Nazım Hikmet’e Dair – Şaban Öztürk

Nazım Hikmet ve Resimli Ay
1929 tutuklamasından kurtulan Nazım Hikmet, daha çok legal alanda çalışmıştır. Türkiye?ye döndükten kısa bir sonra, Zekeriya Sertel?in başında bulunduğu Resimli Ay dergisinde çalışmaya başlar. Bu dergide yazdıkları özellikle gençler arasında büyük ilgiyle karşılanmıştır. Nazım Hikmet, ?Putları Yıkıyoruz? kampanyasıyla eski edebiyat akımlarına ve büyük edebiyatçı kabul edilen yazarlara sert eleştiriler yöneltmiştir. Eserleri bu dönemde yayınlanmaya başlamıştır. Bunlar arasında 835 Satır, Jakond ile Siyau, Üçler, Sesini Kaybeden Şehir, Benerci Kendini Niçin Öldürdü, Kerem Gibi, Salkım Söğüt, Bahri Hazer, Güneşi İçenlerin Türküsü en çok sevilen şiirleri olmuştur.
Nazım Hikmet sanat çalışmalarıyla sınırlı kalmamış çevresindeki insanları sosyalizm kavgasına kazandırma uğraşı da vermiştir. Bu çalışmalarıyla egemen güçleri rahatsız ettiği gibi parti içinden de tepki görmüştür. Nazım Hikmet, Hamdi Şamilof ve bir grup arkadaşı partinin örgütlenme ve çalışma tarzına uymadıkları gerekçesiyle Komintern?in onayıyla partiden uzaklaştırılmışlardır. Bu kararı kendilerine yurtdışından dönmüş olan Hasan Ali (Ediz) bildirmiştir. Bu grubun Pendik Pavli Adası?nda yaptığı toplantı da ciddi bir siyasi harekete dönememiştir.
1930?lu yılların başlarında TKP?ye yönelik yargılamaların yanı sıra Nazım Hikmet de sık sık yargının gündeminde yer almıştır.

Hapishanelerin İki Daimi Konuğu
1930?lu yıllarda ülkemizdeki sosyalistler arasında parlayan iki yıldız vardır ki, ömürlerinin uzunca bir dilimini hapishanelerde bırakmışlardır. Bunlar Dr. Hikmet ve Nazım Hikmet?tir. Gerçekten de bu iki hikmet, tüm insani özellikleriyle Türkiye sosyalist hareketinin ?hikmetidir?. Yani bu dönem sosyalist hareketin kısa sözüdür onlar.
Nazım Hikmet?in 1928 yılında yaşadığı hapislikten başka, henüz hapishaneyle uzun süreli tanışıklığı yoktur. 1933 baharı ilk uzun tanışıklığa sahne olacaktır. Nazım Hikmet o yıllardaki serbestliği sırasında bir grup arkadaşıyla birlikte TKP?den uzaklaştırılmıştı (yıl 1930). Buna rağmen her sosyalist gibi kafasındaki örgütlü mücadele fikrini hayata geçirmeye uğraşmıştır. Ancak bunda başarılı olup da merkezi bir yapılanma oluşturduğu söylenemez. Fakat şiir ve makaleleri ile ülke gündemine girmeyi başarmış, sosyalist bir kümelenmenin oluşmasında büyük katkıları olmuştur. Etrafında pek çok insan toplanmıştır. Nazım Hikmet?in yaşama biçimi ve kişiliği de etrafındaki insanlar üzerinde etkileyici bir faktör olmuştur.
Sanatçıdır, şairdir ama burjuva ve küçük burjuva aydınları, sanatçıları gibi savruk, dağınık ve sefil bir yaşantısı yoktur. Oldukça düzgün, ilkeli ve üretken bir hayatı vardır. Bu dönem, onu patronu ve arkadaşı olmuş Zekeriya Sertel, Nazım Hikmet?in yaşantısına dair bakın neler yazmış: ?Nazım çalışkan adamdı. Yaşantı bakımından da o zamana kadar tanıdığını şair ve sanatçılara benzemiyordu. Bizde çoğunlukla sanatçılar Paris?i taklit ettikleri için içlerinde doğru dürüst normal insan hayatı yaşayan pek azdı. Sanatçının bohem olması gerektiğine inanır ve onlar da bohem hayatı sürmeyi sanatçılığın bir gereği sayarlardı. Oysa Nazım içki ve sigara içmez, muntazam çalışır, bohemlikten iğrenirdi. Sabah erkenden işe gelir, bütün gün durmadan çalışır, boş zamanlarda arkadaşlarına fikirlerini aşılamaya uğraşırdı. Veya yalnız kalırsa şiir yazardı. Bir dakikasını boş geçirmezdi. Kendisine verilen işten fazlasını yapmaktan hoşlanırdı. Örneğin işe başladıktan bir süre sonra sayfaları da bağlama işini üstüne aldı. Teknik işlere bayılırdı. Mürettiphanede başmürettibin masası başında sayfa bağlamak ve bu vesile ile işçilerle bir arada çalışmaktan zevk alırdı.?

Not: Bu yazı: Şaban Öztürk’ün Yar Yayınları’ndan çıkan Türkiye Solunun Hapishane Tarihi kitabından alınmıştır. (Sayfa 131 ? 132)

Yorum yapın

Daha fazla Makaleler
“Benim Dağıstanım”a dair – Yusuf Şaylan

Daha dün arkadaşlarımı kandırıp, haydin, derdim, kayalıklara, kuş yuvalarına Sonra birden aşk geldi; sert, mavi gözlü, ve bir anda yetişkin...

Kapat