Rüyalar rengarenk karanlık – Cezmi Ersöz

Bireyin kendi gerçekliğiyle yüzleşmesinin çetrefilliğini belki de imkânsızlığını anlatan bir eser genç yazar Cem Kertiş?in ilk romanı olan ?Yüzümdeki Sen?, ama üçüncü kitabı. İlk kitabından beri zevkle okuduğum bu genç yazarı öykü ve şiirleriyle tanımıştım. Her iki türde de oldukça başarılı bulduğum Cem Kertiş?in yeni kitabı Yüzümdeki Sen?i kısa sürede okudum. Her ürünüyle kendini aşan bir yazar olduğunu rahatlıkla söyleyebilirim. Özellikle dilinden çok etkilendim. Feyza Hepçilingirler?in kitabın arka kapağına yazdığı yazıya bütünüyle katıldığımı söyleyebilirim. ?Ustaca yazılmış bir roman. Sanatının ehli bir karikatüristin, çok az çizgi kullanarak insan ruhunun derinliklerini anlatması gibi Cem Kertiş de kelimeleri yeterince kullanarak karakterlerini derinlemesine anlatabilmiş. Özellikle de kurgusuyla, oldukça güçlü bir roman yazmış.?

Cem Kertiş, her zaman özgün bir dil ve anlatım arayışındadır. Şiirde de öyküde de bu kaygıyı taşır. Ayrıca roman dışındaki türlerde de ürünler vermesi, çalışması romanını da güçlendirip zenginleştirmiş. Kendisi felsefe mezunu, ayrıca psikoloji bilimine çok meraklı olduğunu biliyorum. Resim sergilerine, tiyatroya ve sinemaya giden, kendini sanatın diğer alanlarıyla besleyen bir arkadaşım. Demem o ki, bir sanatçı kendi sanatı dışındaki alanlarla da ilgilenmeli. Bir şair sadece şiir ile ilgilenirse, bir romancı yalnızca roman sanatının ürünleri ile beslenirse, müzisyen müzik dinlemek ve bestelemekten başka bir dünyadan içeriye girmezse yeterince iyi ürünler veremez diye düşünüyorum. Sanatı, tek yönlü beslenen bir insan gibi marazlı olur. Bu bağlamda, ?Yüzümdeki Sen? farklı disiplinlerle ilgili bir yazarın ürünü olduğu için oldukça zengin bir içeriğe sahip.

Akıl hastanesinden taburcu olduktan sonra kendi geçmişinde gezinen, artık eskisi gibi, normal insanlar gibi yaşayamayacağını acıyla bilen genç bir adamın tutku dolu arayışları ve varoluşunu sorguladığı bir roman Yüzümdeki Sen. Toplum baskısını her zaman ensesinde hisseden bu genç adam koşulları nedeniyle ailesinin yanında yaşamak zorundadır. Mecalim yok, beni rahat bırakın dese de ailesi ve geçmişi onun peşini bırakmaz. Böyle bir durumu hepimiz yaşamadık mı? Gücümüzün eksildiği, tahammülümüzün kalmadığı zamanlar olmadı mı? Aşk acısıyla kıvrandığımız günlerde hiç istemesek de kalkıp işe gitmek zorunda kalmadık mı? Bazen kendi kendime şunu sorarım, herkesin deneyimlediği böyle dertli zamanlarda neden insanlar çoğu zaman birbirine karşı empati duymaz. Neden o düşmüş insanı kendi halinde bile bırakmayız.

Metne tekrar dönmek gerekirse, romanın kahramanı Sinan?ın doktoruyla ve varlığı-yokluğu belirsiz Ressam Salih ile olan diyalogları oldukça çarpıcı. Bu diyalogların çok dikkatli okunması gerekiyor. Çünkü farklı bir kurgusu var romanın. Önemsiz saydığınız bir cümlenin değerini romanı okuyup bitirdiğinizde anlıyorsunuz. Bir başka söyleyişle, işlevsel ayrıntıları ustaca kullanmış. Cem Kertiş?in bu katmanlı yazı biçimi öykülerinde de var.

Peki, neyi anlatıyor yazar bu kitabıyla? Kentin sokaklarını, meyhanelerini, batakhanelerini anlatıyor; ama yalnızca buraları anlatmıyor. O sokaklarda, sahillerde, evlerde, meyhanelerdeki insanların iç dünyalarına ayna tutuyor. İnsan ruhunun derinliklerine çekiyor okuyucuyu. Bunu kimi zaman rüyalarda kimi zaman mektuplarda yapıyor. Evet, yeri gelmişken söylemekte fayda var. Romanın kurgusuna ustaca yedirilmiş bu mektuplar bazen eski anılara, yitirilmiş sevgiliye, kimi zaman da bir çocukluk korkusuna yazılmış. Sinan?ın rüyaları da, William Shakespeare?in çok sevdiğim dizelerini gerçeklercesine ilginçti: ?Rüyaların yapıldığı madde deniz biz ve uykuyla çevrilidir küçük hayatımız.? Her gece rüya görürmüş insan. Psikoloji bilimine göre de çoğunluk hatırlamazmışız rüyalarımızı. Daha ilginci rüyalarımızın üzerine çok da düşünmeyiz, unutur gideriz. Oysa bu romanda biz Sinan?ın rüyalarını okuyarak o rüyaların insanın gizil gerçeklerini ilginç bir biçimde barındırdığına tanıklık ediyoruz. Sadece rüyalar mı, kahramanın göndermediği mektupları da tıpkı rüyalar gibi insanın saklı derinliklerine dokunup onları okuyucuya sezdiriyor. Bu yüzden, okuyucunun karanlığına ışık tutan, kendisinden çok şey bulacağı bir metin ortaya çıkmış. Bu bağlamda ?Yüzümdeki Sen? psikolojik bir roman olarak görülebilir. Ama yine de tür olarak kategorize edilmesi güç bir roman olduğunu söyleyebilirim.

Dikkatimi çeken bir diğer konu da şu ki, romanda bir kahramanla tanıştığınızda onu ister istemez ete, kemiğe, bir şekle sokuyorsunuz; ama Cem Kertiş kahramanlarını bize pat diye anlatmıyor. Ne onların fiziksel ne de ruhsal görünümlerini anlatırken acele ediyor. Karakterlerini romanın bütünselliğinde betimliyor. Bir diğer söyleyişle, metne okuyucuyu da ortak ediyor. Susuyor çoğu zaman, okuyucu da konuşsun diye, hayal etsin, var olsun diye.
Yüzümdeki Sen?i okuyup bitirdiğimde kendi geçmişimde gezindiğimi fark ettim. Ve şu soruyu sordum kendime: Geçmişim gerçekte yaşantıladığım mı? Yoksa ben geçmişimi bugünkü arzularıma göre mi şekillendirip hatırlıyorum? Bu sorunun cevabını çok düşündüm. Doğruyu söylemek gerekirse net bir yanıt bulamadım. Bir başka söyleyişle ?Yüzümdeki Sen? insanı kendisiyle ilgili şüpheye düşüren, aslında bunu sezdiren bir eser.

Arayışa lanetlenmiş modern insanın trajedisini, bir başka söyleyişle kendi yaşantımızı duyumsayacağımız bir eser yazmış Cem Kertiş. İnsan ruhunun pürüzlerini, gediklerini, çukurlarını, kıyı ve köşelerini ustalıkla betimlemiş. Bunu yaparken süslü bir anlatım yerine su gibi akıcı bir dil kullanmış. Okuyup bitirdikten sonra hatırda kalan karakterler akılda kalan bir roman yazmış. Öykü ve şiirlerinde de popülist kaygılardan uzak kalmayı yeğleyen biri, derdi edebiyat olan bir yazar. Gerçek edebiyat okuyucusuna hitap etmeyi kendine dert edinmesi bu genç yazarın idealist yönünü gösteriyor. Oysa günümüz okuyucusu çoğunlukla tüketeceği, vakit öldüreceği metinleri tercih ediyor. İyi bir okuyucu değişmek için okur diye düşünüyorum. Okunulan bir romandan, dinlenilen bir müzikten ve seyredilen bir resimden sonra birey değişmişse bir şeylerin farkına varmış ya da düşünmüşse o yapılanlar sanat eseri değerlidir. Sanat eseri bir tüketim nesnesi olmamalıdır, olamaz da. İşte bu sebepler yüzünden genç yazar Cem Kertiş?in bu güzel romanını gerçek edebiyat okurlarına öneriyorum.
(http://birgun.net/, 01.08.2014)

Yorum yapın

Daha fazla Makaleler, Romanlar
Bildiklerimiz, yanlış bildiklerimiz ve bilmediklerimiz

28 Haziran 1914?te Almanya?nın müttefiki Avusturya-Macaristan İmparatorluğu Veliahdı Franz Ferdinand ve eşi, bir Sırp milliyetçisi olan Prinkipo tarafından öldürüldü. Sırbistan?ın...

Kapat