Negatif Adalet – Schopenhauer

Negatif Adalet
Schopenhauer adaleti, hakkaniyetli davranmayı kendince yorumlar. Herkese hakkını vermek değildir adil davranmak; herkese hakkı olanı vermek, zaten onun olanı vermek demektir ki, bu da zaten etik olarak anlamsızdır, çünkü o şey zaten onundur; adil davranmak, hayatın pratiğinde, “başkasının olanı ondan almamak” demektir ki, bu da karşımıza negatif bir adalet/hak anlayışı çıkartır. Adalet negatif olduğu için, ancak baskıyla, zorlanarak gerçekleştirilebilir. Bizim olmayanı haksız yoldan gasp etmemizi engelleyen kurum, devlettir. Yani negatif adaletin koruyucusu kurum, devletin bu zorlamasının biricik amacı; tek tek bireyleri birbirinden, bütünü de düşmandan korumaktır.

Devlet konusundaki düşünceleri de mercek altına alan Schopenhauer özellikle Hegel’in_ devlet anlayışına itiraz eder: Hegel, devleti töresel ide’nin gerçekleşmesi olarak kutlamakta, onu bir ahlak-eğitim ve inşa kurumu olarak anlamak istemektedir. Bu isteğin arkasında, insanın kişisel özgürlüğünü ve bireysel gelişmesini ortadan kaldırıp onu bir devlet ve din aygıtının çarkına dönüştürme biçimindeki Cizvit amaç yatmaktadır. Schopenhauer’e göre bu, insanlığı engizisyonlara, cadı yakmalara ve din savaşlarına götüren yoldur.

Buradan bakıldığında devletin adaleti, burada açıkladığımız anlamda, haksız gasbı önlemeye yönelik, bundan öteye katkısı olmayan negatif bir adalettir. İnsan sevgisi, caritas ise, olumlu bir erdemdir. İnsan sevgisinin kökeni, başkasının acısına, ıstırabına katılma; yani son tahlilde gene merhamettir.
Schopenhauer’e göre insanı kötü bir eylem ve davranıştan alıkoyan beş neden vardır: 1) Cezadan ya da intikamdan duyulan korku; 2) Gelecekteki bir hayatta cezalandırılmak korkusu; 3) Merhamet (her türlü insan sevgisini içerecek şekildeki merhamet); 4) Statü, sosyal onuru yitirme korkusu, utanç duyma ve nihayet 5) Dürüstlük, yani sadakate ve inanca nesnel olarak sarılmak.

İyi eylemlerimizi etkileyen motiflerin sayısı ise dörttür: 1) Eylemlerimizin ardındaki kişisel çıkarcılığımız; 2) Öteki dünyada ödüllendirilme beklentisi ve buna yönelik çıkarcılığımız; 3) Merhamet ve nihayet, bir gün bizim de ihtiyacımız olabileceğini düşünerek, 4) Başkasına yardım eli uzatmak.(Elyazması Olarak Bıraktıkları, Cilt, III, s. 414)

Hiç kimse, birini öldürmeye kalkıştığında, bir ahlak filozofunun yapay ilkelerine, yazdıklarına bakıp bu niyetinden vazgeçmez; örneğin, Kant’ın, “öyle davran ki davranışın başkalarının davranışı için de bir ölçü olsun” biçimindeki çağrısına bakıp da, “birini öldürürsem, burada izlediğim yolun düsturu, mümkün bütün akıllı varlıklar için ortaya geçerli bir ilke koymaz” deyip kim cinayetten vazgeçer ki?

Öyleyse ahlaki bakımdan değer taşıyan eylemlerin bu türden hesaplara boyun eğmemesi gerekir. Örneğin bir cinayetten, bir rakibimizi öldürmekten bizi alıkoyan motif, potansiyel katilin kendi kendisiyle hesaplaşması, insaf ve merhamet duygularına sarılması olacaktır.

Varolmanın Acısı-Schopenhauer Felsefesi
Veysel Atayman
DONKİŞOT YAYINLARI

Yorum yapın

insanokur.org’u

bilgiyle tutsaklıktan özgürlüğe…
“yeryüzü aşkın yüzü oluncaya dek…”