J. Dudley Andrew ‘in “Büyük Sinema Kuramları” adlı kitabına dair – Zahit Atam

Büyük oranda Avrupalı bir etkinlik olarak sinemayı teorik olarak inceleme çabası ortaya çıktı. Bu çaba 1960?lara kadar Avrupalı olmaya devam etti. Bu tarihten sonra iki farklı meydan okumayla süreç değişim geçirdi. İlk önce Üçüncü Dünyanın siyasal sineması kendi konumlarından yola çıkarak Avrupalıların bakış açısına, sanat değerlendirmelerine, sanatın amacına ve fonksiyonlarına ilişkin değerlendirmelerinden çok farklı bir şekilde kendi kuramlarını yarattılar. Hem de manifestolar ve filmler eşliğinde. Üçüncü Dünya ilk kez bilinçli olarak kendileri adına konuşmaya başlamıştı. İkinci olarak Kuramların tarihi çalışmalarında Amerika?nın ağırlığı ortaya çıktı. Başta Iowa Üniversitesi olmak üzere, yüksek lisans ve doktorada kuramsal olarak sinemayı incelemek ve kuramsal çalışmaların bir tarihini yazmak çabası ağırlık kazandı. İşte bu çalışmalar içinde Dudley Andrew?un şimdilerde Yale Üniversitesine kadar yükselmesine neden olan çıkışı Avrupalı kuramcıları incelediği, 8 büyük kuramcının tarihsel olarak anlatıldığı Büyük Sinema Kuramları çağdaş dönemi sinema tarihine bağlayan eser olarak öne çıktı.
Kitabın içeriği dört ana akım üzerinde odaklanıyor: Biçimciler, Gerçekçiler, Semiyotik yaklaşımlar ve Fenomenolojik yaklaşımla sanatın ham maddesini, insanı ve sanatsal anlatım biçimlerini yorumlamak, estetik ile dünya görüşünün kesiştiği noktaları yakalamak.
Munsterberg, Arnheim, Eisenstein, Bela Balazs, Andre Bazin, Kracauer, Jean Mitry, Metz, Ayfre?den oluşan bu kuramcıların teorik çabası incelenirken, bir yandan da genel sanat kuramları ve öte yandan estetik üzerinde duruluyor. Aynı zamanda kuramların özellikleri gereği genel olarak bir insan kavrayışı ve dünya görüşü tartışmalarına giriliyor. Dolayısıyla bir yandan estetik, öte yandan politik olanın kesiştiği yerde, kuram sanat eserinin varlık nedenini ve nasıl anlattığını sorguluyor.
?Bir makine olarak sanat imgesinin üretilmesi ilk önce pek çok klasik retorikçiden gelmektedir, bunlar izleyicinin tepkilerini kontrol etmek için bir aygıtmış gibi sanattan söz ediyorlardı. Daha yakın geçmiş tarihlerde, on dokuzuncu yüzyıl gerçekçileri, özellikle Taine ve Zola, bu imgenin daha da ayrıntılandırılması için titizlikle katkıda bulundular. Fakat makine olarak sanat imgesini oluşturması için Eisenstein?ın borçlu olduğu insanların çoğu tartışma götürmez bir şekilde birlikte çalıştıkları Konstrüktivistlerdi.?
Makine/organik ilişkisi bakımından sanat eserinin ne olduğu tartışması ve 1920?lerde sanata biçilen yeni işlevlerden doğu/batı estetik biçimlerinin karşılaştırması, bunları Hegel/Marx diyalektiği içinde verebilmek gibi çok karmaşık konuları büyük bir derinlik ve yalınlık içinde anlatıyor Andrew. Aynı zamanda Marx?tan şu mükemmel alıntıyı yayıyor:
Yalnızca olay değil, ona giden yolda hakikatin parçasıdır. Doğrunun ve hakikatin araştırılması sürecinin kendisinin de doğru olması gereklidir. Gerçek araştırma hakikati kendi bileşenlerine ayrıştırmaktır, birbirinden ayrılan öğeleri sonuçta birleştirir (Film Duyumu, s. 32).
Sanat tarihi içinde biçimciler ile gerçekçiler arasındaki ayrım kitabın ana konusunu oluşturuyor. Biçimciler üzerinde yoğunlaşan bölümün ardından Gerçekçiler söz alıyor; Kracauer ve Bazin yaşam felsefesi ve sinemanın hammaddesi üzerinde yoğunlaşıyorlar, hümanizmin insan kavrayışından devam ediyorlar:
?Geleneksel sanatlar kendilerine özgü araçlarla yaşamı dönüştürmek için varolurken, sinema yalnızca hayatı olduğu gibi gösterdiği zaman en derin ve en özlü biçimde var olabilir. Diğer sanatlar yaratım sürecinde kendi konularını tüketirler; bunun tam tersine sinema kendi maddesini sergilemeye eğilimlidir.?
Gerçekliğin dönüştürülerek yorumlanması yerine, gerçeklikle bağımız azalmış şekilde oyun ve eğlence dünyasında sanal bir duyumsamaya yöneldiğimizde sanat güçlenmez, varlık nedenini kaybeder. Bu durumda, sinema kendi hammaddesinin ötesine geçtiği süreçte geleneksel sanatlar gibi olmakla uğraşır bir hale gelir.?
Büyük Sinema Kuramları Türkçeye ilk kez tam metin olarak ve edebi özellikleri korunarak kazandırıldı. Kitap bir anlamda yirminci yüzyıldaki sinema tartışmalarının bir yandan özeti öte yandan bu büyük entelektüel yolculuğa önemli bir giriş kitabı karakteri taşıyor. Art arda kuramsal olarak farklı köklerden gelen yazarların arasındaki yoğun polemikler okumaya ayrı bir heyecan katıyor. Okuyucu bir anlamda kendi safını seçmek için yazarların ateşli nutuklarını dinleyip bir seçime doğru sürükleniyor, ama nereye gitse öbür tarafta etkilendiği bir başka parlak söylevcinin nutku kulaklarında hala çınlıyor.

Yazan: Zahit Atam

Kitabın Künyesi
Büyük Sinema Kuramları
J. Dudley Andrew
Çeviri: Zahit Atam
Doruk Yayınları / Sinema Dizisi
Baskı Tarihi: Mart 2010
376 sayfa

Tanıtım Yazısı
Büyük Sinema Kuramları her biri sinema tarihinde hem sinema hem de sanat felsefesi yapan ve genel olarak diğer sanatların içinde sinemanın yerini araştıran kuramcıları ele alır.
Tüm sinema tarihi boyunca kuramı en yoğun besleyen çalışmalar Eisenstein tarafından yapılmıştır. Onun çalışmaları bir yandan teknolojik gelişmeler ve sanatçının bunlarla ilişkisi üzerinde yoğunlaşırken, öte yandan sinema ile bütün diğer performans ve edebiyat çalışmalarını karşılaştıran, hem kuram yapan hem de tarihten beslenen kültürlerarası metinlerden oluşuyordu. Bu nedenle Metz çalışmalarını yaparken sinema dilinin çözümlenmesinden sanatçı ve eseri arasındaki felsefik tartışmalara kadar en derin yazarın Eisenstein olduğunu dile getiriyordu. Buna karşın sinema ile felsefenin, özellikle çağdaş felsefenin buluştuğu yerde André Bazin Fransız yazar ve sinemacıları besleyen kaynak oldu. Biçimciler ve Gerçekçiler arasındaki tartışmalar genel olarak sinema ve sanat üzerine en derin tartışmalardan beslenir. Biçimin toplumsal söylemi, izleyici üzerinde bıraktığı etkiler ve sanatçının/eserin varlık nedeni üzerinde yoğunlaşan tartışmalar 20. yüzyıl sanat tartışmalarının merkezinde durmaya devam etti. Elinizdeki kitap bir anlamda 20. yüzyılın kuram çalışmalarını inceleyen, onları tanıtan, birbiriyle karşılaştırarak kuramın kendisini tartışan, günümüzde artık klasikleşmiş bir Teori Tarihi denemesidir.

Yorum yapın

Daha fazla Sinema
Proust Senaryosu – Harold Pinter

Harold Pinter, Joseph Losey`in birkaç filminin senaryolarını yazmıştı daha önce. Bu kez birlikte, Proust`un ünlü yapıtı üzerinde çalıştılar. Sonuçta, "A...

Kapat