Orhan Kemal’in yaşamının son günleri ve ölümü

orhan-kemalYURT DIŞINA YOLCULUK
Fikret Otyam’ın sürekli uğraşmaları sonucu Orhan Kemal 23 Temmuz 1969’da pasaportunu alır. Çağrı üzerine Ağustosta eşiyle Sovyetler Birliği’ne, Moskova’ya gider. Orada bir kanama geçirir, Yazarlar Birliği’nin yardımıyla hastaneye yatar.

Hekimler beş altı ay kalıp iyice tedavi -olmasını, dinlenmesini salık verirler. Fakat o, on gün sonra, tedavisi bitmeden çıkar. Yurt özlemine kapılmıştır. Ayrıca, çoluk çocuğu için yeterince para bırakmadığından meraktadır. Okullar açı­lacaktır, çocukların çeşitli istekleri vardır ve yaklaşan kış için odun kömür almak gerekmektedir. Bunları düşünerek Eylül ortalarında Türkiye’ye döner. Önce Ekmek kitabıyla Türk Dil Kurumu 1969 Hikaye Ödülünü alır. Ankara Sanat Tiyatrosu 22-29 Ekim günleri arasında «Orhan Kemal’e Saygı Haftası” düzenler. 1969’da Cumhuriyet’te Üç Kağıtçı romanı tefrika edilir ve Kötü Yol romanıyla birlikte kitap olarak yayımlanır.

1970 yılının ilk aylarında Orhan Kemal biraz toplar, sağ­lığı düzelir. Arkadaşı Fikret Otyam’a şunları yazar :

« … Kilo aldım. O işler bildiğin gibi değil. Bütün bunları bir gün uzun uzun konuşuruz. Hani galiba beni Moskova’dan sonra görmemiştin. Hiç öyle değilim. Hemen hemen eski günlerdeki gibiyim. Nuriye ile 5 Mayıs’ta uçakla Bulgaristan’a hareket edeceğiz. Hemen hemen takarrür etmiş gibi. Gibisi bile fazla. Tabii hava alanından geri çevrilmezsek. Sanmam. Yani 5 Mayıs sabahı saat 9.30 uçağı ile. Bir ay. Ondan sonra Romanya üç haftalık bir izin verdi. Aşağı yukarı Bulgaristan ve Romanya’da beraberiz demektir. Şayet Bulgaristan’a benim hareket tarihini tutturursan çok iyi olur. Gerçekten konuşacak çok şeyler, çok gırgırlar birikti. ..
“Ben o kadar iyiyim ki, bunca iyilikten korkuyorum desem inan. Yalnız, şu kist dermoid. O da iyi. Hafif, çok hafif
bir akıntı var, o kadar. Buysa normalmiş. Zamanla bünye kuvvetlendikçe geçermiş ama, Moskova’da yarım kalan tedaviyi tamamlatacağım her ihtimale karşı. Ameliyatlık bir şey olmasa gerek. Erbabı böyle söylüyor.” (34) .

Böyle yazmasına karşın 1970 Nisanının sonlarına doğru yeniden kriz geçirir :

“Gece bir uyandım, kalbim ökseye tek ayağından yakalanmış bir serçe kuşu gibi çırpınıyor.. Korkunç… Sağlama
dedim, gidiyorum. Gidiyorum ya, hiç olmazsa birkaç satır bir şeyler yazayım… Denedim, hayır… Dünya pis pis dönüyor …
Yattım. Sabaha kadar sürdü. Uyumuşum. Uyandım. Halim aynı. Kemali baktı, gördü, telaşlandı. Al bir kağıt, tak makinaya dedim. Taktı. Çok zorlukla dikte ettim. Vasiyetimi yazdı ağır ağır. Ama bak, gene paçayı kurtardım.»(35)

5 Mayısta sabahleyin Yeşilköy’den uçakla Sofya’ya gider. Karısı Nuriye hanım da yanındadır. Bulgaria Oteli’nin dördüncü katında kalmaktadırlar.

Orhan Kemal Bulgaristan’da hem gezer, hem de tedavi olur. Babaannesinin soyunun bulunduğu yerleri dolaşarak notlar alır. Amacı, ilerde, “93’ten Bu Yana” adıyla ailesinin hikayelerini yazmaktır. Fakat çok dolaşamaz, rahatsızlığı arada bir nüksetmektedir. Bir gün kriz geçirir. Sofya Hükümet Hastanesi’ne yatar. Önceleri konuşmakta, hatta şakalaşmaktadır. Fakat durumu gitgide kötüleşir. Sonunda konuşamaz olur. Doktorların dediğine göre, «anevrizm boşluğundan bir parça pıhtılaşmış kan kopmuş ve beyin atardamarlarını tıkamıştır. Bu tıkanmadan sonra büyük diınağın sol yarım dairesinde meydana gelen değişiklikler 2 Haziran saat 21. 15’te ölümüne yol açmıştır.»

O sıra eşi de odadadır. Ellerini tutmaya çalışırsa da ba­şaramaz. Bir şeyler söylemek ister, söyleyemez. Gözleri dolar.
Nuriye hanım anlatıyor :
«Nasıl da içten, candan bakıyordu. Acıydı o bakışları. Konuşmak istiyor, konuşamıyordu. O cıvıl cıvıl, yaşama sevinci, her şeye rağmen yaşama sevinci içinde olan Orhan mıydı bu? Zor tutuyordum kendimi. Ağlayacağımı anlıyordu ve ağ­lama demek istiyordu ve diyemiyordu.» (36).

Altına oturak sürülmesin diye güçlükle ayağa kalkar. Odanın sağ köşesindeki tuvalete doğru birkaç adım atar. Birden
pat diye yere yığılır.

4 Haziran 1 970 tarihli Bulgar gazeteleri, radyo ve televizyonu büyük Türk yazarı Orhan Kemal’in öldüğünü dünyaya
yayarlar. 5 Haziran Cuma günü Bulgar Yazarlar Birliği’nde Orhan Kemal için bir tören düzenlenir. İki yüz elli kişinin katıldığı toplantıda yazarın eşi Nuriye Öğütçü ile arkadaşlarından şair Necati Cumalı ve yayımcı Oğuz Akkan da bulunurlar. Yapılan konuşmalarda Orhan Kemal’in yeri, önemi, değeri belirtilir. Ertesi gün saat beşte Orhan Kemal’in cenazesi özel araba ile yola çıkarılır. Kapıkule sınır kapısında Orhan Kemal’in bazı arkadaş­ları, tanışları, okurları beklemektedirler. Kemal Tahir, Yaşar Kemal, Ercümend Behzad, Orhan Arıburnu, Kemal Sülker, İhsan Hasırcı, Nurer Uğurlu, Talat Kılıç ilk göze çarpanlardır.

Saat 11.30’da cenaze arabası sınırdan içeri girer. Uzun bir :araba konvoyu onu izlemektedir. Edirne’den Babaeski’ye gelindiğinde, asfaltın dönemecinde bir işçi arabaya yaklaşır. Elindeki çiçek demetini uzatır. Demetin üzerindeki bantta şunlar yazılıdır :

«Biz işçiler, hatıran önünde saygıyla eğiliriz.»

İstanbul’a varıldığında cenaze Topkapı’da Kozlu Mezarlığı’na bırakılır. Ertesi sabah erkenden oradan alınarak Basınköy’e getirilir. Orhan Kemal’in evi önünde kısa bir dinsel tören yapılır. Ardından, Cağaloğlu’na doğru gidilir. Gazeteciler Cemiyeti’nin yanında durulur. Öğleye doğru Şişli Camisi’ne gelinir. Çeşitli kuruluşlardan elliye yakın çelenk gönderilmiş­tir. Öğle namazından sonra, tabut eller üstünde Mecidiyeköy durağına kadar taşınır. Cenaze arabasına konur. Zincirlikuyu Mezarlığı’nda toprağa verilir. Bazı arkadaşları, sanatçılar, genç­ler teker teker mezara toprak atarlar.

(34) Cumhuriyet, 6.1.1973
(35) Bak : Fikret Otyam, Arkadaşım Orhan Kemal, s. 455
(36) Bak : A.g.e., s. 481

Asım Bezirci
Orhan Kemal Hayatı, Sanat Anlayışı, Hikayeleri, Romanları, Oyunları, Anıları
Tekin Yayınevi, 1984

Yorum yapın

Daha fazla Anlatı
Nazım Hikmet ‘in ezbere en çok okuduğu şiirleri

Arada bir, o da haftada ya da on günde bir falan, küçük bir şişe rakı aldırırdık, biraz leblebi, tuzlu fıstık,...

Kapat