Okumadığınız için teşekkürler!

Okumadığınız İçin Teşekkürler yayıncılık sektörüne ve kapitalist düzen içinde evrim geçiren kültür yönetimine eleştirel bir bakış getiriyor.

Neden bazı kitaplar çok satanlar raflarının daimi misafiridir de bazı kitaplar bu rafların yanına bile yaklaşamaz? Bir kitabın çok satmasını sağlayan nedir? Ya da iyi bir kitap ile kötü bir kitap arasındaki çizgi bir raf kalınlığında olabilir mi?

Hırvat yazar Dubravka Ugresiç’in Okumadığınız İçin Teşekkürler adlı kitabı tam da bu sorular etrafında dönüyor ve her ay birçok kitabın basıldığı edebiyat aleminde iyi olan ile kötü olanı ayıran perdede bir gölge oyunu sunuyor okuyucusuna.

Her gün onlarca yeni kitap raflarda yerini alırken birçoğu da aynı hızla hafızalardan silinip gidiyor gerçekten. Bu korkunç bir tüketim çılgınlığı mı? Günümüzde meraklı okurların yerini belli alışkanlıkları sürdüren tüketiciler mi alıyor? Aynı zamanda bir akademisyen olan ve yaşamını Amerika Birleşik Devletleri’nde sürdüren Ugresiç, yayınevlerinden ajanslara, editörlerden süpermarket raflarına uzanarak okur/tüketicinin okuma/tüketme alışkanlıklarının izini sürüyor; bir nevi edebiyat dünyasında işlerin nasıl yürüdüğünü çözmeye çalışıyor.

Yazarın 1996 yılından 2000 yılına kadar yazdığı makalelerden oluşan bu kitapta, liberal kapitalist ekonomik düzen içinde metalaşan kültürü dert edindiği açık. Ancak yazarımız şikayet eden değil, alay eden bir üslubu seçmiş kendine. İç savaş öncesinin komünist Yugoslavya’sında yetişmiş, komünist sistemin çöküşüne ve kapı komşularının birbirini boğazlamasına şahit olmuş, sonunda kendini kapitalizmin ana vatanı Amerika Birleşik Devletleri’nde bulmuş olan Dubravka Ugresiç, bu yarı alaycı, yarı ironik üslubu yaşadıkları karşısında ayakta kalmasını sağlayan bir tür savunma mekanizması olarak geliştirmiş olabilir mi, düşünmeden edemiyorum. Benim açımdan akıl sağlığını başka türlü ayakta tutması mümkün görünmüyor doğrusu.

Yazar bu alaycı üslubunu, yazarın pazarlanabilirliğine göre kitap seçen yayınevi ve ajanslarda ya da erotizm, vampirler, zombiler gibi akımlara kendini bırakıveren şöhret budalası yazarlardan bahsederken iyiden iyiye sivriltiyor. Konu doğup büyüdükleri Doğu Avrupa ülkelerini terk edip gönüllü bir sürgünle kendini Amerika’da bulmuş yazarlara gelince gizli bir hüzün yerleşiyor yazarın sözcüklerinin arasına. Ugresiç belli ki sadece geride bıraktığı ülkeyi ya da insanları değil, geride bıraktığı ana dilini de özlüyor. Milliyetçi hezeyanlarla yakılan her kitabın külleri yazarın kalbinde yatıyor sanki. Öte yandan yazarın kendisini içten içe kanatan bu yarı-gönüllü sürgünlük halini yarattıkları markaların pazarlama stratejisi olarak kullanan hemşerilerini de affedemediği belli. İroninin altına gömülmüş öfke ister istemez belli ediyor kendini. Yazarın işlerliği kanıtlanmış birtakım şablonlar kullanarak, çok satanlar listesindeki yerini garantilemiş ünlü yazarlardan bahsederken kullandığı üslupla aynı yolda yürüyen hemşerilerinden bahsederken kullandığı üslup arasındaki fark açık bir biçimde belli ediyor kendini. Yazar birçok farklı ülkeden çıkmış bu ünlü yazarların şöhret ve başarı uğruna takındıkları bu tavrı, bir tür sisteme entegre olma hali olarak görüyorken, kendi ile aynı sistem içinde yetişmiş diğer yazarların bu kapitalist döngü içinde yer edinme mücadelesini kabullenememiş gibi görünüyor.

Sonuç itibariyle; Okumadığınız İçin Teşekkürler yayıncılık sektörüne ve kapitalist düzen içinde evrim geçiren kültür yönetimine eleştirel bir bakış getirmekle beraber, ne yazık ki sistematik bir çalışma olmaktan uzak. Ancak dört yıllık bir zaman zarfına yayılan bu makaleleri birbirinden bağımsız olarak okuyabilir ve kimi zaman bir sektör eleştirisiyle karşılaşırken, kimi zaman da satırlar arasında şartların ana vatanından uzaklara sürüklediği bir yazarın derin hüznüne şahitlik edebilirsiniz.

Ece Karaağaç
09-10-2014,http://www.sabitfikir.com/

* Görsel: Mert Tugen

Kitabın Künyesi
Okumadığınız İçin Teşekkürler
Dubravka Ugresiç
Ayrıntı Yayınları / Lacivert Kitaplar Dizisi
Çeviri : Gökçe Metin
İstanbul, 2014
240 s.

Neden kitapçı raflarını giderek artan sayıda “kötü kitap” doldurmaya başladı? Neden okur “iyi edebiyat”a sırt çeviriyor? Gün geçtikçe neden daha çok yazar şuh pozlar veriyor? Yayın dünyasında bu ve benzeri soruların giderek daha çok dillendirilmeye başladığını görüyoruz. Sakın kitabın metalaştığı, değerlerin aşınıp her şeyin piyasanın acımasız kurallarına terk edildiği bir dünyanın kaçınılmaz bir sonucu olmasın bu!..

Okumadığınız İçin Teşekkürler adlı kitabında Dubravka Ugresiç, Doğu Avrupalı bir Hırvat yazar olarak çuvaldızı kendine iğneyi dünya kitap piyasasına batırarak, günümüz yayıncılığını mercek altına alıyor ve diyor ki: Eğer Thomas Mann bugün yazmış olsaydı ABD’de kitabını basacak bir yayınevi bulamazdı; ona kitaplarının yeterince seksi olmadığı söylenirdi.

Oyuncul ama sert eleştirilerini yönelttiği yayın dünyasında, ajansların, editörlerin, süpermarketlere dönen kitapçıların, dağıtımcıların günümüzdeki durumunu gözler önüne seriyor Ugresiç. Bir kitap fuarını ziyaret eden Joan Collins örneğiyle, yazarların yazarlık meziyetine değil şöhretine, hatta “et”ine bakıldığını, kitap fuarlarının kitapla alakasının kalmadığını, editörlerin yazarların yerine geçtiğini, herkesin yazar olduğunu ve dolayısıyla yazar olmanın anlam ve önemini yitirdiğini anlatıyor.

Bakın diyor bütün dünyadaki “çoksatar” listelerine, ilk sıralarda edebiyat yapıtları yerine çok büyük bir ihtimalle bu büyük şovun bir parçası olarak üretilmiş kitapları görürsünüz.

Okumadığınız İçin Teşekkürler bir bakıma liberal kapitalist dünyanın kültüre, insana ama özellikle de kitaba ne yaptığının hikâyesidir.
(Tanıtım Bülteninden)

Yorum yapın

Daha fazla İnceleme
Edebiyatı kim öldürdü?

Dubravka Ugresic, kitap fuarlarında kitaptan ziyade ‘genç yazar eti’ seçildiğini, fuarların edebiyatla alakası kalmadığını, kitabın giderek metalaştığını ve edebiyatın bu...

Kapat