Peter Harcourt’un “Altı Avrupalı Yönetmen” adlı kitabına dair – Erman Bostan / Zahit Atam

Altı Avrupalı Yönetmen, Peter Harcourt?un Eisenstein, Bunuel, Renoir, Bergman, Fellini ve Godard?ın 60?ların sonu 70?lerin başına kadar çektikleri filmleri üzerine yazılmış bir inceleme-eleştiri çalışması olarak tanımlanabilir. Bu yönetmenlere örneğin Antonioni?nin neden katılmadığı sorusu sorulabilir. Harcourt kitabın Türkçedeki bu ilk baskısına yazdığı önsözde bu seçimi hem kişisel ilgi noktalarına hem de yönetmenlerin kitabın yazıldığı 1966-1972 yılları arasında film araştırmalarında, eleştiri alanında ve kamusal alanda sıkça adından söz ettiren yönetmenler olmasına dayandırıyor. 1974?te ilk baskısı yapılan kitaptan sonra yönetmenlerin birçoğu en önemli filmlerinden bazılarını çekti: Bunuel, Burjuvazinin Gizli Çekiciliği, Özgürlük Hayaleti, Arzunun Şu Karanlık Nesnesi; Bergman, Bir Evlilikten Sahneler, Fanny ve Alexander; Fellini, Amarcord; Godard, Çinli Kız, Her şey Yolunda, Tutku ve Sinema Tarih(ler)i gibi? Bu sebeple yazarın yeni baskı için yazdığı 18 sayfalık bir önsözle 70?ler sonrasındaki eserleri özel olarak inceleniyor. Bu haliyle Pelikan?dan çıkan orijinal kitabın genişletilmiş bir versiyonuna dönüşüyor.

Altı Avrupalı Yönetmen, yönteme ve eleştirinin doğasına dair bir özel giriş bölümüyle başlıyor. Leonardo Da Vinci ve Henry James?ten iki alıntı yapılıyor. Eleştiride iki farklı tutumu yansıtan bu görüşlerle eleştirinin kimliği tartışmaya açılıyor. Bir yanda akademik ve kavram ile anlatı üsluplarının izini sürmek, öte yandan saf bir seyir süreciyle yaşanan hazzın incelenmesi. Ya da bir filmi izledikten sonra, sizde bıraktığı tat, his, duyguların izinden gitmek. Olay, Argüman ve İmgelem olarak üç ayrı sinemasal düzlemden bahsediyor Harcourt: ?Tüm bu düzlemler; olay örgüsünün, karakterin, felsefi dolayımların ve estetik tasarımın tüm bu farklı öğeleri, filmin üzerimizde bıraktığı toplam etkinin birer parçasıdırlar. Bir filmi izleyip ve üzerine konuşurken, vurucu görünen bir düzleme, sonra bir diğerine, sonrasındaysa ikisinin arasındaki ilişkiye odaklanırız.?

Eisenstein bölümü, yönetmenin yaşadığı, sanatçı ve düşünürlerin?insan zihnini yeniden biçimlendirebilme olasılığıyla heyecanlandıkları kuramsal arayışlar çağı atmosferinden beslenen, Pavlov psikolojisi, Meyerhold biyomekaniği ve konstrüktivist mimari ve heykel geleneğinin hakkını vererek Eisenstein?ın kuramsal çalışmalarıyla ilişkili bir biçimde filmlerin geniş bir analizini okuyucuya sunuyor.

Renoir ise daha çok tutku, doğa ve insan ilişkilerinin sıcaklığıyla örülü filmleriyle gündeme getiriliyor. Sanırım Türkçede hakkında en az yazılan ve okunan önemli yönetmenlerden biri Renoir. Oysa Renoir Fransız sinemasının erken dönemlerinin en başarılılarındandır ve sanatsal duyarlılığıyla yeni gerçekçiliğe dahi esin kaynağı olmuştur.

Bergman, Godard, Fellini ve Bunuel hakkında Türkçede oldukça sınırlı da olsa bir literatür oluşmuş durumda. Fakat ne yazık ki bu literatürün büyük bölümü senaryolardan ve yaşam öykülerinden oluşuyor. Bu anlamda Harcourt?un Altı Avrupalı Yönetmen?i bu konuda Türkçedeki en derin çalışmalardan birisi oluyor. Kitle?den çıkan Avrupalı Yönetmenler?in yüzeyselliği göz önüne alındığında bu kitabın derinliği hemen fark ediliyor.

Bunuel?in kariyeri Endülüs Köpeği ve Altın Çağ?la birlikte son filmi Arzunun Karanlık Nesnesi?ne kadar ilginç bir süreklilik gösteriyor. Neredeyse bütün filmleri kapitalist toplumun burjuva değerlerinin ikiyüzlülüğü üzerine kuruludur. Bunuel bir tür Hıristiyan Batı uygarlığını bir yandan tartışan ve sorgulayan, öte yandan o kültürün eleştirel parçası olan bir kimlik. İster anarşist deyin, isterse komünist Bunuel Avrupa?nın felsefik ve estetik çelişkileri üzerinde yükselen en yetenekli muhalif sesti. Dinsel tabular, önyargılar, siyasi tutarsızlıklar, Avrupa hümanizmasıyla hiçbir zaman örtüşmeyen ulusal politikalar ve elbette ki özel mülkiyetin kölesi haline gelmiş bir uygarlığın acı ve ironik portresi denilince, Bunuel elinde boş tabancası ve silahıyla bize gülümsüyor. Avrupa felsefe geleneğinin ardından giderek Bunuel?in uzun kariyerinin izini sürmek istiyor Harcourt.
Godard ise kesinlikle sinema tarihinin en tartışmalı yönetmenlerinden biri, Harcourt da bir makalenin sınırları içerisinde Godard?ın ?kasti bir biçimde kendi kendisiyle çelişen? ve ?tek bir zihin tarafından başarılı bir biçimde ortaya çıkarılamayacak? kadar karmaşık filmlerine bir yorum denemesi getirdiğini belirtiyor. Belirsizlikler, parçalanmışlık, alıntılarla örülü kolaj bölümleri, ara yazılar, sahne geçişlerini izleyenin yüzüne çarpan sıçramalı kurgu, açıkça çelişen imgeler ve felsefi tartışmalarla örülü Godard filmlerinin giderek şizofrenik bir hale büründüğünü söyleyen Harcourt bunu Godard?ın gerçekliği anlama çabası olarak sinema fikrine bağlıyor. Kitap yalnızca Avrupa sinemasına değil, Avrupa uygarlığına ve estetik aranışına da çok yetkin bir rehbere dönüşüyor.

Yazanlar: Erman Bostan – Zahit Atam

Kitabın Künyesi
Altı Avrupalı Yönetmen
Peter Harcourt
Çev: Onur Yusufoğlu, Özge Özdüven
Doruk Yayınları
Basım Tarihi: Nisan 2008
Sayfa Sayısı: 302 sayfa

Yorum yapın

Daha fazla Sinema
‘Sinema Sanatına Giriş’ ve ‘Cadde-i Kebir?de Sinema’ adlı kitaplara dair

Ey ressam, tutalım ki o selviyi (selvi boylu güzeli) resimleyeceksin / yürüyüşündeki edaya gelince ne yapacaksın? (Ali Şir Nevai 1440-1501)...

Kapat