Pablo Neruda’yı evinde bulmak

Şilili ünlü şair Pablo Neruda, “Aşk ne kadar kısa ve unutmak ne kadar uzun,” diye yazıyordu. Neruda’nın Valparaiso bölgesinde Pasifik okyanusu manzaralı en sevdiği evi Isla Negra’yı keşfe gittiğimde bunların sadece bir kağıt üzerine yazılmış sözler olmadığını anladım.
Neruda dostlarını asla unutmazdı. Bir dostunu kaybettiğinde adını evinin barındaki kirişlerin üzerine kazıyordu. Onlarla içmeye devam edebilmek için… Neruda’nın ölümünün üzerinden 40 yıldan fazla zaman geçti, ama isimler hala orada duruyor. Toplam 17 tane. Bu insanların o ortamda geceyarılarına kadar bir yandan içerken bir yandan da şiir, aşk, seyahat, politika konuştuklarını hayal etmek zor değil.

Neruda 1973’te 69 yaşında ölmeden önce şiirleriyle dünyanın kalbini fethetmiş, onlarca kitap yayımlamıştı. Bunlar arasında Yirmi Aşk Şiiri ve Bir Umutsuz Şarkı, 100 Aşk Sonesi, Kaptanın Dizeleri sayılabilir. 1971’te Neruda’ya Nobel Edebiyat Ödülü veren İsveç Akademisi, onun eserlerini, Güney Amerika’nın “kaderini ve düşlerini” canlandıran “başlıca güç” olarak tanımlıyordu.

Neruda bugün de dünkü kadar popüler. Şili’nin başkenti Santiago’daki uluslararası havalimanına Neruda’nın adını vermek için girişimlerde bulunuluyor. Son dönemlerde keşfedilen onlarca “kayıp” şiiri yakında yayımlanacak. Neruda’nın ölümüyle ilgili şüpheler de ortadan kalkmış değil. Nisan 2013’te mezarı açılarak zehirlenme belirtisi var mı diye testler yapıldı. Neruda’nın ölümünden 12 gün önce darbeyle iktidara gelen sağcı diktatör Augusto Pinochet ile bağlantılı bir suikaste kurban gitmiş olabileceğinden şüpheleniliyor. İlk veriler zehirlenme belirtisi bulmadı. DNA testlerinin sonuçları ise henüz açıklanmış değil.

Her yıl binlerce Neruda hayranı onun evini ziyaret eder. Ben de Neruda hikâyesinden geriye kalan bölümler var mı diye bakmak için üç evini ziyaret ettim.

La Chascona
Neruda’nın Santiago’daki iki katlı evi bohem bir bölgede. 50 yaşına geldiğinde Neruda iki kadın arasında kalmış, ilişkilerini düzenlemeye çalışıyordu. İkinci eşi Delia del Carril ile şarkıcı Matilde Urrutia. Kendisi için yapılmış bu evde Matilde, 1955’te Neruda eşinden ayrılıncaya kadar iki yıl tek başına kaldı. “Kaderimdi sevmek, ve sonra elveda demek” diyordu 25. şiirinde.

Neruda, Matilde’nin saçlarından esinlenerek “Dağınık” adını vermişti eve. Parlak renklerle boyanmış evde dolaştım. Denize olan sevdasını hissettim. Bara, “kaptanın barı” diyordu; duvarlar deniz haritaları, antika pusulalarla doluydu; dar yemek masası gemi masalarını andırıyordu.
Neruda şair olarak biliniyor ama edebi başarısı, Rangoon, Java, Singapur ve Parisgibi birçok yerde Şili’yi diplomatik olarak da temsil etmesinin yolunu açtı. Seyatlerinde edindiği hatıra eşyayı evin her yanında görmek mümkün.

Ev öyle iyi restore edilmiş ki 11 Eylül 1973 darbesinden sonra saldırıya uğradığına inanması zor. Darbeyle devrilen sosyalist cumhurbaşkanı Salvador Allende’nin yakın arkadaşıydı Neruda, kendisi de komünist olduğunu açıktan ilan etmişti. Yeni rejim, onu devlet düşmanı olarak görüyordu. Kitapları yasaklanmış, evinde Neruda kitabı bulunanlar hapse atılmaya başlamıştı. Ölümünün ardından binlerce hayranı tabutunu başkent sokaklarında taşıdı. Matilde cenazeyi saldırıya uğramış evde yapmak istiyordu; darbecilerin ne yaptığını bütün dünyanın görmesi için.

La Sebastiana
21 tepeli renkli liman kenti Valparaiso’ya vardığımda kentte bir başıma gibiydim. Kahveler bile açılmamıştı henüz. Neruda burayı çok seviyordu. Güzel meydanları, sokak sanatı ve her tepeyi kaplayan rengarenk boyalı evleriyle, UNESCO’nun bu kenti Dünya Mirası listesine alması boşuna değildi.

Beş katlı eve, onu inşa eden adamın adı verilmiş. Evin geniş pencereleri tüm kentin ve limanın görülmesini sağlıyor. Neruda 1959’da bu evi aldığında Santiago’daki hayattan yorulmuştu artık.
Bu evi çocukluk anılarına uygun bir “oyuncak ev” gibi döşemişti Neruda. “Oyun oynamayan çocuk, çocuk değildir; oyun oynamayan insan ise içinde yaşayan çocuğu sonsuza dek yitirmiştir artık,” diye yazıyordu anılarında.
Neruda, başkente 340 km uzaklıktaki Parral’da doğmuş, ama çocukluğunun ilk yıllarını Temuco’da geçirmişti. Annesi, Neruda’nın doğumundan altı hafta sonra tüberkülozdan ölmüştü; trende kondüktörlük yapan babası ise onun edebiyata düşkünlüğüne karşı çıkıyordu. Yine de çocukluk anılarını hevesle saklıyordu Neruda.
Evin her tarafından Pasifik okyanusunu görmek mümkün. Yazı yazarken kullandığı yeşil mürekkebin izlerini bugün hâlâ yatağında, masası ve koltuğunda görmek mümkün. Neruda’nın beşinci kattaki odasından bakınca “gizli, kıvrımlı, dolambaçlı” olarak tanımladığı tüm kent görülüyor.

Isla Negra

Diğer iki evi imrenme duygusu aşılıyorsa insana, yine Valparaiso sahilindeki bu evi de kıskançlık aşılıyor. Şair Sumatra’da hayran kaldığı bir yerin ismini vermiş bu eve. Kuzey ve Güney Amerika’nın tarihini anlattığı Canto General adlı eserini yazarken esin kaynağı olmuş bu ev.
Evi çevreleyen çitler hayranlarının yazılarıyla dolu. Trenleri çok seven Neruda bahçesine bir de jip ve öküzlerle çektirdiği bir tren motoru koydurmuş. Neruda’nın en sevdiği evi burası. Burası da denizi çağrıştıran eşyayla dolu. Evin her tarafı kişiliğinin izlerini taşıyor. Kılıçlar, maskeler, pipolar, kelebekler ve deniz kabuklarıyla dolu bir ev.

Darbeden sonra askerler evi basınca Neruda onlara şöyle seslenmiş: “Bakın etrafınıza; burada sizin için tehlikeli olan tek bir şey var: şiir.” Askerler hiçbir şey almadan ayrılmış evden.
Birkaç gün sonra öldüğünde ona yoksullar mezarlığında bir yer verilmişti. 1990’da demokrasi yeniden tesis edilinceye dek Şili en ünlü yazarına resmen kucak açmadı. Ölümünden iki yıl sonra kemikleri Isla Negra’ya aktarıldı. Bir şiirinde vasiyet ettiği gibi:

“Yoldaşlar, İsla Negra’ya gömün beni / çakıl taşının ve dalgalarının her bir pürüzlü lekesini / gözlerim kapalıyken, sanki artık hiç görmeyecekmişim gibi / tanıdığım denizin yakınına.”
Neruda ve Matilde’nin mezarı evin hemen arkasında. Şili’ye geldikten sonra Neruda’ya bakışım değişti. Benim için artık ölü bir şair değildi o. Yıllar öncesinden yazmıştı “şiir beni arayıp buldu” diye. Bu olağanüstü evler sayesinde, bugün onu arayanlar, ruhuna açılan tek pencereyi şiirinde bulmayacak.

Dave Seminara
BBC Travel, 14 Kasım 2014

Yorum yapın

Daha fazla Biyografiler, farkettiren yazılar
Genetik kodlamayla tarım ürünleri artırılabilir mi?

Dünyada hızla artan nüfusu besleyebilmek için önümüzdeki 40 yıl içinde, insanlığın 8000 yıl önce tarıma başladığı tarihten bu yana üretilenden...

Kapat