Sanat içgüdüsü – Necmi Karkın

Sanat İçgüdüsü, Amerikalı filozof ve medya aktivisti Denis Dutton’un Ayrıntı yayınlarından dilimize kazandırılan en önemli çalışmalarından biridir. On bölümden oluşan kitapta insan doğasıyla bilirlikte içgüdüsel deneyimlerin estetik bağlamda değerlendirildiğini görüyoruz. Dutton’un öne çıkardığı durum, insanın daha ilkçağlardan bugüne kadar geçirdiği süreçte, estetik deneyimlerin içgüdüsel olarak nasıl biçimlendiğidir. Sanat içgüdüsü; açlık, çiftleşme, korunma ve annelik içgüdüsünden farklı olarak insanın yaşamsal duyuları yoluyla kazandığı imgesel bir sürekliliktir. Kitap bu yönüyle diğer estetik kitaplardan içerik olarak farklıdır. Çünkü estetik, düşünsel ve kültürel anlamlarda sanat felsefesi odaklı bir disiplindir. Genellikle sanatçıların eserleri üzerinden estetik yargılara ve sonuçlara varılmıştır. Bu yönüyle kültür ve sanatın referanslarıyla olgusallaşan bir estetik düşünce öne çıkmıştır. Daha dikkat çeken güncel bir durumda estetiğin disiplinlerle (moda, endüstri, psikoloji ve tasarım gibi) olan ilişkisel halidir. Bu iki durumda genelde estetik düşünceyi belirleyen dışsal gerçekliklerdir. Ama sanat içgüdüsü, estetik düşüncenin daha içsel oluşumlarla geliştiğini içgüdüsel olarak varlık kazanan estetik duyguların sonuçlarını göstermektedir.

İlk başlangıçta mağaralarda başlayan yaşam içerisinde, içgüdüsel olarak görülen insan davranışlarının Estetik duyumsamanın, uzlaşıcı bir duyarlılık içinde çağdaş köklerinde nasıl görüldüğüne ve kabul edildiğine dair öneriler içerir. Yazarın, “Ağ ören bir örümcek türünün her üyesi aynı kodu kullanarak temelde aynı ağı üretir. Diğer yandan sanat eserleri kişiselliğin birer ifadesidir” yaklaşımından sonra sanatçıların farklı deneyimlerle ortaya koydukları çalışmalar yine izleyicinin duygularında birleşerek içgüdüsel bir devamı sağlamaktadır.

İnsanın içgüdüsel yapısı dışındaki duygu, değer, kültür ve coğrafya formatları sanatçıların estetik deneyimlerini kazanımlarına olanak verir. Öte yandan sanatsal paradigmayı kendiliğinden belirleyerek, estetik düşüncenin içgüdüsel olarak gündelik yaşamdan farklı olmayan bir derinliğe sahiptir. İçgüdüsel estetik oluşumlar gündelik hayatın anlayış hassasiyetlerine uygun olarak kültürün estetik bir tutumudur. Bunların varoluşu, sürekli içgüdüsel süreçler olarak Estetik ile eşitlenir. Bunlar insanoğlunun içinde var olduğu tüm estetik birlikleri sağlayan geleneksel örneklendirmelerdir. Estetik deneyimler, bu şekilde göz önünde alındığında teorik değeri ve bununla oluşan tüm belirleyici unsurları kapsayan anlayışlarla görünür hale gelmiştir.

Aklımıza şöyle bir metafor gelebilir;
Bizler “Platon’un mağarasında yaşayan insanlar prensip olarak, mutluluk ve acılarıyla yaşayabilir” sonucuyla ilgilenirken içgüdüsel olarak şekillenen tüm insan davranışlarının geleneksel olarak devam eden kültürel hayatımızın estetik boyutlarını hatırlatmayı sağlamaktadır. Bu antropolojik değerler ile sanatsal eğilimlere bağlanabilir. Özellikle onların organik doğanın parçası oluşu, güzellik deneyimine ve içsel değerlerinde kendimizi bulmak için yeterlidir.

Hepimiz duygusal varlık olarak bizim tarih öncesi atalarımızın yaşantısını kültürel ve algısal dünyaların farklılık içerdiğinden emin olabiliriz. Doğal olarak kadim bir içgüdüsel gelenek olarak konumlayabileceğimiz tüm estetik içeriklerin sonuçlarını görmek, bizim kendi yorumsal amaçlarımıza yanıt vermektedir.

Sanat içgüdüsü, yazarın etnografik ve antropolojik alanları göz ardı etmeden, sanatın genetik kökenli bir güdü olmadığını işaret etmesidir. Çünkü insanoğlu duyusal deneyimlerin en etkileyici olanını yaşar. Bunun kuramsal olarak karşılığı yoktur. Antropolojik katkılar estetiğin somutlaşan doğasının daha iyi anlaşılmasına ve organik yaşamsal ihtiyaçlarını karşılamak için estetik alışkanlıkları yaşatabilen olarak kabul edilmelidir. Onlara anlam katan daha geniş bir perspektif çerçevesinde insan yorumuyla somutlaşan doğasının daha derin bir anlayış için yeni yollar açmanın devamını düşündürmektedir.

Estetik insanın bilinç ve yetisinin nesnesi olarak oluşturması sonrasında yorumladığı olgudur. Türsel varlıklarının içinde kendi algı ve duyumsamasını dışavurma ihtiyacı duyan insanın gerçekleştirdiği sanatın üretimi toplumsal koşullar içinde belirlenir.

Sanatsal yaratım ve gelişme birden çok halkın ortak çıkar ve ideallerini kapsamlı olarak toplumsal etkene bağlı olmasıdır. Bu aynı zamanda insanlığın içgüdüsel tavırlarının temel benzerliklerinin anlatımı olarak nesnel biçimde ortaya çıkar. Sanatın varlığı ve izleyeceği yön, bireyselden çok kolektif görünerek, toplumsal mesajın taşıyıcısı olarak belirlenmiştir.

Dutton’un bu çalışması, farklı dönemlerde yaşanmış zamanların estetik deneyimlerin görsel ve imgesel olarak kalıcılığını içgüdüsel bağlamda görmeye davet etmektedir. Bunları yorumlamanın konuya yeniden dönmek olduğunu söylemek zor değil. Başlangıçla mümkün olan deneyimlere hissedilebilir açıklık getirmek üzere yeniden hatırlatmak sanırım özel bir yoğunluk sonucu getirmiştir. Bu bizim günlük hayatımızı daha kapsamlı bir anlamda estetik bir karaktere sahip olmasının potansiyel açıklanabilir oluşudur.

Etnoğrafik olarak estetik değer yapılarını genişletmek ve aslında onun bir karakteri olduğunu düşünmek, estetiğin köklü bir doğasını gösterir. Çünkü içgüdüsel olan organik ve yaşamsaldır. Yaşamsallığın doğal seçilimi olan estetik nesnelerin üretimine kazandırılan sanatsal yöntemler; çömlekçilik, dokumacılık, yapıcılık, nakış ve işlemecilik, anlatı gibi yöntemler, günlük yaşam estetiğinin kendiliğinden netleştiği içgüdüsel bir süreç olarak durmaktadır. Ki yazarın zanaat konusuna dikkat çekmesi, içgüdüsel bir yönelimin etnografik belirtilerin en önemli yansımalarıdır denilebilir.

Dutton, kendisi dışında estetik konularına yoğunlaşan (Aristotales, Hume, Kant, Tolstoy, Collingwood gibi) filozofların yaklaşımlarına da öncelik tanıyarak müzik, performans, zanaat ve tiyatro gibi diğer sanat alanlarından da konulara temas etmektedir.

Sanatsal içgüdü kitabı, benim düşünceme göre beğeni ve güzellik değerlerinin daha önce içgüdüsel olarak ele alınmayan noktalarını, yeniden konuşulmaya ve gözden geçirilmesi bakımından daha anlamlıydı. Yazarın, “yazının ve sonrasında görüntü ve ses kaydının icadından sonra, çoktan ölmüş adamların ve kadınların yarattığı eserlerden zevk almamız mümkün oldu” dediği ciddi içerikler gibi Estetik süreçlerin ve yargıların somut doğasında yer alan apsislerle karşılaştık.

Her daim birçok yönden, estetik yaşamı işaret eden birçok içgüdüsel neden varken, sadece çağımızın estetiğinden konuşmak, bir sonuca hazır olmak değildir.

NECMİ KARKIN

Sanat İçgüdüsü : Güzellik Zevk ve İnsan Evrimi
Yazar: Denis Dutton
Çevirmen: Murat Turan
Yayıncı: Ayrıntı
02 / 2017

CEVAP VER

Please enter your comment!
Please enter your name here