Osman Akyol’la Söyleşi – Dilek Burak

HAYATIN ARA SOKAKLARI YA DA AYRINTILARIN ÜSTÜNE BASMAYIN

Kadıköy Ekin Sanat ofisinde buluştuk Osman Akyol?la. Sıcak bir karşılaşma oldu. Akşamın rengini alan çaylarımızı yudumlarken, ?Sorumlu Müdür? den çok diğer arkadaşlarla birlikte genel bir sohbet edildi.

İlk kez karşılaşmadığımı düşündüm veya o duyguyu veren Osman Akyol?un gülümseyişindeki samimiyetti. Okurken yanılmadığımı anladım. Bu söyleşi de o içtenliğin, bizi içine alan öykülerinin sesi oldu. Kitabı okuduktan sonra kendinize dokunun. Ne hafifseyin kendinizi ne de büyümseyin. Bizim hikâyemiz? İnsanı insana özleten biraz da?

Söyleşimize neden öykü diye başlayalım?

Öykü, öncelikle bir anlatım aracı. İçinde yaşadığımız sistemin bize dayattığı dertleri, sıkıntıları ve fırtınaları anlatmak, sizin dışınızdakilerle de paylaşmak için. Tür olarak ise seviyorum öyküyü? Salt mesaj vermek kaygısıyla değil. Bir duygusal boşalım diye tanımlamayı biraz hafife alınmış sayarım. Beraberinde sosyal ve siyasal birikimlerimizi öykü diliyle anlatabilmek? Yazmak beni mutlu kılıyor. Yazmasam olmazdı, diyorum. Yazdıklarımı sadece kendime saklamak istemiyorum. Benim dışımda yani, benden çıkan öykülerin diğer insanlarla buluşması, beni onlara daha bir yakınlaştırıyor ve mutlu oluyorum bu paylaşımdan. Kurgu hayatın kaynağı?

?İronik bir üsluba sahibim? diyorsunuz özgeçmişinizi anlatırken. ?Kalburüstü Kelamlar Kahvehanesi?nde ironi dışında hiciv de var, mizahın hâkim olduğu.

Özellikle ironi olsun diye yola çıkmıyorum öykülerimi yazarken. Bu, üslubun kendi akışı içinde ortaya çıkıyor, önceden kurgulanmış değil. Bazı öykülerimde daha belirgin. Genel olarak ironinin öykülerime farklı bir tat kattığını düşünüyorum. Kendiliğinden gelişmesi, yapay olmasının önüne geçiyor. Diğer türlü sırıtır ve samimi olmaktan çıkardı. İroni zekâyı gerektirir. İroninin mizahla da bir akrabalığı var. İroni büyük bir silahtır. Kimlere kullanacağınızın bilinciyle yaparsınız. Evet, önemsiyorum bu anlatım dilini.

Kimi öyküleriniz dilimize takılanları ayıklayan ve insanın aklına, dilin her şey ve herkes gibi nasıl da bozulduğunu işaret ediyor. Dil eskiyen ve eksilen bir şey mi?

Dil canlı bir şey. Dil de diğer tüm canlılar gibi yeni yeni kelimeler türetir ve bazılarını atar. Bu biraz yazdığınız biçimle ve içerikle de ilintili. Hiç kullanılmayan, köşede kalmış bir sözcüğü siz gün ışığına çıkarabiliyorsunuz. Yaşadığımız sistemin bizi içine hapsettiği, kuşattığı bir ortamda dilin bundan etkilenmemesi olası değil. Ne ki farkında ve tersine çekiyorsanız kürekleri, yeni keşifler yapmak zorundasınız. Bunu yaparken ne okuyucunun ne de kendinizin uzağına düşmeden, o kurulmuş ?dil tutulmasından? korunmak ve korumak zorunda kalıyorsunuz dilinizi. Ben dili yalın kullanmaktan yanayım. Konuşma dilini çok seviyorum. Böylece okuyucuyla daha sıcak bir bağ kurabileceğime inanıyorum. Bu konuda uzun bir yolun başında olduğumu söyleyebilirim elbette.

Sorumlu Müdür?de sokaktaki insana sokulan ve onun yaşadığı durumları anlatan öyküler var. Okuyucuyu yormayan, okuyucunun yanına giden bir üslup? Dolayısıyla dilin yalın halini her öyküde bulmak mümkün. Bir başkasıyla bir başkasını konuşur gibi, kendimizi dinlediğimiz. Yazar ve okuyucunun arasının epey açıldığı günümüzde siz bunu nasıl başardınız? Öykündüğünüz öykücüler, yazarlar var mı? Osman Akyol?un beslendiği damarları merak ediyorum.

Günümüz öykücülerini çok iyi takip ettiğimi söyleyemem. Klasikleri okuyorum daha çok. Tarz olarak kısmen Çehov?a yakın olduğumu düşünüyorum. Etkilendiğim öykücüler arasında; Aziz Nesin, Sabahattin Ali, Haldun Taner, Muzaffer İzgü, Yusuf Atılgan, Sait Faik Abasıyanık?ı sayabilirim. Ne ki, öykücülüğüme Charles Bukowski, Anton Çehov öykülerini okuyarak başladım.

Öyküdeki karakterlerin canlılığı benim için çok önemli. Doğru tespit etmişsiniz. Sigara içen bir insanın duygularını anlamak için sigara içmek gerekli. Kaçınılmaz bulaşıyorsunuz. Öğrencilik dönemimde, inşaat işçiliği, ayakkabı boyacılığı, su satıcılığı gibi çeşitli işler yaptım. Bunların yazın dünyama çok şey kattığını söyleyebilirim. Gözlemliyorsunuz ve bu iflah olmaz bir alışkanlığınız oluyor. Hele ki yazıyorsanız kaçınılmaz gözünüze takılıyor ve ister istemez beyin kaydediyor. İnsanlara bulaşıyorsunuz bir anlamda ve kendinize ulaşmanın zorluğunu da aşıyorsunuz. Her öykü sizin dünyanızı ve o dünyaya nasıl baktığınızın yansısı oluyor? İçinde kendisi olmayan her öykü eksiktir?

Yazmak dünyanızı büyütüyor, ağır bir sorumluluk yüklüyor, nedenleri ve nasılları yakanıza yapışıyor. Yazma bu evrede devreye giriyor işte. İçinizde böyle bir sıkıntı duyamıyorsanız yazdığınız her öykü eksiktir?

Mesleğimin de bana çok şey kattığını da söylemek isterim. Çok fazla yaşanmışlıkla karşılaşıyorsunuz okulda, çok fazla malzeme ve hikâye. Her yıl beş yüz öğrenciden bize geçenlerle zenginleşiyoruz.

Öykü biraz da eksiltme sanatı, yoğunlaşarak ve o yoğunluğun kıvamını bozmadan. Tersi de olası. Estetize etmek adına, karmaşa ve anlaşılmaz bir üslup çıkabiliyor karşınıza. Fildişi kulelerden, tepeden bakmamak gerekiyor okuyucuya. Kuşkusuz bunu yaparken arz talep sorunu üzerinden, yazarlık adına kimlerin ve nelerin kirletildiğinin bilimcinde olmak gerekiyor. Kafa karıştırmak önemlidir ve kafası karışan insanlara ?hadi karışın ve o karışıklığın içinden de çıkmayın? anlayışı üzerimize biçilen kumaşın ne kadar kalitesiz olduğunu yeterince gösteriyor. Taşın altına elimizi koyuyorsak toplumcu gerçekçilik adına sanat yapıyorsak, anlatım dilimiz sokaktaki insanın kalbine, kulağına girebilmeli. Sadece kafa karıştırmak yetmiyor. Yazar bir kapı aralar ve siz okuyucuyu zorla içeri-dışarı çekemezsiniz.

Merak, araştırma ve sorgulama duygusunu verebilmenin önemli olduğunu düşünüyorum? ?Ben oldum? demenin hayatta bir karşılığı olsa olsa yerinde sayma hatta yerinde durma olabilir. Yazmanın uzun soluklu bir yol olduğunu düşünüyorum ve bir olumluluk olarak algılanacağını düşünerek, okuyucuyla bu yolu birlikte yürümek çabası içinde olmanın karşılığını bulacağını biliyorum. ?Farkında mısın?? ya da ?Ne denli farkındasın?? sorusu bu?

Yazılmamış öykü Orhan Bey adına yazılmış. Ayşe?de mülkiyet ilişkisinin altını çizmişsiniz. ?Kalburüstü Kelamlar Kahvehanesi?nde ulaşamayacağımızı düşündüğümüz bir bağı kurmuşsunuz.

?Köprüyü Geçmeden Önce? benim de sevdiğim öykülerdendir. Ayşe karakterini sistem biçimlendiriyor aslında ve Ayşe ilişkilerini çıkar temelinde yürütüyor öyküde. Ayşe?ler den çok var. ?Orhan Bey? karakteri ise, toplumsal yozlaşmanın dışında, aykırı bir insan?
Öykü bir sanat ürünü olduğu için öyküdeki olayı estetize etmek gerek tabi. Bir beton yığınını heykele dönüştürmek gibi bir şey? Öykü onu canlandırmak durumunda, bunun da yolu dili ve anlattığımız kesitleri canlı kılmaktan geçiyor. Öykülerimin asık suratlı olmasını istemiyorum. Biraz da eğlenerek okunmasından yanayım.

Elbette yaşadığımız sistemden bağımsız, sanki bu toplumun bireyi, insanı değilmişiz duygusuyla yazılmıyor. Sistemin bizi içine çektiği çukuru görmek ve dışına çıkabilmeyi başarmaktır yazmak eylemi. O nedenle gözüm kulağım açık, o çukuru anlamayı unutmadan. Ama çok bunalımlı, çözüm üretmeyen ya da ışık sızdırmayan öykülerden de çok haz aldığımı söyleyemem. Umutsuz değilim. O nedenle benim ilk öykülerimden biri olan ?Kalburüstü Kelamlar Kahvehanesi?nde zaman yoktur. Belli bir kurgu içinde bir araya toplanmış insanlar sohbet edebiliyorlar. Kendi iç mantığı var kuşkusuz. Her kesitten insanların buluştuğu ve birbirlerine dokunduğu yerdeler karakterler.

Branşınız matematik. Bu durum öykü yazmanızı kolaylaştırıyor mu? Tersi, zorlandığınız oluyor mu?

Matematik öğretmeni olmayı kutsamıyorum. Yaşamak için bu mesleği sürdürmek zorundayım. Matematik sadece sayar aslında… İnsana sıkılan mermileri sayar, sosyal sorumluluk projesinde verilen gıda paketlerini sayar, parayı sayar. Her şeyi sayar? Duygudan uzaktır. Bir öykünün, bir şiirin bize verdiği coşkuyu veremez. Edebiyat benim için çok değerli. Bir ömür yaptığım matematik öğretmenliğinden çok daha anlamlı öykü yazmak benim için. Başka türlü kendimi var edebileceğime inanmıyorum. İnsana özgü, insanı anlatan başkaca bir alan yok. Edebiyat önceliğim ve kendimi anlatabileceğim tek yol. Öykü, şiir kısaca sanat kalıcıdır. Matematiğin sadece öykülerimdeki olay düzenine bir denge kattığını söyleyebilirim. Anlatım olarak bir katkı değil tabi bu. Öykünün teknik kısmında, o sevimsiz kısmında bir denge kurmada yararı oldu.

Evet, toplumun her kesiminin öykülerini okumak mümkün kitabınızda? Ekin Sanat?ta Mehmet Özgür Ersan?ın ?kimi sorduysam kendine başkası çıktı? dizesi bağlamında Osman Akyol kendine ne kadar yakınlaştı ya da kendisi çıktı?

Özgür?ün dizesi Özdemir Asaf? ın şiirini çağrıştırdı:

?Bir kelimenin yanına bir kelime gelince/Bir sesin yanına bir ses gelince/Bir insanın yanına bir insan gelince/Büyürler, büyürler, büyürler ölümden önce?

Ülkemiz büyük bir insan zenginliği üzerinde oturuyor. Çevremize baktığımızda anlatılacak çok hikâye bulmak mümkün. Her kesimi kendi nesnelliği içinde, yargılamadan anlatıyorum. Anlattığımız her hikâyenin içinden kendimiz, o bir başkası olsa da, çıkıyoruz.

Yeni çalışmalarınız var mı?

İlahi Adalet Komünizm adında bir araştırma kitabım var. Kurgu Kültür Merkezi Yayınları?ndan Ağustos ayında çıktı. Öykülerim her ay edebiyat dergilerinde çıkıyor. Yaba, Berfin Bahar, Ekin Sanat, Öykü Teknesi, Aşkın e-Hali, Yordam, Sunak, Sanat Cephesi dergilerinde? Yanı sıra SanatLog, Türkçe Bilgi gibi internet sitelerinde sinema yazılarım da çıktı. Yine İTÜ Sözlük, Uludağ Sözlük?te de yazılarımı bulmanız mümkün.

Sizi okumaya devam. Diğer yapıtlarınızla da görüşmek ve buluşmak üzere?
Bu benim ilk söyleşim ve sizinle gerçekleştirmek onur verici. Çok teşekkür ediyorum.

İçten ve dost yakınlığınız için, Ekin Sanat adına ben de teşekkür ediyorum.

Dilek Burak
Ekin Sanat dergisi, Aralık 2012

BİYOGRAFİ
Osman Akyol, 31 Ekim 1972?de Adana?da doğdu. Kozan Ellinci Yıl Lisesi orta kısmını (1988), Adana Baraj Lisesi?ni (1991) ve Van Yüzüncü Yıl Üniversitesi Fen-Edebiyat Fakültesi Matematik Bölümü?nü (1996) bitirdi.

Öğrencilik yaşamı boyunca yazları yoksul ailesine yük olmamak için başta ayakkabı boyacılığı olmak üzere, inşaat işçiliği, garsonluk gibi pek çok işte çalıştı.

Öğretmenliğe 1997?de Ağrı Taşlıçay Yardımcılar Köyü İlkokulunda sınıf öğretmeni olarak başlayan Osman Akyol, daha sonra dilekçe verip kendi branşına geçti. Ağrı Naci Gökçe Lisesi, Bağcılar Orhangazi Lisesi, Sarıyer Hüseyin Kalkavan Lisesi ve Eminönü Cibali Lisesi?nde çalıştı. Halen Fatih Davutpaşa Lisesi?nde matematik öğretmeni olarak mesleğini sürdürüyor.

Askerliğini Çankırı Dokuzuncu Zırhlı Tugay Komutanlığı?nda yedek subay olarak yapan Osman Akyol; evli ve bir çocuk babası olup öğretmenlik mesleği yanında yazarlık ve oyunculuk da yapmaktadır.

Yordam, Şehrengiz, Ekin Sanat, Yaz Kalemim, Sanat Cephesi, Aşkın e-Hali, Öykü Teknesi, Çağdaş Yaşam, Afrodisyas Sanat, Berfin Bahar, Fayrap, Lacivert, Yaba, Edep, Deliler Teknesi, Mühür, Tmolos, Kurgu, Kardelen, Galapera Öykü, Kültür Mafyası, Düşünbil, Hayal ve Zula gibi edebiyat dergilerinde; hikaye, film eleştirisi, makale ve denemeleri yayınlandı. Yazılarından bazıları İTÜ Sözlük, Uludağ Sözlük, SanatLog, BoardTurk, Türkçe Bilgi, insanokur.org, Mir Haber, Demokrat Haber, on5yirmi5.com, Oda TV, iştirakî, YazarKafe, soL Haber Portalı, Timeturk, Notosoloji, bianet, Dipnot, dersimiz.com, Antoloji.Com, SanatAlemi.Net, gündemanşet, Mürekkep Haber, Ebediyen Edebiyat, haber 5, 19.org, Mezrabotan, Edebiyat ve Sanat Akademisi, yazan el gibi internet sitelerinde de yayınlandı. Yazar olarak şu ana kadar ikisi öykü, biri deneme olmak üzere üç kitaba imza attı.

Daha çok durum öyküleri yazan Akyol, konularını soyut konulardan çok gerçek hayattan seçtiği öykülerinde; insanların gündelik dertlerini, sınıfsal çelişkileri toplumcu gerçekçi bir bakış açısıyla kaleme alıyor.

Kitapları:

1. Sorumlu Müdür (Öykü), Ekin Sanat Yayınları, Ankara, Nisan 2012
2. İlahi Adalet Komünizm (Deneme/Araştırma), Kurgu Kültür Merkezi Yayınları, Ankara, Ağustos 2012
3. Yükselen Yeni Devrim Dalgası (Öykü), Kurgu Kültür Merkezi Yayınları, Ankara, Kasım 2012
4. Gezi Raporu (Öykü), Kanguru Yayınları, Ankara, Kasım 2013

Yorum yapın

Daha fazla Söyleşi
Fazıl Say hakkında açılan ikinci davayı değerlendirdi: ‘Faşizme karşı susmam isteniyor’

Fazıl Say, Twitter'da Ömer Hayyam'a ait dizeleri paylaştığı için "dini değerleri aşağılamak" suçlamasıyla yargılanırken, "saçma sapan mahkeme" dediği için hakkında...

Kapat