Dikizleme Günlüğü – Hal Niedzviecki

Farkında mısınız? Dikizleme Çağına çoktan girdik. Hem de hiç hissetmeden. Sanki hep o çağı yaşıyormuşçasına ve büyük bir hızla. Realiti şovlarla başladı her şey. Sonra YouTube, MySpace, Facebook, Twitter girdi hayatımıza. Yetmedi, casus yazılımlar, bloglar, sohbet odaları, amatör porno videoları ve MOBESE kameralar da dahil oldu. Artık hayatlarımız sır olmaktan çıktı; ayrıntı denizinde yüzer olduk. Bizler sürekli başkalarını dikizlerken, birileri de bizi dikizliyor her an. Bu yeni durum, biz farkına varmaksızın, mahremiyet, bireysellik, güvenlik, hatta insanlık algımızı bile değiştirdi, değiştiriyor.
Hal Niedzviecki, keskin zekâsıyla bu değişimin farkına varanlardan. Hatta fark yaratanlardan diyebiliriz. Çünkü o, bu yeni âlemde bir yol-culuğa çıkıyor ve tüm maceralarını bize eğlenceli bir üslupla anlatıyor. Yolculuğu, video bloglarla başlıyor; ardından sosyal paylaşım siteleri geliyor. Derken küçük kızının güvenliği için evdeki dadıyı, hırsızlardan korunmak için arka bahçesini dikizliyor. Realiti şovlara başvuruyor. Özel dedektif tutuyor. Deneyimlerini günlüğüne not ederken, analizleriyle günlüğe sosyolojik bir boyut katıyor. Ve bizlere çok hayati bir soru yöneltiyor: Bu ağın üzerindeki örümcek miyiz; yoksa ağa yakalanmış birer sinek mi?
Dikizleme Günlüğü, yeni iletişim araçlarının yalnızca eğlence sektörünü değil, toplumu da değiştirdiğini, bu yeni kültürün seks, politika ve gündelik yaşantımız üzerindeki etkilerini ortaya koyuyor. Kitapta, realiti şovların parlayıp sönen yıldızları, çok okunan blog yazarları ve sosyal paylaşım sitelerinin yaratıcılarıyla yapılan söyleşiler, konuya ilişkin son akademik araştırmalarla harmanlanarak sunuluyor. Bu sayede popüler kültürün röntgenciliğe, röntgenciliğin belgesele, sanata ve haber bültenlerine, röntgencinin gazeteciye nasıl dönüştüğüne tanık oluyoruz.

Ömer Erdem ‘in 04/06/2010 Tarihinde Radikal Kitap Eki’nde Yayınlanan “Dikizleme çağının sonuçları ve sorunları” Adlı Yazısı
Gündelik hayatta yaşananların mutlaka kavramsal karşılığı vardır. Bu karşılık ya hazırdır yada olayların olgu derecesine yükselmesiyle oluşur. Dil zorlanır. Dil kımıldar. Tam da Deniz Baykal örneğinden hareket edildiğinde, nesnenin özne karşısındaki zaferinden söz edilebilir. Özne hezimete mi uğramıştır yoksa kendi kabuğuna mı çekilmiştir onu da ayrıca tartışmak gerekir. Ne var ki öznenin nesneleşerek nesne- özne konumuna evrilmesi az şey değildir ve sonuçları tarihseldir. Teknolojinin doğurduğu yeni nesne-özne hayatın bugünü için değil geleceği için çalışmaktadır. Olaylar ve olgular dedik ya, bugünlerde kitapçı raflarında boy gösteren Dikizleme Günlüğü bugüne kadar şurada burada dillendirilen tartışmalara kendi ölçeğinde çok önemli bir derinlik kazandırıyor. Gökçe Gündüç çevirisi eşliğinde Hal Niedzviecki?ye kulak vermenin zamanıdır. ?2008?de ABD, genç ve dinamik yeni başkanını seçti; Apple, iPhone 3G?yi piyasaya sürdü ve küresel kapitalizm tökezledi. Bunlar kolay unutamayacağımız dönüm noktaları olsa gerek. Ancak bütün bu rakiplerine rağmen, ?abartılı paylaşım? tamlaması yine de en dikkate değer ?buluş? olarak kaldı; çünkü 2008, çok fazla derinden hissetmediğimiz için öyle olağanüstü kutlamalara ihtiyaç duymadan girdiğimiz yeni bir çağın başlangıcıydı: ?Dikizleme Kültürü Çağı.?
Hal Niedzviecki?nin dile başvurması boşuna değildir. Bir şeyin düşünce değerine kavuşması ancak onunla mümkün olabilmektedir çünkü. Kaldı ki ?toplumda yeni ama anlaşılmaz birtakım durumların meydana geldiğine dair ilk gösterge, yeni bir kelime dağarcığının filizlenmesidir? cümlesini kurmakta gecikmeyecektir yazar. 1950?lerde nasıl televizyon kelimesi insanı ?hayata karışmaktan alıkoyup onu televizyondan izlemeye? alıştırmışsa, bu yeni gelen ?abartılı paylaşım? kelimesi de ?Dikizleme Kültürü?nün öznesi olarak devreye çoktan girmiş bulunmaktadır. Bu paylaşımın masumluğundan çok ötede gerçekliğin karşısına dikilmiş haldedir. Evde televizyon oturuyor/ biz ona misafir geliyoruz/ akşamları yatı. Bu da Metin Üstündağın mizahçı yorumudur. ?Dikizleme Kültürü? bize kurmacanın gerçekle boy ölçüşemeyeceğini tekrar tekrar ispatlayan? bir şeydir. Çünkü merak kendi doğasından sapmakta, ?Dikizleme Çağı?ında, herkes hem her şeyi bilmek istemekte hem de herkesin bildiklerini de bilmesini istemektedir.? Sorun ve soru da burada düğümlenmektedir.
Yazarın konuya sadece güncel verilerden hareketle yaklaşmadığını kadim kültürlerde de örneklerine rastlanan arketiplere de yer yer eğildiğini söylemeliyim. Lumiere kardeşlerin geliştirdiği büyücü nesne kamera, merak ile nesne arasındaki konumu da değiştirmiştir. Onlar da ?kameranın hayata ve ölüme ilişkin algıları değiştirmek için kullanılacağını hayal etmişlerdi.? Uzun vadede ise kamera öznenin nesne ile kurduğu tekil ilişkiyi parçalamakla kalmamış özneyi özne karşısında da savunmasız bırakmıştır. Kamera nesne kadar öznenin de savunma hakkını elinden alır. ?Acaba arada kamera varken dünyayı olduğu gibi görmemiz mümkün mü?? sorusunu geliştirecektir Niedzviecki. Oysa, sinema ile insan arasında sanat katında kurulan bağdan farklıdır yeni durum. İnternet ağları, Twitter, Facebook, YouTube gibi olgular kamera kavramını da altüst etmiştir. Dünya neredeyse insan sayısı kadar kamerayla dolacaktır günün birinde. Bu aynı zamanda sosyal bir baskıdır. Ünlü olma isteği her insanı kendi gerçeğinden bu araçlar sayesinde hızla koparmakta ?ünlü insanların yaşadığı hayatı tıpkı onlar gibi yaşamayı arzulatmakta izleyici kitlesinin önünde yaşamayı istemektedir.? Dikizleme Kültürü?nü doğuran da budur. Ünlüler gibi olmak.
Geleneksel kültür başkasını dikizlemeyi yasaklamıştır yasaklamasına, günah çıkarma bile tek başına bir iletişim biçimidir ancak Leydi Godiva?nın öyküsü geride kaldığı gibi herkes kameralı birer röntgenci Tom?a dönüşmüştür. Masumiyetini yitirmiş kültür her skandala, her suça ve itirafa birer etiket yapıştırarak da bunu ekonomik bir eyleme dönüştürmüştür. Godiva, hemşerilerine at üstündeki çıplak bedenine bakmamalarını istemişti bugün ise ?herkes baksın diye yalvarmaktadır.?
Her ne kadar olup bitenleri tam olarak anlayamamış olmaktan söz açsa da Hal Niedzviecki, gerçekliğin sanat yolu ile yaratıcı kullanımından koptuğumuzu kabul etmektedir. Kendi gözlerimizden ve kendi ruhumuzdan değil bir aracı olan kamera ve türevlerinden (televizyon programları, cep telefonları, internet, Twitter vs.) gerçeğe bakıyor olmamız, gerçeğin kamera önünde daha ilgi çektiğini düşünmemiz, ilgi çekmenin bağımlılık yapması ?Dikizleme Çağı?nın sonuçlarıdır. ?Birbirine yabancı insanların karanlık odalarda oturup çaresizce içtenlik aramasıdır.? Bu yeni gözaltı herkese açıktır.

Kitabın Künyesi
Dikizleme Günlüğü
Hal Niedzviecki
Çevirmen : Gökçe Gündüç
Ayrıntı Yayınları
Basım Tarihi : 05 – 2010
Sayfa Sayısı : 312

Yorum yapın

Daha fazla Araştırmalar, İnceleme, Medya
Alternatif Televizyon – M. Emre Köksalan

?Alternatif Televizyon? mümkün Galatasaray Üniversitesi İletişim Fakültesi akademisyenlerinin hazırladığı ?Başka Bir İletişim Mümkün? serisinin son kitabı ?Alternatif Televizyon: Olanaklar ve...

Kapat