Oblomov – İvan Aleksandroviç Gonçarov

oblomovRus edebiyatının en çarpıcı eserlerinden biri olan “Oblomov”, Gonçarov tarafından 1849′ da “Oblomov’ un Rüyası” şeklinde bir dergide basılıyor. Ama Oblomov son şeklini ancak 1857′ de, Marienbad’da bir aylık sürekli bir çalışma içinde yazılmıştır. Gonçarov eserini bir ay gibi kısa sürede yazmasını şöyle açıklıyor:

Bu büyük romanın bir ay içinde yazılması belki de imkansız görünür. Ama unutmayın ki, bu eseri yıllarca kafamda taşıdım ve onu ancak kağıda geçirmek kalmıştı.”

Rus Edebiyatının hiçbir kahramanı, ne Raskolnikov, ne Mişkin, ne de prens Andrey, eski Rus insanını, hatta bütün Doğuluları Oblomov kadar açıklıkla, en özlü yanıyla temsil etmez. Doğu, belki de ilk defa olarak Gonçarov’un bu büyük eserinde kendi kendini tanımaya, Batı’dan farkını anlamaya başlamıştır.
Oblomov klasik kahramanlar gibi genel bir tip, Don Quichotte gibi,Tartuffe gibi insanlığın bir halini göstermekle birlikte, zamanına, çevresine sıkı sıkıya bağlı bir insandır.

Oblomov, yaşayışı, gelenekleri, inançları, aile kuruluşu, çalışma düzeniyle eski Rusya’dır. Oblomov’ un rüyasında gördüğü bu çiftliği anlatırken, Gonçarov, eski Rusya’ nın yeni bir görüşle, destanını yazmıştır.Ama 1850’de Oblomov o kadar sönmüş, o kadar cılızlaşmıştır ki ,Oblomov bile orada barınamamış, Rus şehirlerinde yeni başlayan, fakat Onlomovka? da yetişen bir adamın kavrayamayacağı, benimseyemeyeceği bir hayata doğru sürüklenmiştir.İşte, bu iki dünya arasında açıkta kalan bir insan, Rusya’ da o tarihte yaşayan sayısız insanların temsilcisidir.Oblomovka? da köylülerin hazırlayacağı ekmeği yemek için büyütülmüş Oblomov, ekmeğini kendi kazanan insanlar arasında ne yapacağını şaşırır;böyle bir hayat için ta küçükken hazırlanmamış olan iradesi yavaş yavaş söner, hayatla arası her gün biraz daha açılarak sonunda toplumdışı bir insan, kendini taşıyamayan bir yük olur.

Roman Rusya’da büyük bir etki uyandırdı. Zaten zaman da pek elverişliydi. Köleliğin kaldırılmasına üç yıl kalmış, bütün edebiyatta, uyuşukluğa, hareketsizliğe, şaşkınlığa karşı bir savaş açılmıştı. Bunun içindir ki, Gonçarov’un yazdığı gibi. ‘Bütün okuma yazma bilenler Oblomov’u heyecanla okuyorlar. Hiç mübalağa etmeden denilebilir ki bu anda Rusya’da en küçük, en kenarda kalmış bir kasaba yoktur ki orada Oblomov okunmasın, üzerinde tartışılmasın. Oblomov ve Oblomov’luk kelimeleri bütün Rusya’ya yayılmış, ebedi olarak dilimize girmiştir.’
Bu nedenle, Oblomovluk üzerine kitap yazmış olan Dobrolyubov, “bu kitapta önemli olan Oblomov değil, Oblomovluktur.” düşüncesini belirtmiştir.

Köklü bir toprak sahibi ailenin mirascısı olan Oblomov, büyükşehirde okulu bitirir, küçük bir memuriyet görevi dener. Bu sırada evebeynlerini kaybetmiştir ama köyüne dönmez. Üçyüz köylüsü olan çifliğin yönetimini kahyaya bırakır ve bir daha hiç gitmez. Memuriyete de uyum sağlayamadığı için bırakır ve küçük bir ev kiralayarak yaşlı uşağı ile yaşamaya başlar. Ama giderek yaşamdan kopar, insanlardan uzaklaşır, sosyal etkinliklere katılmaz, hiçbirşey yapmaz olur. Aslında “tembel” bir insan değildir ama Oblomov giderek bilinçli bir tembellik, seçilmiş bir ataleti yaşam olarak benimser. ‘Hiçbirşey yapmadan biteviye uyumak, herşeyi ertelemek, en basit işleri bile sonraya bırakmak, yataktan kalkmaya bile üşenmek’, haline gelir Oblomov. Kahyası arada bir mektup ve biraz para gönderir, ürün az, köylü çalışmıyor, fiyatlar düştü diyerek Oblomov’u kandırmaktadır. Ama o bir türlü köye gidip işleri yoluna koymaz. Sürekli kafasında planlar yapar, her şeyi en ince ayrıntısına kadar “düşünür”. Okuma-yazma, hesap kitap bildiği için aslında bir çok şeyin de farkındadır. Ama hiç harekete geçmez. Hiçbir planını uygulamaz, o artık ismiyle özdeşleşen bir hastalığa düçar olmuştur; Oblomovlaşmıştır.

“Sabahleyin yataktan kalkıp, kahvaltı edip divanına uzanınca başını ellerine alıp, gücünü kuvvetini esirgemeden düşünceye dalardı. Sonunda, kafası bu sıkı çalışmadan yorulur ve rahat bir vicdanla kendi kendine: Eh, bugün insanlık için yeterince çalıştım, derdi. O zaman Oblomov biraz dinlenmeye karar verir, çalışma yatışını değiştirerek daha rahat, hülyalara daha elverişli bir yatışla uzanırdı. Ciddi işleri bir yana bırakarak içine kapanmak, kendi yarattığı hayal dünyasında yaşamak Oblomov’un en büyük zevkiydi”.

Çalışan, koşturan insanları hiç anlamıyordu, Oblomov. ‘Ne zaman yaşayacaklar bunlar’, diye düşünüyordu. Yaşamak dediği, hiçbirşey yapmadan uyumak, yemek yemek, tekrar uyumak ve rahatça, kayıtsızca hayal kurabilmekten ibarettir. Ancak bazen farklı bir halet-i ruhiye onu sarar, başka bir bilinçle düşünmeye başlardı. “Yarım kalmış bir adam olduğunu, ruh güçlerinin gelişmekten geri kaldığını, hayatına bir ağırlığın çöktüğünü düşündükçe içi parçalanıyordu. Başkalarının zengin, hareketli hayatını kıskanıyor, kendi hayatının yolunu ağır bir kaya parçasıyla tıkanmış, daracık, zavallı bir keçiyolu gibi görüyordu. İçinde hiç uyanmadan kalmış, biraz kurcalanmış Fakat hiçbiri sonuna kadar işlenmemiş bir çok yetenekler olduğunu acı acı seziyordu. İçi yanarak anlıyordu ki, onda gömülü kalmış iyi ve güzel birşeyler vardı. Belki çoktan ölmüş, ya da bir dağın derinliklerindeki altın gibi saklı kalmış olan bu hazine çoktan meydana çıkmış olmalıydı. Ama öyle derinlerde kalmış, üzerine öyle pislikler yığılmıştı ki? Sanki dünyanın ve hayatın ona verdiği nimetleri birisi çalmış ve yine kendi ruhunun derinliklerinde bir yere gömüp bırakmıştı. Sanki bir güç onu hayat meydanına atılmaktan, iradesini ve zekasını alabildiğince açılıp harcanmaktan alıkoyuyordu. Sanki gizli bir düşman, daha yola çıkarken onu ağır eliyle yakalamış, insanlığın doğru yolundan uzaklara fırlatmıştı?” Oblomov, tüm bunları acı duyarak itiraf ediyor, kendini başkaları gibi yaşamaktan alıkoyan kötü kuvvetin ne olduğunu boşuna aradıktan sonra içini çekerek, “kaderim böyle imiş, ne yapabilirim?” diyor, sonra derin bir uykuya dalıyordu.

Eserde, Oblomov’un karşıt tipi olan Stoltz, o dönemin Rusya’sı ve Rus aydınlarının psikolojisini anlamamızı kolaylaştıran bir figür. Alman kökenli ve Oblomov’un tam zıddı olan özelliklere sahip; çalışkan, işkolik, başarılı, enerjik, düşündüğünü yapan, sürekli yükselen ve kazanan, işbitirici, hem de dolu dolu yaşayan. Okuyan, araştıran, müzik, tiyatro, davet, toplantılar, seyahat ve arkadaşlıklardan hoşlanan bir kişilik. Oblomov’un arkadaşı ve onu anlayan, onu Oblomovluktan kurtarmak için karşılıksız olarak ömrü boyunca yardımcı olmaya çalışan biri. Stoltz “Alman” insan tipi olarak batıyı, Oblomov ise Rus insan tipi olarak “doğu”yu simgeliyor. Stoltz; yeniyi ve geleceği, Oblomov; eskiyi ve geçmişi temsil ediyor. İçindeki yaşam dürtüsü ölmek üzere olan Oblomov’a yardım eden, yeni hayata uydurmaya uğraşan, yani Rusya’yı modernleştirmeye çalışanların simgesi Stoltz.

Oblomov’u hayata döndürmek için her yolu dener. Kuzeni Olga ile tanıştırır ve arkadaşlıkla başlayan bu ilişkinin sonunda karşılıklı bir aşk doğar. Aşk, Oblomov’u son bir kez harekete geçirir gibi olur. En önemlisi bir “amaç” sunar Oblomov’a. Fakat iş ciddiye binip evlilik gündeme geldiğinde, Oblomov’un karşısına dikilen sorumluluklar, onu korkutur ve “aşk” ateşiyle yanan son umut ışığı da söner. Oblomov, tekrar Oblomovluk limanına sığınır. Dostu Stoltz’a şöyle der: :“Demin bana yüzümün pörsümüş ve tazeliğini yitirmiş olduğunu söyledin. Doğru; ben yıpranmış bir elbise gibiyim, nedeni de ne iklim ne de iş yorgunluğu. Oniki yıldır içimdeki ateşi yakacak hiçbirşey bulamayınca kapalı kaldı, kendi zindanını yaktı ve söndü. Oniki yıl geçti ve artık bu uykudan uyanmak istediğimi bile duymaz oldum.”

Toplumsal bir kaderin Oblomov’ u içine düşürdüğü bu kaçınılmaz uyuşmayı rastgele bir tembellikle karıştırmamak gerekir.Tembel, işten kaçan ve işsizlikte mutluluğu bulan adamdır. Oblomov’ sa hiçbir zaman işsizlikten de zevk alamayan bir adamdır.Zaman zaman kendi durumunu açıkça gören Oblomov, üstüne çöken, hayatını bir bataklığa çeviren bu durgunluğa, acı acı isyan bile eder:

“Yarım kalmış bir adam olduğunu, ruh güçlerinin gelişmekten kaldığını, hayatına bir ağarlığın çöktüğünü düşündükçe içi parçalanıyordu. Başkalarının zengin ve hareketli hayatını kıskanıyor; kendi hayatının yolunu ağır bir kaya parçasıyla tıkanmış, daracık, zavallı bir patika gibi görüyordu.İçinde hiç uyanmadan kalmış, biraz kurcalanmış, fakat hiç biri sonuna kadar işlenmemiş bir çok imkanlar olduğunu acı acı seziyordu.”

Çok eskiden atalarının kazandığı mülke ve isme hiçbir şey eklemeden rahatça yaşamak imkanını bulan derebeyleri için mutluluk çalışmakta değil, işsizlikte; değer, çalışanda değil, çalışmayanda idi.Toplumun yeni gelişmesinde hiçbir rolü kalmayan derebeyleri, çocuklarının yeni hayata , Rusya’ ya yeni giren endüstrinin yarattığı çalışma yollarına, sokamıyorlardır.Avrupa’ dan gelen bilgilerin, yeni hayatta gittikçe artan gereğini duyuyor, hatta çocuklarını Alman öğretmenlere göndermeye razı oluyorlardı.Ama gene de bunun için eski rahatlıklarından bir şey feda edemiyorlardı.

Oblomov işte bu değişen hayat koşullarının ve bu kararsız aile eğitiminin kurbanıdır; annesinin rüyalarına büyük bir devlet adamı olarak giren Oblomov küçük bir memur bile olamamıştır.

Oblomovka ve eski Rusya’ nın yıkıntıları üzerine kurulmaya başlayan yeni hayatın mümessili Ştoltz, derebeyi, hatta Rus bile değildir.Yeni hayata çocukluğundan bu yana hazırlanmış olduğu için , doğmaya başlayan yeni bir hayat görüşünün, Rusya’ yı Avrupalaşma yoluna götürecek insanların temsilcisi olduğu içindir ki ,Oblomov ölüme benzeyen uyuşukluğa gömüldükçe, Ştoltz ‘ un yıldızı her gün biraz daha fazla parlıyor.

Oblomov’ un ruhu Ştoltz’ unkinden daha zengin, daha derindir,.Gonçarov bunu bilmiyor değil; fakat Gonçarov şimdilik bu derinlikten, bu ruh soyluluğundan vazgeçmeye hazırdır.Rusya?nın Ştoltz gibi biraz bayağı, ama güçlü, çalışkan insanlara ihtiyacı var.

Büyük Petro’dan beri Rusya’ da devam eden büyük Rusya-Avrupa kavgasında, Gonçarov hiç gözünü kırpmadan Avrupa’ nın tarafını tutuyor.Diğer büyük Rus romancıları o kadar ileriye gidemiyorlar. Gogol, Dostoyevski, Tolstoy Avrupa’ dan çekiniyorlar, Rusya? nın manevi büyüklüğünü kuran değerleri korumaya çalışıyorlar.Zenginleşen, büyük bir işadamı olan Ştoltz, Dostoyevski’nin, hele Tolstoy’ un nefret ettiği insanlardan biridir.

Gonçarov, Ştoltz-Oblomov karşıtlığında eski ve yeni Rusya’ yı Doğuyla Batıyı karşı karşıya koymuştur.Kardeş gibi sevişen bu iki çocukluk arkadaşı hiçbir zaman birbirini anlamayacak, Ştoltz Oblomov’ a, Oblomov Ştoltz’ a her zaman şaşarak bakacaktır.

İşte bütün durgunluğuna rağmen Oblomov’ un romanını bir dram haline getiren bu iki ayrı insan, iki ayrı dünya karşılaşmasıdır.Gonçarov kendinin ve ülkesinin yaşadığı bu dramı anlatırken bir iç dökme acılığına, bir kötüleme ya da öğüt verme tatsızlığına düşebilirdi; fakat gözlemci olduğu kadar da sanatçı olduğu için, romanın en acı yerlerinde bile sakin, hatta babacan bir hikayeci gülümsemesini yitirmiyor.Ancak Cervantes, Rabelais,Gogol gibi büyük romancılar da görülen bu dram karşısında gülümseme olmasaydı, Oblomov bütün önemine rağmen okunamayacak kadar sıkıcı bir kitap olabilirdi.Gonçarov sık sık konusunu, kahramanını unutarak, bir sahneyi, bir konuşmayı hatırda tutulamayacak kadar ince, önemsiz ayrıntılarıyla anlatmak zevkine kapılıyor.Bu yüzden düştüğü tekrarlar, uzunluklar, Fransız çevirmeninin amansız sansürüne uğramış olmakla birlikte kanımızca romanın en değerli tarafları arasındadır.Özellikle ” Oblomov’ un Rüyası’nda marazi denenebilecek bir incelemeye varan bu ikinci plan tasvirlerinde realist edebiyatın her zaman veremediği doyulmaz tablolar vardır.Geçmiş zamanı, adeta beş duyunun birden yardımıyla dirilten bu “Rüya” yı Marcel Proust okumuş olsaydı, Gonçarov’u kendine en yakın Romacılardan sayabilirdi.Prous da onun gibi anlattığı alemden hiçbir şeyin kaybolmasına razı olmuyor, ilk bakışta tekrar gibi görünen belisiz renkleri biriktirerek canlı bir bütün yaratıyor.

Tıpkı Ştoltz gibi Avrupalı okuyucu da Oblomov’ un hikayesini hiçbir zaman anlayamayacaktır.Gerçi Oblomov’u ancak Avrupalı bir kafa ,Gonçarov’ un Avrupalaşmış kafası edebiyata sokabilmişti.Ama Avrupa edebiyatında bu tipin benzerine bile rastlamak imkansızdır.Ona benzese benzese Don Quichotte, Hamlet, Werther, Adolphe, Rene gibi hasta kahramanlar, işsiz beyzadeler benzeyebilirdi.Ama onlar işsizlikten bile iş çıkaranın , hayallerini şu ya da bu şekilde yaşamanın, hatta hayalleri uğrunda ölmenin yolunu buluyorlar. Avrupa, hayallerini gerçekleştirmek için kuran insanların ülkesidir.Orada gerçekleşemeyen hayal bir acı kaynağı, bir targedya konusudur.Doğuda ise hayal bir keyif, bir gerçekten kaçma vesilesidir.Doğulu, geviş getirir gibi, kendi içinde başlayıp kendi içinde biten, hedefsiz, başıboş hayaller kurar.Oblomov? da gerçeğin yerini tutan hayal, Ştoltz’ da bir teşebbüsün hazırlığı, ilk adımıdır.

Oblomov”, yıkılmakta olan bir sınıfın temsilcisi olarak kentte tutunamayan, yeni düzene uyum sağlayamayan, değişime alışamayan bir soylu. Ancak bütün batılılaşma örneklerinde rastladığımız tasfiye olan sınıf figüründen ibaret değil. Oblomov, kendisinden ve sınıfının yaşadığı serüvenden daha fazla birşey. Gonçarov, Rus batılılaşmasından yana bir aydın olarak “Doğulu insan tipi”ni dramatize etmesinin bile ötesinde bir “anlam”a sahip. “Oblomov” hepimizin içinde biraz varolan ve bazılarımızda açığa çıkarak egemen olan bir kimlik belki?

Evrensel Bir Karakter – A. Ömer Türkeş
(13/08/2010 tarihli Radikal Kitap Eki)
Dünya edebiyatında öyle karakterler vardık ki hem yazarlarını gölgede bırakmış hem de edebiyatın sınırlarını aşarak bir davranış modelinin simgesi haline gelmiştir. İvan Aleksandroviç Gonçarov?un Oblomov romanının kahramanı Oblomov da böyle bir karakter. Düşünceden eyleme, kuvvadan fiile geçememe, daha basitleştirildiğinde açıkça miskinlik halini temsil eden Oblomovluk, özellikle devrim öncesi ve sonrasında Rus insanı için olumsuzluk yüklenmiş bir sözcüktü. Lenin’e göre Rusya üç devrim geçirmiş, ama yine de Oblomov’lardan kurtulamamıştı. “Çünkü Oblomov’lar yalnız derebeyler, köylüler, aydınlar arasında değil, işçiler, komünistler arasında da vardır. Toplantılarda, komisyonlarda nasıl çalıştığımıza bakarsanız, eski Oblomov’un içimizde olduğunu görürsünüz. Onu adam etmek için daha çok zaman yıkamak, temizlemek, sarsmak, dövmek gerekecektir.”

Lenin gibi büyük bir siyaset ustasının yeni bir düzen kurma yolunda en büyük engel olarak gördüğü Oblomovluk, kuşkusuz Gonçarov’un roman kahramanından esinlenen ama romandan bağımsız bir niteleme. Lenin’in söylevine bakarak kötü bir insan sanmayın İlya İliç Oblomov’u. Aslında sevimli bir karakter o; ‘Otuz iki-otuz üç yaşlarında, orta boylu, hoş görünümlü, koyu gri gözlü, ama yüz hatlarında herhangi bir fikir, herhangi bir yoğunluk görünmeyen bir adam’ Tembellikten çok dış dünyaya karşı kayıtsızlıkla malul; ‘Hareketleri, çok telaşlandığı zaman bile, aynı yumuşaklığı taşırdı ve kendine özgüydü, bir kurdele zarafetine sahipti. Eğer yüzünde kaygı bulutları dolanacak olursa, bakışları dumanlanır, alnında kırışıklar belirir, kuşkuların, üzüntülerin, telaşların dansı başlardı; ama bu kaygı çok nadiren belli bir fikir biçimini alır, daha da nadiren bir niyete dönüşürdü. Bütün kaygısı bir iç çekmeyle gider ve bir kayıtsızlık ya da bir uykuya gömülürdü.?

Gonçarov’dan Oblomov’a
İşte bu ruh hali ile Oblomov, kitabın yazıldığı dönemin en önemli eleştirmenlerden Dobrolyubov’a göre eski Rus insanını, hatta bütün doğuluları Rus edebiyatının bütün büyük kahramanlarından daha açıklıkla, en özlü yanlarıyla temsil etmiş, Doğu, belki de ilk defa olarak Gonçarov’un bu büyük eserinde kendi kendini tanımaya, Batı’dan farkını anlamaya başlamıştır.
Böyle bir kahraman yaratarak edebiyatın klasikler katına yerleşen İvan Aleksandroviç Gonçarov’un, ne yazık ki fazla eser vermediği gibi Oblomov’daki başarısını bir daha tekrarlayamadı. Volga bölgesindeki bir kır kasabasında, 1812’de doğdu. Babası zengin bir tüccardı. İyi bir eğitim alması için henüz on yaşındayken Moskova’ya gönderildi. Liseden sonra, döneminin en önemli entelektüellerinin bulunduğu üniversiteye yazıldı ancak onların çevresine katılmadı. Büyük idealleri yoktu Gonçarov’un, niyeti rahat bir hayat sürmek, devlet memuru olmaktı. Nitekim ömrünün büyük bir bölümünü emekliliğine kadar Maliye Bakanlığı?nda çalışarak geçirecekti. Buna rağmen her Rus genci gibi edebiyatla ilgilenmiş, şiirler ve kısa oyunlar yazmış, çeviriler yapmıştır. İlk edebiyat çalışması, 1832 yılında Eugene Sue?nun ?Atar Gull? adlı hikâyesinin çevirisiydi.

Devlet memurluğu yaparak geçirdiği yıllarda pek az yazdı Gonçarov, ama gözlemciliği ve yergiciliği güçlenmişti. Nitekim ilk romanı Sıradan Bir Hikâye 1847 yılında yayımlandığında Rus düşünce hayatının en etkili ismi Bielinski?nin takdirini kazanacaktı. Taşradan merkeze gelen saf bir gencin ideallerini yitirerek her şeye boşvermiş bir insana dönüşünü anlatan roman, hem Oblomov?un habercisi hem de Gonçarov?un kendi dönüşümünün hikâyesidir.

Oblomov’un bir bölümü 1849 yılında bir dergide yayımlandı, ancak romanın tamamlanması uzun sürdü. Araya Gonçarov’un hayatındaki yegâne ?macera? girmişti. 1852 yılında Pallada adlı bir Rus keşif gemisinin Japonya seferine ticaret heyetinin sekreteri olarak katıldı ve izlenimleri önce 1855-57 yılları arasında dergilerde yayımlandı, sonra Palada Fırkateyni adıyla 1858’de kitaplaştırıldı. Aynı yıl yayımlanan Oblomov ise büyük bir heyecanla karşılandı. Ne var ki romanın gördüğü ilgi Gonçarov’un hayatını değiştirmemişti. Üçüncü romanı Yamaç’ın yayımlanması için uzun bir süre geçecek, roman öncekilerin yanında çok sönük kalacaktı.

Hayatı da ışıksızdı Gonçarov’un. Maliye Bakanlığı’ndan Eğitim Bakanlığı’na geçen, bir yazar için lanetli sayılabilecek bir yerde, edebî sansür dairesinde çalışmaya başlayan Gonçarov, görevini “layıkıyla”, katı bir tutumla yerine getirmiştir.
Hiç evlenmeyen, hayatının son yıllarını yalnız, huysuz, hasta ve şüpheci bir adam olarak geçiren Gonçarov, sanki roman kahramanı Oblomov kimliğine bürünmüştü. 15 Eylül 1891 yılında öldü. Nikita Mihalkov tarafından “İlya İliç Oblomov”un Yaşamından Birkaç Gün adıyla sinemaya uyarlanan Oblomov için, her yıl Ulyanovsk’ta, yazarın doğum günü olan 18 Haziran’da bütün şehir halkının Oblomov karakterlerini canlandırdığı bir Oblomov Festivali düzenleniyor.
Yazarın kendi hayatı ile de kanıtladığı gibi, Oblomov’u ve Oblomovluk’u yaratan Rusya?nın toplumsal şartları. Bu şartların birey üzerindeki etkisini trajikomik bir üslupla anlatmış Gonçarov.

Bu kitapta önemli olan Oblomov değil Oblomovluktur
İlya İlyiç Oblomov, ailesinden miras kalan taşradaki Oblomovko köyündeki çiftliğin düşük geliriyle Peterburg?daki apartman dairesinde, uşağı Zahar ile birlikte yaşayan aylak bir adam. Vaktiyle devlet memuru olmak için başkente gelmiş, bir süre sonra memurluktan sıkılarak evine kapanmış… Günün büyük bir kısmını yatağında geçiren, uyandığında eskimiş sabahlığını üzerinden çıkarmayan, hayatına çeki düzen verecek kararlar almayı sürekli erteleyen, arada bir ziyaretine gelen birkaç arkadaşı dışında sosyal hayatı kalmayan Oblomov, bu karabasan gibi gerçeklikten düşler kurarak sıyrılmaya çalışır.

Oblomov’un yeknesak hayatı, en yakın dostu Andrey Ivaniç Stolz sayesinde Olga adlı genç bir kızla tanıştığında değişecektir. Ansızın içine düşülen aşk Oblomov üzerindeki ölü toprağını bir anlığına savursa da büsbütün süpürmemiştir. İlişkileri zorlukları aşarak evliliğe doğru ilerlerken önlerindeki tek engel Oblomov’un bir türlü değişmeyen tembelliği olacak, planlar sürekli ertelendikçe Olga2nın umutları kırılacaktır.Yollar ayrılır, zaman hızla akar, yeni hayatlar kurulur… Peki ya Oblomov Oblomov’un hayatı kuşkusuz eskisi gibi sürüp gidecek. Önemli olan o hayatın ürettiği Oblomovluk halinin ne olacağı?

Önemli, çünkü bireysel kahramanın kaderinin ülkenin kaderini temsil ettiği bu romanda, Oblomovluk hali çağa, Batı’ya, Aydınlanma hamlesine ayak uyduramayan Rus toplumunun köhnemiş, Doğulu ruhunu yansıtıyor. Gonçarov, her bir karakteri, aralarındaki ilişkileri, olayları ve sonu Rusya’nın içinde bulunduğu durumla ilişkilendirmiş. Mesela uşak Zahar’ı: “Zahar elli yaşındaydı. Artık o Rus Kaleb’lerinin, korku ve sitem nedir bilmeyen, bütün erdemleri fark eden ve kusursuz efendilerine kendilerini kaybedecek ölçüde adanmışlık besleyen o şövalye uşakların doğrudan halefi değildi. Bu şövalyede korku da vardı, sitem de. İki çağın mirasını almıştı ve ikisi de onun üzerinde damgasını bırakmıştı. Bir çağdan Oblomov’ların evine sınırsız bir bağlılığı miras almıştı, onun ardından gelen çağdansa, nezaket ve ahlaki yozlaşmayı.”

Oblomov romanın yayımlandığı yıllarda Rus toplum düşüncesinin, zamanın olayları karşısında çevresinde dolaştığı ana sorun, köleliğin kaldırılması sorunuydu. Edebiyatta ise Rus devrimci demokrat eleştirmenlerinin etkisiyle gerçekçilik akımı benimsenmişti. Bu nedenle kitabın alımlanışı “serfliğin hüküm sürdüğü bir cemiyette, tevârüsle kazanılan imtiyazın nesiller üzerindeki soysuzlaştırıcı rolünün bir yorumu” biçiminde oldu.

Gerçekten de Oblomov, Zahar, Stolz, Olga ve diğerleri belli sınıfları ve ilişkileri simgeliyor. Şunu vurgulamakta yarar var; Gonçarov, eskinin hükmünün geçtiğinin, değişimin zorunluluğunun farkında. Buna karşılık büsbütün olumsuzlamıyor geçmişi. Geçmişin kimi olumlu değerinin Oblomov?la birlikte ölüp gideceğinin farkında. Ne var ki, o değerlerin bir yozlaşma tablosu çizen Rusya?da artık bir karşılığı yok. İşte bu nedenle geleceğin insanı Batı?nın sevimsiz ama atılgan, müteşebbis, aydınlanmış yüzünü temsil eden Stolz olacaktır.

Romanda Rusya?nın siyasi ve toplumsal durumuna yapılan pek çok gönderme, simgelesel olay ve ifade bulmak mümkün. Ama Oblomovluk hali sadece Rusya ve Rus insanına dair sosyolojik bir saptamaya indirilemez. Oblomovluk gerek sosyolojik gerek psikolojik açıdan evrensel bir davranış biçimi ya da ruh hali. Gonçarov’un başarısı, modernizm ya da değişim karşısında bireyin içine düştüğü bunalımı herkesten önce sezip bir karakter olarak işlemesinde. Daha sonra Becket?in Godot’u Beklerken’de, Musil’in Niteliksiz Adam’da, Joyce’un, Sartre’ın, Camus’un Kafka’nın romanlarında, bizim edebiyatımıza baktığımızda A.Ş.Hisarın Fahim Bey ve Bizi?nde, Atılgan?ın Aylak Adam?ında, Sait Faik’in Lüzumsuz Adam?ında, ya da günümüz genç yazarlarının metropol korkusundan mustarip kahramanlarında yansımasını bulan ruh hali de böyle değil mi? Daha Freudyen bir yorumla; bu ruh hali, ana rahminin barış içinde huzur içinde geçen hayatına dönülmek istenmesini de temsil ediyor.

Belki gerçek hayatta Oblomov kadar abartılı kişilikler yok. Ama “onlara benzeyen, onlardan çok daha az anlamlı, çok daha az bütünlenmiş, çok daha önemsiz karakterler var”. Gonçarov gibi yazarlar işte bu “önemsiz”lerden giderek, onları düşüncede sonuna kadar bütünleyip daha da öteye geliştirerek, insanların genelleşmiş “tip”lerini -türsel tipleri- yaratmışlardır. Bu genelleştirilmiş tipler, gerçeklikteki modellerinden, daha anlamlı bir etki yaparlar. Mesela Oblomov yanı başımızda yaşasaydı göze çarpmayan silik bir insan olabilirdi, ama roman kişisi Oblomov iyice dikkat çekici bir kişilik kazanıyor. “Aynı şey, bu kişiliklerin yaşamlarında geçen olaylar ve içinde bulundukları ilişkiler ve koşullar için de geçerlidir. Bu olay ve durumlar da hiç sıradan olmayan durumlar gibi etki bırakırlar, hatta hepten özel bir durum gibi bile görünürler.” Ve sonuç olarak insana özgü evrensel bir durum romandan çıkarak gerçek hayata katılır.
Rus edebiyatının karakteristiği sayılabilecek tasvir, ironi ve yergi gücünü yansıtan Oblomov’u, Sabri Gürses’in Rusçadan yaptığı çok başarılı çeviriyle okuyacaksınız.

Oblomov hırka giymiyormuş! – Evrensel Gazetesi Kültür Sevisi
(09/08/2010, Evrensel Gazetesi)
İLK kez Rusça’dan çevrilen ünlü Rus edebiyatı eseri Oblomov, raflarda yerini aldı. Sabri Gürses?in çevirisinde düzeltilen bir yanlış da, Oblomov’un sanıldığı gibi hırka değil, sabahlık giymesi.
İLK kez Rusça?dan çevrilen ünlü Rus edebiyatı eseri Oblomov, raflarda yerini aldı. Sabri Gürses?in çevirisinde düzeltilen bir yanlış da, Oblomov’un sanıldığı gibi hırka değil, sabahlık giymesi.
Everest Yayınları, Rus klasikleri serisine Gonçarov’un 1859 tarihli Oblomov romanıyla sürdürüyor. Türkçe’de daha önce 1945 yılında yapılmış Erol Güney ve Sabahattin Eyüboğlu çevirisiyle tanınan romanın diğer baskıları, bu çevirinin versiyonlarıydı. Sabri Gürses?in yeni yayınlanan çevirisi ise, ilk kez Rusça?dan yapılan Oblomov çevirisi oldu. Kitabın önsözü ise Selim İleri’nin imzasını taşıyor.
Çevirmen Gürses, kitabın başındaki notunda, şu düzeltmeyi yapıyor: “İlya İliç Oblomov bir hırka giymiyordu, 1820’lerde Hegel’in birçok portrede giyerken tasvir edildiği schlafrock adlı, Avrupalıların bir zamanlar Asya’dan alıp Avrupalılaştıdığı kaftan benzeri bir ev giysisisinin Rusya’da halat adıyla anılan biçimini, yani bir sabahlık giyiyordu. Başka deyişle, uyurken de uyanıkken de giyilebilecek, uzun, hafif, rahat bir giysi vardı üzerinde.”

OBLOMOVLUK ARAMIZDA
Oblomov, devrim öncesi Rusyasının ruh halini, derebeyi ve burjuva kültürünü başarılı biçimde yansıttığı için, önce Rus eleştirmenler ve edebiyatçılar tarafından çok övülen bir roman olmuştu.”Oblomovluk” kavramı, edebiyattan siyasete birçok tartışmada kullanıldı. Oblomov?un ülkemizde bilinmesine neden olan unsurlardan biri, Lenin?in de konuşmalarında Oblomovluğu anmasıydı. Lenin, Oblomovluğun sadece burjuvaların içinde değil, işçiler ve köylüler arasında da olduğunu söyleyerek, devrimden sonra buna karşı mücadele etmenin önemine vurgu yapmıştı.
Oblomov hâlâ Rus edebiyatının en çok bilinen karakterlerinden biri. Yazarı İvan Gonçarov’un doğum yeri olan Ulyanovsk, her yıl düzenlenen Oblomov Festivali’ne ev sahipliği yapıyor. Yazarın doğumgünü olan 18 Haziran?da, şehir halkı Oblomov karakterlerini canlandırmaya devam ediyor.

SOYLU SINIFI SİMGELİYOR
Romanın baş kahramanı Oblomov adında bir Rus soylusudur. Oblomov kendisi için hep yeni projeler üretir ama tembelliğinden bir türlü bunları hayata geçiremez. Hatta yataktan kalkıp çay içmek için bile yarım saat düşünüp vazgeçer. Durumu giderek kötüye gitmeye ve toprağını kaybetmeye başlar. Oblomov, bu özellikleriyle Rus aristokrasisini, romanın bir diğer kahramanı olan Stoltz ise disiplin ve çalışkanlığıyla Avrupa’yı simgeler.
Sevgilisi Olga, bir türlü harekete geçmeyişinden dolayı onu terk etmeye karar verdiğinde Oblomov’a şunu sorar: “Üzerine çöken bu lanetin adı ne?” Oblomov’un yanıtı bellidir: “Oblomovluk”.

Kitabın Künyesi
Oblomov
Yazar: İvan Aleksandroviç Gonçarov
Çevirmen: Sabri Gürses
Yayınevi: Everest
Ağustos 2010
598 sayfa

Tanıtım Yazısı
İvan Aleksandroviç Gonçarov, Oblomov’u otuz iki-otuz üç yaşlarında, orta boylu, hoş görünümlü, koyu gri gözlü, ama yüz hatlarında herhangi bir fikir, herhangi bir yoğunluk görünmeyen, odacığında oturan silik bir kahraman olarak yarattığında, aslında roman tarihinin en ünlü kişilerinden birine can veriyordu. Hayatın hep dışında ve uzağında kalan Oblomov okurların gözünden asla kaçmayacak, gitgide insana dair belli bir durumu tanımlamanın adı olacak, hatta Lenin, Bolşevik devriminden sonra hâlâ içimizde yaşayan Oblomov’lardan yakınacaktı…
Everest Yayınları, Oblomov’u Rusçadan çevirisiyle eksiksiz olarak yayımlıyor.

Kitabın Künyesi
Oblomov
Ivan Gonçarov
Türkiye İş Bankası Yayınları / Hasan Ali Yücel Klasikler Dizisi
Çeviri : Erol Güney, Sabahattin Eyüboğlu
Baskı Tarihi: Ekim 2009
621 sayfa

Tanıtım Yazısı
Rus edebiyatının hiçbir kahramanı, ne Raskolnikov, ne Mişkin, ne Prens Andrey, eski Rus insanını, hatta bütün Doğuluları Oblomov kadar açıklıkla, en özlü yanıyla temsil etmez. Doğu, belki de ilk defa olarak Gonçarov’un bu büyük eserinde kendi kendini tanımaya, Batı’dan farkını anlamaya başlamıştır.
Oblomov klasik kahramanlar gibi genel bir tip, Don Kişot gibi, Tartuffe gibi insanlığın bir halini göstermekle birlikte, zamanına, çevresine sıkı sıkıya bağlı bir insandır.

Yorum yapın

Daha fazla Romanlar
Yılanı Öldürseler – Yaşar Kemal

Kapat