla değil, bir Marksist olarak acı ve üzüntüyle
okudum. Rusya’dan sürülen Müslüman unsurların, Kırım Tatarları ve Çerkeslerin yaşadıkları acıyı ruhunda hissetmemek
mümkün müdür?
Osmanlı Devleti’nin pan-İslâmist, pan-Türkist, irredentist
heves ve planları benim gibi soldan bakanların Rusya Müslümanlarına mesafeli durmasına yol açmış olsa da, elbette Rusya
Türk-Tatar-Müslüman toplulukların varlığını görmezden gelemezdik. Sadece ilgi alanımızda değildi.
Kolonyalizme, kapitalizme, emperyalizme, yani sömürü,
baskı ve eziyetin her çeşidine karşı olan solcuların, Rusya
Türk-Müslümanlarına mesafeli davranmasında, 1930’lu yıllarda “Prometeci” Rusya Türklerinin Nazilerle işbirliği yapmalarının ve Türkiye’de ırkçı, faşist Nihal Atsız’la kol kola girmelerinin de payı büyüktür.
Bu çalışma boyunca milletler hapishanesi Çarlık Rusya’sındaki pek çok ezilen ulus gibi, Müslümanların da ezilen ulus kategorisinde olduğu gerçeği ile yola çıktım ve kendimi bir Marksist olarak bu konuya ilgi göstermek, incelemek ve söz söylemek zorunda hissettim.


KÜNYE
Müslüman Komünistler
Petrograd-Kazan (1917-1918)
Emel Akal
İletişim Yayınları
1. baskı – Eylül 2020
440 sayfa


İÇİNDEKİLER
KISALTMALAR……………………………………………………………………………………………………9
TEŞEKKÜR ………………………………………………………………………………………………………. 11
ÖNSÖZ……………………………………………………………………………………………………………… 13
GİRİŞ………………………………………………………………………………………………………………… 25
Rusya Müslümanları……………………………………………………………………………………. 36
Yusuf Akçura (1876-1935)………………………………………………………………………. 45
BİRİNCİ BÖLÜM
ŞUBAT 1917 – MART 1918
Çarlık yıkıldı: Petrograd……………………………………………………………………………… 49
Çarlık yıkıldı: Kazan…………………………………………………………………………………….. 57
Rusya’da özgürlük günleri: Herkese, herkese, herkese………………….. 73
Birinci Tüm Rusya Müslüman Kurultayı/Kongresi…………………………….. 81
Temmuz günlerinde Kazan ………………………………………………………………………… 96
Osmanlı Devleti’nin irredentist faaliyetleri ve Yusuf Akçura …………103
Ağustos: Darbe büyük, ama Bolşevikler ayakta ……………………………….118
Devrim hazırlıkları……………………………………………………………………………………….125
Bir Devrim Nasıl Yapılır? 25 Ekim 1917………………………………………………131
Kazan’da Devrim günleri …………………………………………………………………………..141
Müslüman burjuvazi Devrim’i yok sayıyor……………………………………………146
Başkurtların yolu…………………………………………………………………………………………157
Kurucu Meclis ……………………………………………………………………………………………..166
Milli mesele: Teoride ve pratikte……………………………………………………………172
Narkomnats/Milli İşler Komiserliği ve Muskom ……………………………….182
İdil-Ural Devleti’nin kuruluşu ve tasfiyesi…………………………………………….195
Nihayet barış………………………………………………………………………………………………..208
İKİNCİ BÖLÜM
MÜSLÜMAN KOMÜNİSTLERİN
DEVLET KURMA DÖNEMİ
Müslüman Komünist Partisi’ne doğru…………………………………………………..221
Tatar-Başkurt Sovyet Cumhuriyeti…………………………………………………………227
Tatar-Başkurt Sovyet Cumhuriyeti’nin
kuruluş çabaları…………………………………………………………………………………………..236
Osmanlı Devleti’nin Rusya’daki gelişmelere müdahalesi ……………….249
25 Mayıs: Çekoslovak İsyanı ve KOMUÇ…………………………………………….265
Tüm Rusya Müslüman Komünistler (Bolşevik) Partisi kurulur……..273
İç savaşta Müslüman Kızıl Ordu’ya katıl……………………………………………..280
6-8 Temmuz: Sol-SR ayaklanması ve Sol-SR’lerin tasfiyesi……………285
Komünist Müslümanlar……………………………………………………………………………..291
Mustafa Suphi ve Türk Sosyalistleri Konferansı………………………………..295
Beyaz Ordu ilerliyor…………………………………………………………………………………….306
Peş peşe suikastlar: Bolşevikler sertleşiyor………………………………………321
Yusuf Akçura İdil-Ural topraklarında……………………………………………………..327
Kazan geri alındı………………………………………………………………………………………….342
4-12 Kasım 1918: Birinci Tüm Rusya
Müslüman Komünist Bolşeviklerinin Syezdi/Kongresi ……………………351
Sovyet Devleti’nde merkezileşme:
Sekizinci RK(B)P Kongresi kararları……………………………………………………..374
SONUÇ…………………………………………………………………………………………………………….385
EK
ŞERİF AHMEDOVİÇ MANATOF (1887-1936)…………………………………………..395
KAYNAKÇA…………………………………………………………………………………………………….407
DİZİN………………………………………………………………………………………………………………427


Emel Akal
İlk, orta, lise öğrenimini Ankara’da tamamladıktan sonra İstanbul Üniversitesi Psikoloji Bölümü’nü bitirdi. 1970’li yıllarda aktif sol politikada yer aldı. İlerici Kadınlar Derneği üyesi olarak İstanbul, Diyarbakır, Van, Trabzon, Ordu, Giresun, Samsun ve Bursa illerinde örgütlenme çalışması yaptı. 1996’da ODTÜ’de sosyoloji yüksek lisansı, 2001’de Ankara Üniversitesi’nde siyaset bilimi doktorası yaptı. Boğaziçi, Muğla, Bilkent üniversitelerinde Türkiye tarihi üzerine dersler verdi. Birçok makalesinin yanı sıra Kızıl Feministler: Bir Sözlü Tarih Çalışması (İletişim, 2011); Milli Mücadelenin Başlangıcında Mustafa Kemal, İttihat Terakki ve Bolşevizm (İletişim, 2012); Moskova, Londra, Ankara Üçgeninde İştirakiyuncular, Komünistler ve Paşa Hazretleri (İletişim, 2012) adlı kitapları yayımlanmıştır.

CEVAP VER

Please enter your comment!
Please enter your name here