Müzik Yazılarım, M. Halim Spatar

M. Halim Spatar’ın 2007 yılında yayımlanan Müzik Yazılarım adlı eseri, *müziğe ve devrime inananlar için ilginç bir kitap? Müzik Yazılarım, bugün yaşı seksene ulaşan ilginç ismin, aynı zamanda ilk yapıtıdır. 1990’lı yılların ikinci yarısından itibaren ağırlıklı Cumhuriyet dergide, birer örnek olarak da Filarmoni ve Andante adlı müzik dergilerinde kaleme alınan denemeleri Müzik Yazılarım’da bir araya getirilmiş. Denemelerde yazarın siyasal vizyonunun, devrime duyarlılığının açık izlerine rastlanıyor. Araştırmacı kimliği genellikle ön planda. Müziğin, dünya devrimci kültür ve geleneğiyle olan akrabalıkları çoğu denemede dikkat çekiyor. Yazarın, Türkiye’de Klasik Batı Müziği’nin gelişimini de yakından izlediği açık.
Kitap, yazarın, henüz yirmi yaşındayken, 1948 yılında, Cumhuriyet döneminin önemli müzik adamı Mahmut Ragıp Gazimihal’le bir İzmir dergisi için yaptığı etkili söyleşiyle başlıyor. Gazimihal’i tanıtan kısa metnin ardından, Türkiye’de ilk kulak eğitiminin nasıl belirdiğine, bunun geri planına dair birçok bilgi edinme imkânı buluyoruz. Spatar, söyleşide, Itri’nin veya Dede’nin batıya nasıl tanıtılacağı konusunda bir soru yöneltirken, Gazimihal’de kendine bunun yol ve yöntemlerinden söz ediyor. Yine, 1940’ların sonlarında, İzmir’de Klasik Müzik ortamının ne durumda olduğu konusunda da incelikli bilgi sahibi oluyor okur. Bu söyleşi Gazimihal’in bir üstad olarak mütevazılığı ve perspektifini yansıtırken; yaşı henüz yirmi olan Spatar’ın da müziğe olan özel ilgisinin sayısız ipuçlarını yansıtıyor.
“Béla Bartók”un Halk Musiki Araştırma Gezisi, Türkiye’ye Yerleşme Niyeti ve A. Adnan Saygun ile Yazışması” başlığını taşıyan kesitte, Bartók’un Türkiye’de yaptığı araştırmalar, konferanslar, Ankara’daki müzik kurumlarının önerdiği yol ve yöntemler yine de yazının görece bilinen yanları. Buradaki ilginç kesit, Bartók’la yakın bir dost olan A. Adnan Saygun’un sonradan ulaşılan bir mektubunda, Bartók’un 1938-39’da Alman faşizminden de bir anlamda kaçarak Türkiye’ye yerleşme talebi; Saygun’un çabaları, ama Ankara’da Alman Faşizmine sempatik bakan kesimlerin Bartók’un bu talebinin önünü kesmesi. Metin ve mektup örnekleri bir anlamda Ankara’nın 2. Dünya savaşının hemen başındaki siyasal eğiliminin, ya da o eğilimlerden birinin de ırkçılık yanlısı bir çizgi olduğunu yansıtması. Bartók’un kim olduğu kadar, onu reddeden anlayışın sergilenmesi açısından da ilgiye değer bir metin bu.
Bu iki metinle başlayan kitapta çoğu enteresan toplam on sekiz yazıyla karşılaşılıyor. Yazıda, bu metinlerin yalnızca birkaçından söz edeceğiz. Örneğin, Spatar’ın, Fransa’nın Nobel ödüllü romancısı Romain Rolland’ı merkez yapan iki yazısı var. İlk metin daha çok Rolland’ın romancı ve araştırmacılığının yanında, klasik müziğe duyduğu özel ilgiyi, bunun nedenlerini sorguluyor. Bestecilerle olan sıkı yakınlığını anımsatıyor. Ama, Almanya karşıtı olduğu için, Wagner gibi birçok ünlü besteci arkadaşının onun nasıl dışladığının altını çiziyor. ‘Müzikli Mektuplar’ adlı metindeyse Rolland’ın ünlü besteci Richard Strauss’la olan yazışmalarından kesitler sunuyor.

Spatar’ın ‘Protestonun Ortak Diliy’di adlı denemesiyse, ünlü Amerikalı siyah, protestocu şarkıcı Paul Robeson’un 1998’de kutlanan doğumunun yüzüncü yılı adına yazılmış. Sahne sanatçısı ve Sinema oyuncusu olan Robeson, dünya halklarının özgürlükleri aşkına yirmi beş dilde şarkı söyleyebilen bir şarkıcıymış. Amerika’nın ırkçı 1950’li yıllarında yasaklarla yaşamış bu sanatçının bir tür müzik ve yaşam öyküsü var bu denemede. Ardından gelen Nazım’ın ‘Kartal Kanatlı Kanarya’sı, ‘İnci Dişli Zenci Kardeş’i’ adlı denemeyse öncekinin neredeyse aynısı. Burada bir dikkatsizlik öne çıkıyor. Metnin tek farklılığı, Nazım’ın hapisteyken bu şarkıcı için yazdığı şiirin gündeme, günışığına çıkması. Kitapta daha sonra rastlayıp okuduğumuz ‘Harry Belafonte ve Paul Robeson’ adlı denemedeyse, dönemin medyasının kapıştırmaya çalıştığı bu iki ünlü şarkıcının nasıl yakın dost olduklarını anlatıyor. Bunun yanında, metin, ünlü kalipso kralı Belafonte’nin de bir barış savunucusu olduğunun altını çiziyor.
Kitapta ‘Müzik ve Devrim’ başlığını taşıyan metin, üç devrimci Alman bestecisinin serüvenini, müzik vizyonunu ve devrimci politik bakışını öne çıkarıyor. Bu isimler, önemli Brecht oyunlarını besteleyen isimler. İlgiyle okunan bir yazı bu. Yazar, ‘John Cage-Sessiz Müzik ve Gürültü Müziği’ adlı metinde, Cage’in bir anlamda müzik felsefesini ve kuramsal uğraşlarını kaleme almış. ‘Ruhi’nin Sazı’ndaysa, Spatar, 1951 TKP tevkifatında, Ruhi Su’yla birlikte yatarken, ilkel koşullarda onun için yapılan sazın öyküsünü komünist anılarını tekrarlıyor.
Kitapta okunmaya değer daha birçok yazı var. Müziğe ve devrime inananlar için daha da ilginç bir kitap bu. Ancak, çoğu metnin Türkçe olarak biraz özensiz olduğunu, yazılar içinde birtakım metinsel ve ilişkisel kopuklukların olduğunu söylemek gerek. Yine de değerli müzik ve politika insanı Spatar’ı bu kitap vesilesiyle yeniden tanımak heyecan verici.
*Orhan Kahyaoğlu ?nun 29/06/2007 tarihli Radikal Gazetesi Kitap Ekinde çıkan yazısı

Türkiye politik tarihinin önemli figürlerinden biri olan M. Halim Spatar, yazın alanında da, daha çok yazar ve çevirmen kimlikleriyle bilinir. Fakat Spatar’ın pek bilinmeyen bir yönü de müzisyenliğidir. Çünkü kendisi yüksek öğrenimini İstanbul Üniversitesi Tıp Fakültesi’nde sürdürürken, Eminönü Halkevi’nde Ziya Aydıntan’ın mandolin orkestrasında da çalmıştı. Bunun dışında, dünyaca ünlü ansiklopedilere müzik maddeleri yazacak kadar da bu konuya hakim olduğunu belirtmek gerekiyor. Bu kitap, Spatar’ın gazete ve dergilerde yayımlanmış müzik yazılarının derlenmesiyle ortaya çıktı ve Mahmut Ragıp Gazimihal’den Hanss Eisler’e, Ruhi Su’dan John Cage’e kadar geniş bir yelpazede geziniyor.
Yazar ve çevirmen kimliğiyle bilinen M. Halim Spatar’ın çeşitli dergi ve gazetelerde yayımlanmış müzik yazılarının derlendiği bu kitapta, Mahmut Ragıp Gazimihal’den Hans Eisler’e, Ruhi Su’dan John Cage’e kadar geniş bir yelpaze sunuluyor.

“O gün iki ders üst üste, hem de sınıfta beden dersi yapacaktık. Biraz içimiz daralmamış değildi hani. Koca iki ders.
Bir de baktık ki, hoca ceket-pantolon giymiş, kravat takmış bir halde kapıdan giriyor! Bir elinde gramofon var, öbür koltuğunun altında mukavva bir kutu; belli ki içinde plaklar var. Hepimiz ayağa kalktık, “Günaydın!” diye bizleri selamlayarak yürüdü, doğruca öğretmen kürsüsüne gitti; gramofonu ve plak kutusunu kürsünün üstüne koydu. Geçip oturdu. Gözleriyle bizleri süzdükten sonra: “Çocuklar, bugün ders yapamıyoruz. Şimdi her zamankinden değişik, ama çok değerli birşey yapacağız. Size plak dinleteceğim. Sizler rahatça arkanıza yaslanıp konuşmadan, gürültü çıkarmadan dinleyeceksiniz. Çoğunuzun kulağı klasik Batı müziğine alışık değil, biliyorum. Ama iyice kulak verin, dinleyin, birşeyler kapmaya çalışın; eninde sonunda seveceksiniz. Göreceksiniz, dinlediğiniz şeylerin çoğunu dinleyip geçmeyecek, hep hatırlayacak, hattâ arayacaksınız. Bu da sizin için önemli bir kazanç olacak. Evet, başlıyoruz,” dedi. Gramofonu açtı, bir plağı alıp kılıfından çıkardı, eczalı sarı bezle iyice sildi. Gramofon başına iğnesini taktı, sağ elinin orta parmağıyla iyice oturmuş mu diye iğneyi bir yokladı; gramofonun kolunu dikkatle çevirerek kurdu.
“Size Mozart’ın Piyano Konçertosu’nu çalıyorum,” dedi; çalanın ve orkestranın adını, ayrıca, o günlerde kulağımıza çok yabancı gelen terimlerle eserin bölümlerini söyledi. Şaşırıp kalmıştık. Aklımızın ucundan bile geçmezdi böyle bir şey. Ne yalan söyleyeyim, hafiften gırgıra almış da olabiliriz belki de, Yahya Hocamızı. Hoca bize, hem de beden dersinde plaktan klasik müzik dinletiyor.”

Müzik Yazılarım M. Halim Spatar, Pan Yayınevi, 2007, 197 sayfa,

Yorum yapın

Daha fazla Müzik Kitapları
İnsanlığın 19.yüzyıldan günümüze Opera Tarihi 4.cilt, Cevad Memduh Altar

Dört ciltlik bir eser olan Opera Tarihi?nin dördüncü ve son cildinde, 19. yüzyıldan bu yana gelişimlerini sürdürmekte olan ulusal operalar...

Kapat