Ecevit’in Ardından – Zafer Köse

O tarihi CHP kurultayında İsmet İnönü kaybediyor, Ecevit genel başkanlığa seçiliyor. İsmet Paşa; Garp Cephesi Komutanı, Lozan Kahramanı, devletin kurucularından, çok partili rejime geçişin öncüsü… ayağa kalkıyor, önünü ilikliyor, 87 yaşının yorgun adımlarıyla “Bülent”i kutlamak üzere yürümeye başlıyor. Bunu fark eden Ecevit hemen yerinden kalkıyor, Paşa’ya doğru ilerliyor, ortada buluşuyorlar, tokalaşıyorlar.

İstanbul’da 1973 – 1977 yılları arasında belediye başkanlığı yapmış olan Ahmet İsvan’ın anılarını okurken gözümde canlanan bir sahneydi, bu aktarmaya çalıştığım. İsvan, Ecevit’in en yakın arkadaşlarından biri. Aynı zamanda İsmet İnönü’nün sevdiği gençlerden biri olarak da yıllarca yakınında bulunmuş. Siyaseti kişisel çıkar için yapmayan, kamu kaynaklarını halk için kullanan, yasaların herkese karşı ayrımsız olarak uygulanması gerektiğine inanan insanlarla dolu, İsvan’ın kitabı. Kendisi de dahil birçoğu, onurlu ve özverili yaşamasının bedelini elbette ödediler: 12 Eylül zindanlarına tıkıldılar.

Başkentin Gölgesinde İstanbul kitabı, özellikle 70’li yıllarda çocukluğunu yaşamış veya henüz doğmamış okurlar için çok faydalı olacaktır. Başka birçok konunun yanı sıra, Ecevit’in neden halkın umudu olarak yükseldiğini anlamak için önemli bir kaynak. İlgili bölümler, halkın “Karaoğlan”ı nasıl yarattığının da bir anlatısı.

Özellikle 12 Mart Muhtırası, bu askeri müdahaleye karşı Ecevit’in tavrı, sonraki yılların gelişmelerinde çok belirleyici oldu. İnönü, dünya görüşü olarak askeri müdahaleye karşı çıksa da, daha büyük sorunların yaşanmasını önlemeye öncelik verdi. Bu gerekçeyle, askerlerin istediği yönde davranmayı, Nihat Erim hükümetini desteklemeyi kabul etti. Bu karar, CHP içinde bir kopuşa neden oldu. Ecevit şiddetle karşı çıktı bu karara.

Gelişen olaylar, sonunda o tarihi kurultaya ve Ecevit’in genel başkan seçilmesine kadar uzandı. Yani Ecevit’in o ünlü Ecevit olması, parti içinde muhalif olmasıyla başladı. Sonra da halkın umudu haline gelmesi, Karaoğlan olarak büyümesi, düzene karşı çıkması sayesinde gerçekleşti. Cumhuriyet devrimlerinin üstyapı devrimleri olduğunu, gecikilmiş de olsa sıranın artık altyapıyı dönüştürmeye geldiğini düşünüyordu. Ancak bu şekilde devrimlerin kazanımlarının kalıcı hale getirilebileceğini anlatıyordu. Daha güzel, daha hakça bir düzen için mücadele edeceğini söylemesiydi, onu bir halk lideri yapan.

Ancak iktidar, bir zehir gibi işliyor kişilerin bünyesine. İktidar koltuğuna oturunca, yöneticinin bakış açısı değişiyor, daha önce farkında olmadığı bazı gerçekleri görüyor olabilir. Ama iyi niyetle ve “daha kötüsü gelmesin” gerekçesiyle de olsa, olan durumu savunmaya başlayınca… sonu hazin oluyor.

Ahmet İsvan, düzeni değiştirmek vaadine verilen oylardan alınan gücü düzeni korumak için kullanmayı, bir “suç” olarak görüyor. Halkın göze aldığı kadar riskleri göze alıp sonuna kadar mücadele edilmeliydi. Veya alınan oyların gereğini yerine getirmenin koşulları bulunmuyorsa, istifa edip yeni bir program için onay istenmeliydi.

Ne yazık ki, Ecevit, hayatının geri kalanını böyle bir durumda yaşadı. 90’ların sonunda ikinci yükselişi Cumhuriyet tarihinin en karanlık yıllarında gerçekleşti. Her şey kötüye gidiyordu. Ve Ecevit, bu bezirgân saltanatına karşı çıkan bir imajla değil, “daha kötüsü gelmesin” diye düzeni savunan bir kimlikle tamamladı ömrünü.

Bozuk düzeni değiştirmek değil, korumaktı artık onun öncelikli kaygısı. Atatürkçülük, Ecevit’in dilinde (sadece) bu amaç için kullanılan ve fazlaca ön plana çıkarılan bir sembole dönüştü. Oysa savunulmayacak bir düzendi bu. Bir şeyler değişsin, bu düzen ille de değişsin isteyen insanların karşısında tek seçenek olarak dinciliğin yükselmesine neden oluyordu.

Ecevit, elbette, tarihteki yerini 70’lerin Karaoğlan’ı olarak alacak. Düzen bozuksa, her şeyden önce düzene karşı çıkmak gerektiğinin bir kanıtı olarak yaşayacak onun adı. Ecevit üzerine düşününce; gerici güçlerin muhalefeti büyüse de, memleket daha kötüye doğru kaysa da, tek çözümün o güçlerin yaptığından daha fazla muhalefet yapmak olduğu anlaşılacak.

Zafer Köse
zaferxkose@gmail.com

6/11/2006, www.mevsimsiz.net

Yorum yapın

Daha fazla Anlatı, Biyografiler, Denemeler, Makaleler, Politika, Tarih, Yazarlarımızın son çalışmaları
Özgürlük, boyun eğme ve iktidar hırsı – Erich Fromm

ÖZGÜRLÜK - BİR RUHBİLİMSEL SORUN MU? Çağdaş Avrupa ve Amerikan tarihi, daha çok, insanları bağlamış olan siyasal, ekonomik ve tinsel...

Kapat