Nâzım Hikmet ve Kızılderililer

nazım_hikmetKristof Kolomb’u anlatmak üzere Oregon’un Porta ilçesinde derse giren Bili Bigelovv adlı öğretmen ön sırada oturan bir kız öğrencinin cüzdanını alır. Bu olay tüm sınıfın gözleri önünde olmuştur. Herkes şaşkındır!…
Böylesine açık yapılan hırsızlığa bir anlam veremez çocuklar. Kız öğrenci tepki göstermek zorunda kalır: “Cüzdanımı aldınız”… Ve öğretmen derse başlar: “Hayır. Cüzdanını keşfettim!”

Coğrafya derslerinde, Kolomb’un Amerika’ya adım atmasıyla beyaz adamın patates ve domates ile tanıştığı öğretilir. Patates, mutfaklarda kolaylıkla yer bulur kendisine. Domates ise Fransızlar tarafından kadınlara uzun bir süre “aşk meyvesi” olarak sunulur!

Bir zamanlar, İstanbul’un Göztepe semtinde bulunan taş mektebin bahçesindeyiz… Teneffüsteki öğrencilerin bağrışmaları arasından bir ses çarpar kulağımıza: “Patates… Patates…” Görünürde patates falan yoktur.

Ama lâkabını sömürgecilerin getirdiği bir yiyecekten alan çocuk kendisini kızdıran arkadaşlarının peşinden koşmaktadır. O çocuk ki, yıllar sonra “Vatan, Amerikan üsleri, Amerikan bombası, Amerikan donanması topuysa” vatan haini olmayı kabul eden Nâzım Hikmet’tir.

Çocuk dergilerinde çıkan “Okyanusya Vahşileri Arasında”, “Afrikalı Yamyamların Elinden Nasıl Kurtuldum” gibi hikâyeleri “üşenmeden”

okuyan Orhan Selim, Tan gazetesindeki köşesinde 30.8.1935 tarihinde yayınladığı yazısında şu soruyu sorar: “Müstemlekeci Avrupa devletlerinin çocuklarında, müstemleke halkına karşı bir düşmanlık uyandırmak için yazılan ve Avrupalı çocuğa, kendisinin Asyalı ve Afrikalıdan çok daha yüksek bir varlık olduğunu telkin etmek ülküsüyle ortaya çıkarılan bu yalancı ve düzenbaz neşriyatın, bizim çocuklarımızla ne gibi bir bağı olabilir?”

Orhan Selim, “Amerika Vahşileri” başlıklı yazısının sonunda sözü Kızılderililere getirir: “Eskiden Amerika Vahşileri diye filmler gösterilirdi. Bu filmler yüzünden, birçok sinemacılar para kazandıydı ama memleket çocukları, istilaya uğramış yurdunu korumak için uğraşan insanları Amerika Vahşileri adı altında tanıdı gitti… Amerika Vahşileri dolabına kapılmayalım artık.”

İlkokul sıralarındayken, hepimiz, patates baskıyla resimler yapmışızdır.

İşte, Orhan Selim’de, yaşantısının büyük bir bölümünü baskı altında geçiren “patates” lâkaplı Nâzım Hikmet’ten başkası değildir!.

Nâzım Hikmet’in şiirlerinde, beyaz adamın üslerine, bombasına ve donanma topuna karşı vatanını “korumak için uğraşan” Kızılderililere bir yerde rastlarız:

Sayın halkları bütün ırkların, Endonezyalısı, Almanı, Eskimo’su, Sudanlısı, Çinlisi, Türkü, Ermeni’si, Yahudi’si, Arabi, Lehlisi, Rus’u, Meksikalısı, Norveçlisi, Kırgız’ı, Abhazlısı, Hintlisi, Kürdü, Fransız’ı, Fars/,Liberyalısı, İngiliz’i, Amerikalısı: ak, kara, kırmızı, Irkçılığa karşı olarak yazdığı “Orası” adlı şiirinde halklara “Ne birbirinizden üstün ne birbirinizden aşağı” diye seslenen Nâzım Hikmet, Amerika’daki ak ve kara insanların yanında “kırmızı” tenli olanları, yani Kızılderilileri de unutmaz. Amerika yerlilerinin Kızılderili olarak adlandırılması bir yanılgıdır aslında. Beyaz adam, ilk kez karşılaştığı yerlilerin kırmızı tenini görünce onlara “Kızılderili” adını koyar. Oysa yerliler, kırmızı toprak ile boyamışlardı üstlerini!..

Nâzım Hikmet’in “beyazı, siyahı, yerlisi” yerine “ak, kara, kırmızı” demesinin nedeni, hiç şüphesiz ki, “k” harfini Türkçenin en hâkim harfi sayması ve sıkça kullanmasıdır.

Amerika’ya gitmek için vize alamayan Nâzım Hikmet’in yaşantısı boyunca bir Kızılderili ile karşılaşıp karşılaşmadığını bilemeyiz. Ama Tan gazetesindeki yazısının ülkemizde, Kızılderililere yapılan haksızlıkların dile getirildiği ilk yazı olmadığını söyleyebiliriz. Ahmet Mithat Efendi, 1890’da yayınladığı “Amerika Vahşet Âlemi” adlı kitabında Nâzım Hikmet’in karşı çıktığı “vahşi” tanımlamasını kullanmış olsa da, Kızılderililerin ne denli iyi niyetli olduklarının ve nasıl bir oyuna getirildiklerinin ayrımındadır: “Vahşiler Avrupalıların o süslü kıyafetleri altında ne yaman entrikalar sakladıklarını bilmeyerek ilk saffeti halleriyle bunların düşmanlıklarından korkmamak lazım geleceği gibi dostluklarına da tamamıyla emniyet gösterilmek iktiza eyleyen adamlar olduklarını ümide düşerler. Aradan birkaç sene geçmelidir ki Avrupalılar zapt eyledikleri yerlerde kendilerini güzelce yerleştirip temelleştirsinler de asıl yerliler aleyhinde müstaid oldukları mezalimi meydana çıkarıp biçare yerliler dahi bunların ne yaman düşmanlar olduklarını arılayabilsinler.”

Sunay AKIN

KIZ KULESİNDEKİ KIZILDERİLİ
Nisan 1999
Çınar Yayınları

CEVAP VER

Please enter your comment!
Please enter your name here