Rüya Yorumunda Temel Yaklaşımlar ve Bilinçdışının Doğası
Carl Gustav Jung
Rüya yorumunda bilinçli telkinden kaçınmak ve hastanın rızasına ulaşan bir formül bulunana dek yorumu geçersiz saymak temel bir kuraldır. Hekim, her vakada bütün teorik varsayımları bir kenara bırakıp yepyeni bir rüya teorisi keşfetmeye gönüllü olmalıdır. Rüyaların sadece bastırılmış arzuların gerçekleşmesi olduğu görüşü çoktan aşılmıştır; rüyalar amansız hakikatler, felsefi sentezler, illüzyonlar, hatıralar, planlar ve hatta telepatik vizyonlar olabilir. Ömrümüzün neredeyse yarısını geçirdiğimiz bilinçdışının spesifik tezahürü olan rüyalar, konsantrasyon ve kısıtlamaya dayalı bilince kıyasla çok daha geniş bir içerik ve yaşam imkânı sunar. Bu nedenle rüyaların anlamını peşin doktrinlerle kısıtlamamak gerekir. Hekimin, rüyayı anlamak için teoriyi tamamen bırakmasa da esnek tutması şarttır.
Bağlamın Kurulması ve Sembollerin Okunması
Anlaşılmayan rüyalarda mesele hemen yorum yapmak değil, rüyadaki semboller etrafında objektif bağlamı özenle oluşturmaktır. Uçsuz bucaksız “serbest çağrışım” yöntemi rüyanın anlamından ziyade hastanın komplekslerini ortaya çıkarır. Freud’un iddia ettiğinin aksine, rüyanın asıl anlamını gizleyen yanıltıcı bir “dış cephesi” (facade) yoktur; rüyadaki apaçık sembol bizzat rüyadır ve tüm anlamı içinde barındırır. Rüyayı anlamadığımızda dış cepheden bahsetmek yerine, onu henüz okumayı öğrenmediğimiz bir metin, örneğin bir Hitit kitabesi gibi görmeliyiz. Eğer rüyada görülen sıradan bir “çam masa” sembolü hastaya hiçbir şey çağrıştırmıyorsa, bu tıkanıklığın bile objektif bir anlamı vardır. Bu durumda hastadan o nesneyi hiç bilinmiyormuşçasına tasvir etmesi istenerek rüyanın bağlamı kurulabilir. Tek bir rüyanın yorumu nadiren kesinlik taşır; bu nedenle rüya serilerinin çetelesini tutmak ve önceki yanılgıları sonraki rüyalarla düzeltmek esastır.
Esrarengiz Mesajlar Olarak Rüyalar
Rüyalar sadece hekime veya hastaya faydalı psikolojik ipuçları vermekle kalmaz, bazen doğrudan hayati tehlikelere işaret eden esrarengiz mesajlar içerirler. Örneğin, rüyasında dik bir buz bayırından uzaya doğru tırmandığını ve mest olduğunu gören bir meslektaşa, rüya analizi sonucunda yalnız başına dağa çıkmaması uyarısında bulunulmuş; ancak bu uyarıyı ciddiye almayan kişi bir süre sonra dağdan düşerek feci şekilde can vermiştir. Bu tür trajik örnekler, bilinçdışının gündüz yaşamımıza uzanan uyarıcı doğasını gösterir.
Bilinçdışının Telafi Edici İşlevi
Hastalar sadece bilinç açısından tedavi edilemez; bilinçdışı içeriklerin de bilince “asimile edilmesi” gerekir. Bu asimilasyon, bilinç ve bilinçdışının karşılıklı olarak birbirine nüfuz etmesidir. Freud’un bilinçdışını çocuksu, sapık ve canavarımsı tehlikeli bir ucube olarak gören önyargılı yaklaşımı yanlıştır. Bilinçdışı iyiliği ve kötülüğü barındıran tabii bir varlıktır ve ancak bilincin ona karşı tutumu yanlış olduğunda tehlikeli hale gelir. Kendi kendini düzenleyen bir sistem olan ruh, vücudun metabolizması gibi denge arar; bilinç ile bilinçdışı arasındaki ilişki “telafi edici”dir. Rüya yorumunun temel kuralı, “Bilinçteki hangi tutum rüya vasıtasıyla telafi ediliyor?” sorusunu sormaktır.
Bu telafi mekanizmasına çarpıcı bir örnek, gerçekte son derece dikkatli araba kullanan ve babasına hayran olan bir gencin rüyasında babasını sarhoş ve beceriksiz bir şoför olarak kaza yaparken görmesidir. Rüyayı gören kişi aslında kendi hayatının sorumluluğunu almak yerine babasının sağladığı garanti altında yaşamaktadır. Bilinçdışı, gencin bu bağımsızlık eksikliğini telafi etmek ve onu kendi gerçekliğine kavuşturmak için babayı rüyada suni olarak gözden düşürmüş ve aralarındaki ilişkiye amaca yönelik bir tezat sokmuştur. Bilincin durumu bilinmeden bir rüya asla tam olarak yorumlanamaz.
Arketipik Semboller ve Yanılgılar
Rüya sembollerini incelerken felsefi, dini ve ahlaki inançları göz önüne almak önemlidir. Freud’un her şeyi cinselliğe indirgeyen ve sembolleri kesin “işaretler” (belirtiler) olarak gören sabit yaklaşımının aksine; Jung için semboller henüz kavramlaştırılmamış, bilinmeyen ve zor seçilen arketipik içerikleri temsil eder. Örneğin “zeker” (phallus) sembolü sadece erkeklik organını değil; boğa, eşek, nar, şimşek gibi mitolojik figürlerde de görülen yaratıcı, doğurgan ve olağanüstü etkili “mana” gücünü ifade eder. Hekim bu sembolleri dogmatik bir şekilde sabitlemek yerine hastanın o anki psikolojik durumuna göre esnek bir şekilde yorumlamalıdır.
Teşhis Aracı Olarak Sarsıcı Rüyalar
Tedavinin başında bazen hastanın tüm durumunu özetleyen son derece çarpıcı rüyalar görülebilir. Giderek artan kas atrofisi mi yoksa isteri mi olduğu anlaşılamayan 17 yaşındaki bir kız hastanın rüyaları buna örnektir. Kız rüyasında annesinin kendini asarak öldüğünü ve hemen ardından ürkmüş bir atın dördüncü kattan atlayarak paramparça olduğunu görmüştür. Burada “anne” arketipi doğuran, maddi tabiat, beden ve bilinçdışı; “at” arketipi ise insanın içindeki hayvani ve bedensel yaşam demektir. Her iki rüya da hastaya bedensel yaşamın kendi kendini yok edişini, yani hastalığının ölümcül organik bir sorun olduğunu açıkça ima etmiştir ve bu tahmin kısa sürede doğrulanmıştır.
Nihai Hedef: Ferdileşme (Bireyleşme)
Rüyalardaki sembollerin tabiatı mitoloji, folklor ve din araştırmalarıyla anlaşılabilir. Bilinçdışı içeriklerin asimilasyonu hastayı tabii doğasına geri döndürür. Tedrici asimilasyonların ulaştığı nihai hedef, hekimin geçici iyileştirme başarısının çok ötesindedir: Bu hedef, insan bütününün tam anlamıyla gerçekleşmesi olan “ferdileşme” (bireyleşme) sürecidir. Hastalığın iyileşmesinden sonra da on yıllar boyu sürebilecek bu süreci anlamak için, hekimlerin bilinçdışı sürecin hedeflerini kavramaları ve analizin her bir safhasını tezatlıklara kapılmadan bütüncül bir yaklaşımla değerlendirmeleri gerekir.
Kaynak: Psikoterapi Pratiği