Olgulardan şaşmamalıyız. Olgular bu hassas yapıda birbirlerine dişli çarkın dişleri gibi geçiyor: Biri diğerini harekete geçiriyor, yalanın tek bir zerresi, gıcırdayıp tümünün durmasına yeter!

Çağdaş Macar edebiyatının en önemli temsilcilerinden Péter Nádas, Bir Aile Masalının Sonu’nda düş dünyası büyükbabasının anlattığı savaş anılarıyla, masallar ve efsanelerle beslenen küçük bir çocuğun hikâyesini anlatıyor.

1950’lerin Macaristan’ındayız. Olup bitenleri küçük bir çocuğun, Peter Simon’un bakış açısından izliyoruz. Anlamaya çalışıyoruz demek daha doğru olur. Çünkü Peter de etrafında gelişen olayları anlamakta ve değerlendirmekte zorlanan bir çocuk.

Ölen annesinin, eve seyrek uğrayan babasının özlemini duyan, babaannesi ve büyükbabası tarafından büyütülen Peter’in köpeği ve evcilik oynadığı küçük bir kız çocuğu dışında pek bir arkadaşı yok. Yalnızlığını, yoklukları hayal gücüyle dolduruyor Peter. Hayal gücünün kaynağı ise kuşkusuz dedesinin anlattığı masallar. Masaldan ziyade Yahudi mitolojisine, kutsal kitaplara, zaman zaman uzak tarihe dayalı fantastik hikâyeler anlatıyor büyükbabası.

 

Büyükbaba kendine özgü felsefesi olan, olayları ve hayatı sorgulayan sevimli bir ihtiyar. Anlattıklarının barındırdığı şiddet ve cinsellik çocuğun zihninde şiddet, cinsellik ve ölüm dolu imgelerle karşılık buluyor. Aslında içinde bulunduğu baskıcı ortamla, -dünyada fazla zamanının kalmadığının farkındalığıyla- geçip giden zamanla baş etmek için anlatıyor hikâyelerini; yaşlı adam torununa kurtuluş umudu aşılamak için kendi günahlarının kefaretini ödeyen ve her seferinde zorlukların üstesinden gelen kadim bir aile tarihi kurguluyor. Ama anlatmanın kayıpların acısını bastırmaya yetmediği zamanlar da oluyor. Nitekim, “Ölü resimlerle doluyum” diyecektir büyükbabası ağlayarak; “Dinle ama unut hepsini. Hep ardında ne var, ona dikkat et, üst tarafını unut! Yaşlandığında, resimleri tutma aklında. Sadece düşünce kalsın, salt düşünce!”

Peter ne düşünceleri ne resimleri anlamlandırabilecek bir yaşta; o da gerçeklerle baş etmekte, kaybettiklerini kabullenmekte zorlanıyor. Péter Nádas sözünü ettiğim zorlanmayı, gerçeklerle masallar, ölülerle yaşayanlar arasında sıkışan çocuğun bilincindeki karmaşayı sergiliyor…

Peter’in kötü kaderi bu kadarla kalmayacak, önce büyükbabasını sonra büyükannesini kaybedecektir. Üstelik babası da “hain” damgası yemiştir. Dünyada yapayalnız kalan çocuk, bir yetiştirme yurduna bırakılır. Peter, aile öykülerinin nasıl biteceğini anlamaya başlayacaktır…

Hikâyeyi zaman sırasına sokarak özetlemeye çalıştım. Oysa küçük çocuğun dağınık bilincinden aktarılan hikâyede zaman doğrusal akmıyor. Bir anıyla başlıyor anlatmaya Peter, kısa bir zaman aralığında çağrışımlarla anıdan anıya atlayarak “aile romanı”nın içinde kayboluyor. Daha romanın ilk bölümlerinde büyükannesinin, büyükbabasının, köpeğinin öldüğünü, arkadaşlarının uzaklara taşındığını öğreniyoruz. Ama hemen ardından onlar sanki yaşıyormuşçasına onların da içinde bulunduğu anılar giriyor araya. Anılar çocuğun acıları hayaller ve kabuslarla çarpılmış zihninden süzülürken zamanlar zamanlara, anılar anılara, hikâyeler hikâyelere karışıyor.

Düş kırıklıkları
Siyasi duruma dair açık bir vurgu yapmamış Péter Nádas. Bunun nedenini romanın yazılış tarihiyle ilişkilendirmek gerekir. Belli ki sansüre takılmaktan kaçınmış. Ancak çocuğun maruz kaldığı dramatik olaylar üzerinden özellikle 50’lerin siyasi konjonktürünü, reel sosyalizmin baskıcı karakteristiğini eleştirdiği çok açık. Gerçekten de Bir Aile Romanının Sonu’nun dramatik yanı çok güçlü. Düşlerin, düş kırıklıklarının, kabusların, olayların çocuğun bakış açısıyla, çocuğun ağzından nakledilmesi dramı ağdalaştırmamış ama yoğunlaştırmış. Özellikle büyükannesinin ölüsüyle evde yapayalnız kaldığı bölümlerde yoğunluk daha da artıyor. Péter Nádas’ın anlatısında iç sıkıntısı hüzün onları açığa çıkaran temalar kadar derin. Kısacası malzemesini, hikâyeyi ve anlatım tekniğini okuru etkilemek anlamında çok iyi kullandığını söyleyebiliriz.

Nádas, Bir Aile Romanının Sonu’nu ilk öykü kitabının yayımlanmasından sonra, otuz beş yaşındayken yazmıştı. Kariyerinin henüz başlangıcında olmasına rağmen, 174 sayfalık bu kısa romanında bile, yazma stilinin karakteristiği sayılan niteliklerini ortaya koymayı başarmış; entelektüel, ayrıntılı, güçlü, yenilikçi ve zorlu… Bunlara tematik bir karakteristiği de eklemek gerekir; ölüm temasını!..

Bir Aile Romanın Sonu’nunda büyükbabanın ağzından dinlediğimiz anlatılar ilk bakışta yazar anlatmanın şehvetiyle konudan uzaklaşmış düşüncesi doğurabilir. Oysa ister kutsal kitaptan alınsın ister yaşanmış bir tarihten, ister peri masalı olsun ister mitoloji, bu çekici ama rahatsız edici anlatılanlar anlatı zamanındaki yaşantıyla ve siyasi gerçeklerle ile ilgili.

Görünmez ipliklerle örülmüş simgesel bir bağlantı var aralarında. Macaristan’ın yakın tarihini bu anlatılar yoluyla aktarıyor Nádas. Elbette çocuğun zihninde böyle bir karşılık bulmaz, anlaşılmaz hale gelir; fantastik hayallere dönüşür. Bu zihin hiç kuşku yok ki Macar halkının zihninin temsilidir. Büyükbaba zihinlerdeki karamaşanın farkındalığıyla uyaracaktır Peter’i: “Yalan söylemek istemiyorum. Bu hikâyede kahramanların ne planladıklarının, ne tasarladıklarının önemi yok. Olgulardan şaşmamalıyız. Olgular da bu hassas yapıda birbirlerine dişli çarkın dişleri gibi geçiyor: Biri diğerini harekete geçiriyor, yalanın tek bir zerresi, gıcırdayıp tümünün durmasına yeter! Yok, hayır! Tarih değil! Tarihin dişlilerinin birbirine geçmesi gizemli bir şekilde mükemmeldir; aralarına toz zerresi bile giremez çünkü tüm yapıyı camdan bir fanus örter, peynirleri örttüğü gibi. Olsa olsa bizim anlatımız üstünkörü olabilir, eğer yeter derecede ihtiyatlı davranmazsak. Burada ihtiyat, sadakat anlamına gelir. Zu den Tatsachen (olgularda kalalım).”

A. Ömer Türkeş
(21.11.2014, http://kitap.radikal.com.tr)

Bir Aile Romanının Sonu
Péter Nádas
Çeviren: Gün Benderli
Can Yayınları
2014, 176 sayfa

Yorum yapın

Daha fazla Makaleler, Romanlar
Tezer Özlü ‘nün Franz Kafka ‘ya dair yazısı “Hiçbir Şeye Gücüm Yok, Acılar Dışında”

"Bütün evin gürültüsünün ana karargâhı olan odamda oturuyorum. Tüm kapıların vurulduğunu işitiyorum, böylece hiç değilse kapılar arasında dolaşanların ayak seslerini...

Kapat