Şaka – Milan Kundera – Aziz Nesin

milan_kunderaRomanın yaşamsal öğelerden kaynaklandığı çok belli oluyor. Ama bu yaşamsal öğeleri öylesine ustaca eritmiş ve gerektiği yerde, gerektiği zaman, ancak gerektiğince kullanmış ki romanını yaşamsal öykü olmaktan uzaklaştırmış, roman kategorisine sokmuş. Önemli olan Kundera’nın ayrıntıları büyük ustalıkla yerli yerinde, okurlara bundan tat aldırarak ve kendilerini duyurtarak anlatmış olması. Anlattığı her ayrıntıda kendi duygularımızı buluyoruz; çünkü bir yaşamın özel durumundan herkeste olana, hiç değilse çoğumuzda olana, genele varabilmiş bu ayrıntılarda.

Bu dediğime örnek vermek istersek, hemen bütün romanı aktarmamız gerekir. Çünkü seçip alınacak örnekler öncesi ve sonrasıyla bağıntısız kalacaklarından, romanı okumamış olanlara anlamsız gelebilir.

Örneğin, birinci kişi ağzından anlatılan romanda, romanın kahramanının Lucie’yle karşılaşmasını anlattığı o çok ince ince ayrıntılı bölümün biyerini aktarıyorum:

Yanıltıcı bir görünüş de olsa, çoğu kere insanları hüzünlü ve kasvetli bir anlaşma kadar birbirine yakınlaştıran şey olamaz. Herhangi bir kuşkuya da direnmeyi uyuşturan, ince yaradılışlı kişiler kadar, bayağı olanların; gelişmiş kafalar kadar kaba ruhların da anlayabildiği bu sakin birbirine katılma hevesi en ilkel, yine de en seyrek görülen yaklaşım şeklidir.

Birimizle ilgili sıradan şeyler anlatıyorduk işte. Çifte itiraflarımız basit ve fazlaca maddiydi. Kaldığı yurda kadar yürüdük, orada bir süre durduk. Bir lamba, ışığıyla Lucieyi aydınlatıyor ve ben, o minicik koyu renk mantosuna bakıyor; genç kızın yüzü ya da ellerini değil, insanı duygulandıran bu giysinin yıpranmış
kumaşını okşuyordum.

Şakanın ayrıntıları, romana gerçeklik ve anlatıma içtenlik ve bunlar yüzünden de inandırıcılık kazandırıyor. Sanırım birinci kişi ağzından anlatılan romanlarda içten anlatım ve ayrıntılara inme olanağı daha çok var.

*

Genellikle okuduğum romanların dörtte birine, üçte birine gelince, okuduklarımı daha iyi anlayabilmek için romanın okuduğum ilk sayfalarını döner bikez daha şöyle bir gözden geçirerek okurum. Böylece romanı daha iyi anlarım, roman kişilerini daha iyi kavrarım. Ve bana böyle yapmayan okurlar, bir başlayıp sonuna dek bikez okuyup bitirdikleri romanı pekiyi anlayamazlarmış gibi geliyor.

Romanı bitirince de yine baştan, ortalardan, romanı daha iyi anlamama yardım edecek sayfalarından bidaha okurum. Şakayı da öyle yaptım. İyi de oldu.
*
Şakaya yazdığı “Bir şaheser saydığım bu roman” başlıklı önyazısının biyerinde Aragon şöyle diyor:
Okurlara kitabın konusunu anlatmaktan aptalca şey olamaz. Herhalde eleştirmenlerin tembelliği hesaplanarak araya sıkıştırılması istenen bu özetler, şahsen benim kitabı okuma isteğimi öldürür. Hem katilin kim olduğunu bildikten sonra kitabı neden okuyayım?

Aragon bu yazısında, bu roman ilişkisiyle daha çok son Çek olaylarını, Sovyetler ordusunun da Dubçek akımını önleyişini anımsıyor:

Bütün hayatını gözler geleceğe dikili, gelecek için yaşayan bizler… Kendimizden feda ettiklerimize, kendimizden ve geçmişimizden kopardıklarımıza değer biçilemez ama bütün bunları başkalarının geleceği için yapıyorduk. Ve işte bir gecenin sonunda transistorlu radyoda, sonu gelmez düşlerimizin mahkûm edildiğini duyduk. [Aragon, Sovyet ordusunun Çekoslovakya’ya girdiği haberinin radyolardan sabahleyin verilişini söylüyor.]

21 Ağustos sabahının henüz kapalı perdeleri ardındaki karanlık ses ne diyordu? Geleceğin geçip gittiğinij eskinin tekrarından başka şey olmayacağım söylüyordu. O günden buyana susmayan ses, cinayetin adını erdem koymayı zorunlu kılıyor, Çekoslovak halkım köleliğe indiren kaba saldırıyı, yardım olarak niteliyordu. İnsanlığın yarım yüzyıllık umudu adına konuştuğunu söyleyen bu yalancı ses. Silahlar ve sözcüklerle. Dostlarım, herşey bitti mi?
*
Şaka nın yazarı Milan Kundera 1929 doğumlu; bu ilk romanı Şaka yı 1965’de yazıp bitirdiğine göre, 36 yaşında yazmış bu romanı. Benim asıl hayranlığımı çeken, 36 yaşında bir yazarın böyle bir romanı yazabilmesidir. Bence roman yazarın yaşlılık dönemi, ustalık işidir, bu kanımı bozanlardan biri de Lermontov’dur.
35 yaşındayken benim daha kitabım bile yoktu, insan her- zaman aynı insan değil ki… Aynı insan ne zaman kahraman, ne zaman korkak, zayıf?
*
Niçin romanın kişileri daha açık seçik belirmemiş?
Kabul etmeliyim ki anı yada birinci kişiden anlatı yazılmış olması, romanın çok kahramanı bulunması ve her kahramanın aynı anlatı biçimine başvurması, romanı teknik olarak zayıflatıyor yer yer.
Şaka dakı bütün baş kişiler (sanırım 4 kişi) hep aynı biçimde, aynı biçemde konuşuyor, anlatıyorlar; yani hepsinin yerine yazar anlatıyor. Bu da romanın teknik olarak zayıf yanlarından biri.

Şaka’dan:
İspanya cephesinde savaşırken kurşunlardan kaçmayan, Fransa’daki toplama kamplarının güç koşullarında kırılıp bükülmeyen yürekli adamın bu olduğuna şaşıyor insan! Şimdi, bir
Gestapo ajanının sopasını görse sapsan kesiliyor, canını kurtarmak için ihanete sapıyor. Bikaç sopayla [fiskeyle demek daha iyi] silinip giden bu yiğitlik ne kadar da yüzeydeymiş meğer! İnançları kadar zayıfmış. Kendini düşünmeye başladığı an her şey i yitirdi. Canını kurtarmak için arkadaşlarını ele verdi.
Altı çizili satırlar bence yanlış!
10 Ocak 1977, Pazartesi, Gece
Ankara

Kaynak: Okuma Güncesi, Aziz Nesin, Nesin Yayınları

Yorum yapın

Daha fazla Makaleler
Hebel ve Kafka – Elias Canetti

10 Mayıs 1980'de Johann-Peter-Hebel-Ödülü vesilesiyle Wiesenthal 'daki Hausen'da Yaptığı Konuşma Çok Sayın Konuklar, bayanlar ve baylar! Zürih’de Kanton okulunda öğrenciliğim...

Kapat