Sanat için Sanat – Orhan Veli

“Sanat için sanat” sözü sanattan bugünkü manada fayda uman insanlara boş bir paradoxe gibi görünür. Halbuki, yanlış söylenmiş ve yanlış tefsirlere yol açmış bir söz olmasına rağmen, gerçek bir tarafı da yok değildir.

Sanatta fayda meselesinin on dokuzuncu asırda ortaya atılmış olan böyle bir söz üzerine meydana çıktığını sananlar, sanatla fayda arasındaki tarihi münasebeti de ihtimal bilmezler. Sanat arzusu ilk insanlarda bugünün sanatkârı tarafından da aynı şekilde duyulan ve ne olduğu bir türlü bilinemeyen bir ruh haleti, daha doğrusu bir hastalık halinde doğdu. İnsanın güzel eser yaratma arzusu yanında ardı arkası gelmeyen ihtiyaçları vardı. Ve insan hem onun için, hem de öteki için çalışıyordu. Sanat ihtiyacını karşılayan faaliyetleri zamanla birçok ifade vasıtası buldu. İfade vasıtalarının çoğalması ve genişlemesi hayatının bütün cepheleri üzerinde müessir olmaya başladı. Hayati ihtiyaçları karşılayan faaliyetler sadece fayda esasına müstenittir. Halbuki bediî heyecanın ne olduğunu anlatmak için, ömrünü asırların bile tüketemediği bir “hasbi” kelimesi icat ettiler. Sanatın hayati faaliyetlere yeni müdahale ettiği zamanlarda — bu hakikati anlayışımız her ne kadar yeni ise de — sanatla fayda biribirinden tamamen ayrı şeylerdi. Bu ayrılığı ilk ortadan kaldıran ve sanatla faydayı biribirine yaklaştı­ran, öyle sanıyorum ki, mimari olmuştur. İskemlenin üzerine yapılan nakışların sanat kıymeti iskemlenin iskemleliği dışındadır. Halbuki binanın; hacmine, nisbetlerine, kısacası bütünlüğüne taallûk eden sanat kıymeti binadan beklenen faydanın dışında değildir. Güzellik, içinde oturmak için yapılmış olan binaya, sonradan, iğreti bir halde ilave edilemez.

Mimaride güzellikle faydanın çok daha eski zamanlarda birbiri içine geçmiş olması diğer birtakım faaliyetlerde yekdiğerinin dışında kalmalarına mani olmadı. Bu yabancılık ve anlaşamamazlık, medeniyetin ilerlemesi ve bu ilerlemenin hayata getirdiği çeşitli hadiselerin biribiriyle haşrüneşr olması sayesindedir ki, az çok giderilebildi. Bu müddet zarfında ise insan kafası durmamış; ilim merakı, felsefe merakı, falan merakı, filan merakı gibi birtakım enayice saiklerle bazı tecritler yapmış; mezkûr tecritler neticesinde de, kimseye çaktırmadan bir anlaşmaya doğru gitmenin yolunu tutmuş olan, sanatla faydayı birbirinden tutup ayırmış­tı. Buna rağmen plastique sanatların Fransa’da geçirdiği tekâmülü tetkik eden sanat tarihçisi — güzelliğin gayesinin bizde sadece hasbi bir heyecan yaratmak olduğunu bildiği halde — bu memlekette, geçmiş asırlarda yapılmış olan koltuklan, perdeleri, masaları,
şamdan lan, kadehleri ele alıp birer birer incelemekten ve bu eşyanın birbirleriyle olan benzerlik ve ayrılıklarını ve bunların devirleriyle olan münasebetlerini meydana çıkarmaya çalışmaktan geri kalmadı. Halbuki bardak içki içmek, perde pencereyi kapatmak, koltuk üstüne oturmak için yapılmıştır.

Söylediklerimizi şöylece hülasa edelim

Sanatla fayda ilkin biribirinin dışındaydı. Yavaş yavaş aralarında bir kaynaşma oldu. Fakat o sırada, dünyayı asgari dört asır evvelinden öğrenen âlimler, feylezoflar ve tarihçiler meydana çıktı. Allem ettiler, kallem ettiler; bu iki hadiseyi biribirinden ayırdılar, arkalarından Théophile Gautier adında daha az zavallı bir adam türedi ve devrinin patlak noktası vazifesini gördü. Devri, faydayı sanata yanlış şekilde mal eden; başka bir tabirle faydayı feda eden bir cereyana aksülamel mahiyetinde idi. Filhakika faydayı sanata bu tarzda mal etmelerine mani olmak lazımdı. Bu
da ya faydayı veyahut sanatı kabul edip ötekini atmak suretiyle kabil olacaktı.

Koskoca bir romantik devrin içinde gelen ve zamanının edebi hareketlerine mihrak vazifesi gören mahfillerde en nüktedan artist diye tanınmış bir adamdan daha fazlası beklenemezdi. Sanatla alakası olmayan sanatkârların “fayda, fayda” diye bağırdıkları gibi.

Théophile Gautier’nin sözüne itiraz etmek, onda telif edici bir taraf bulunduğunu söyleyen sözün sahibini bile şaşırtmak kabildi. “Bu nasıl olurdu?” diyeceksiniz. İşte benim yaptığım gibi. Zaten işin doğrusu da bu.

Fayda sanatın içine o tarzda girmiştir ki onu sanatın kendinden ayırt etmek güçtür. Afiş ve reklam sanatını sanat saymayanlar, musikideki faydayı bilmem nasıl inkâr ederler. Yahut işi ters tarafından alalım Bir edebi eseri propaganda vasıtası olmadığı için reddedenler bir musiki parçasının sanatlığını nesi ile kabul ederler?

Sanatta fayda meselesi sanatla hiç alakası olmayan kimseler tarafından münakaşa edilmiş olmasaydı ihtimal ben de bu fikirleri ileri sürmekten çekinecektim. Bugünkü dünyanın içinde yaşayan bir adam olmak sıfatıyla beşeriyette kuru sanattan daha faydalı şeyler mevcut olduğunu biliyorum. Amma diğer taraftan yaradılı­şım yani uzviyetim beni sanatla uğraşmaya sevkediyor. Ne cemiyet için beslediğim hayırlı niyetleri, ne de sanatı feda ederim. İnsanların refahı için söyleyeceğim üç beş sözün faydası olacaksa, sanatımı bu fayda uğruna kullanabilirim. Fakat dikkat ediyorsunuz ya, sanatımı diyorum. Çünkü sanatın ne olduğunu bilmeyen insanlar bu işin ne olduğunu yine anlayamayacaklardır.

Orhan Veli
İnkılapçı Gençlik, 22.8.1942 / İşte, M art 1944)

Yorum yapın