Hasan İzzettin Dinamo’nun eseri, Savaş ve Açlar; bir var olma mücadelesi

Hasan İzzettin Dinamo’nun ‘Savaş ve Açlar’ romanı, Birinci Dünya Savaşı’nın cephe gerisini anlatan romanıdır. Dinamo, yaşam öyküsünden yola çıkarak bir ailenin zor koşullardaki var olma mücadelesinin savaşın etkisiyle nasıl drama dönüştüğünü çarpıcı bir dille anlatıyor.
Hasan İzzettin Dinamo’nun romanda kendi ailesini ve çocukluk yıllarını anlatır. Babası ve büyük abisi Enver Paşa kurbanlarındandır. Babasını ve abisini cephede kaybettikten sonra, küçücük topraklarına köyün ileri gelenleri göz koyar. Kalan üç çocukla birlikte “Musa”nın annesi perişan bir halde açlıkla boğuşur. Annesi ölünce “Musa” ve kardeşleri “Darüleytam’a (öksüzler yurdu) yerleştirilir. “Savaş ve Açlar” romanı eşi ve oğlu 1. Dünya Savaşı’nda Doğu Cephesi’ne gönderilen, en büyüğü beş altı yaşlarında olan altı çocuklu bir ailenin, inanılması güç dramını dile getiriyor.
( * ) Hasan İzzettin Dinamo, mapusluk, sürgün, takipler ve yoksulluktan ötürü, romanlarını ancak altmış yaşından sonra yazmaya başlamış bir yazardır. Yaşamını yitirdiği 1989 yılına kadar 
birisi 8 diğeri 7 cilt olmak üzere toplam 9 roman yayınlamıştır. Bunları iki bölümde incelemenin doğru olacağı kanısındayım. Birinci bölümde yer alanlar yaşamından izler ya da küçüklü büyüklü kesitler taşıyan Kutsal İsyan (1966-1967), Kutsal Barış (1977), Türk Kelebeği (1981), Sübyan Koğuşu (1989) adlı romanlardır. Diğerleri ise, kendi yaşamını, tanıklığını birebir yansıtan Ateş Yılları (1968), Savaş ve Açlar (1968), Öksüz Musa (1973), Musa?nın Mapushanesi (1974), Musa?nın Gecekondusu (1976) adlı olanlarıdır. İkinci bölümde belirtilenler, birbirini sürdüren kitaplardır.
“Savaş ve Açlar” Dinamo’nun (Musa) dört beş yaşındayken kendini bilmesinden, sekiz nüfuslu aileden sağ kalan ikisi kız biri erkek üç kardeşin Darüleytama (öksüzler yurdu) verilmesine kadar olan zamanı içerir.

Romanın Özeti
Temel Çavuş Yemen’de yedi yıl sürekli askerlik yapar, dönüşünde memleketinden ailesini alarak inek besiciliğiyle uğraşmak üzere İstanbul’a gelir. Ancak burada işleri ters gidip dikiş tutturamayınca, memleketleri Samsun’a dönerler. Burada bahçe işleri yapmaya başlarlar. Fakat 1914 yılında Temel Çavuş çıkan savaşın ardından itiraz etse de askere yeniden alınır. 1915 yılı’nda Kafkas Cephesi’nde Enver Paşa’nın kumandasındaki yüzbin kişilik ordunun Allahuekber Dağları’nın karları altında donduğu haberi gelir. Kara haberin Şakire’ye gelmesi de gecikmez. Bir süre sonra Şakire çalışırken sancılanarak bir erkek çocuğu doğurur. Seferberlik çocuğu olduğu için adını Sefer koyarlar. Birkaç gün sonra da jandarmalar gelere Ali’nin şubeye teslim olmasını isterler. Şakire, geçici olarak bir yere gittiği için subay olan komşusundan yardım isteyemez ve bütün çabalarına karşın henüz 15 yaşındayken “asker kaçağı” ihbarı yapılmış oğlunun cepheye gönderilmesini engelleyemez. En büyüğü 8/9 yaşlarında altı çocukla kalan, bahçesi elinden alınıp, eşyaları hacizle satılan Şakire’nin koşa koşa gidip Tenzile’ye okuttuğu mektupta “Bekiroğulları’ndan Temel Oğlu Ali Onbaşı’nın şehit mertebesine ulaştığını bildirir, ailesine ve vatana başsağlığı dileriz” yazar.

Kocası Temel Çavuş donarak öldüğü için şehit sayılmaz. Ancak kurşunlanarak öldürülen ve şehit sayılan oğlu Ali nedeniyle bir lira şehit aylığı bağlanır. Yıllar yoksulluk yokluk içinde geçer. Mendilinde tahin helvasını somurmayan ve sütsüz memeyi ağzına almayan Sefer de yaşamını yitirir. Yardım isteğine muhtar, “Çok ölü var” hepsi üstüste çukurlara atılıyor, ben yine de belediyeye haber vereceğim” deyince öğle sonrasına kadar bekler kimse gelmeyince komşulardan aldığı kazma kürekle. Bir çukur kazarak, küçük Sefer’i gömer. Başvurduğu bütün kapıların kapanmasına rağmen hem kendisi hem de çocukları için yaşam mücadelesini bırakmayan Şakire’nin edindiği bilgiyle o akşam kulübesine mutlu döner. Çocuklarına Darüleytama yazdıracağını kendisinin de çok yakınındaki bir hastanede kalacağının müjdesini verir. Ertesi günü kulübede ne varsa toplar ve kente götürüp satarlar. Annesi çocukları daha örce görüştüğü müdüre götürerek okula yazdırır. Ve mutlu olarak hastaneye yatar. Ancak Şakire hastanede ölür.

Dil ve anlatımda saptanan
Dinamo kendi yaşam öyküsü Savaş ve Açlar’da gerçek olaylara sadık kalarak romanı oluşturur. Yalnızca öze sadık kalmak değil; konuları ne abartmış ne de fazla törpülemiştir. Bunun sonucu olarak Temel Çavuş Ailesi?ni o gün kullanılan Trabzon ağzıyla konuşturmuştur. Kendisi de bu ağza egemen olduğundan yazıya aktarımda, kakofoni ya da dil tökezlemeleri oluşmamıştır. Bu nedenle roman doğal akışı içinde, rahatça okunmaktadır. Ayrıca kullandığı yerel sözcükler deyimler ve maniler kültürel özellikler olarak anlatımı zenginleştirirken köklerinden kopmamış bir güzelliği de görüntülemektedir.
Dinamo gözlemleri ve tanımları güçlü bir yazardır o nedenle insan olay ve doğa ayrıntılarının üzerinde önemle durur. Ve bunu eserlerine ustalıkla yansıtır, bu ayrıntıların yansıması bütünlüklüdür. Örneğin salt bir çiçeğin ya da yeşil bir tepenin uzun uzadıya betimlemesini yapmaz. Betimlemesini yaptığı şeyi diğer canlılarla ilişkilendirerek, bütünlük kurar. Romanının kahramanı bir Anadolu ailesidir. Ailenin hiçbir bireyi öğrenim görmemiştir ama, dürüst ve zekidir. Aile, toplumun sınıfsal yapısını bilimsel olarak çözümleyemez ama, vurgun düzeninin, politika cambazlarının karaborsacı ve kadın tüccarlarının da, ezilen, sömürülen insanların da farkındadır. Bu durum tepkilerini dile getirirlerken açıkça görünür. Temel Çavuş iyi bir aile babası olup hayatın zorluklarını kemençesini aracı kılan tipik bir Karadeniz ustasıdır. Şakire, eşini ve dört çocuğunu yitirmiş olmasına karşın hayatın yakasını bırakmayan bir Anadolu kadınıdır. Her ikisi de olumsuzluk ya da felaketler karşısında yılgınlık ve teslimiyet göstermez.
Romanda, dağlar gibi yol kesen acıların içinden kötümserliğe kapılmadan geçilir. O nedenle kitabı bitirdiğimiz zaman hıncımız ve direncimiz artar. Dünya görüşünün acılar içinde oluşumunu sağlayan Dinamo?ya; 8 yıldır şairlik yaptığım yeter. / Proloterler olmayan yara/göğsümün altındaki yara/bundan sonra/yalnız sizin için/ sızlayacak dizelerini yazdıran “Savaş Ve Açlar” romanı belgesel özelliğinin yanı sıra toplumcu, gerçekçi edebiyatımızın önemli örneklerinden biridir.” ( * ) Güngör Gençay’un 28.07.2005 tarihinde www.evrensel.net’te çıkan romana dair yazısı

Hasan İzzettin Dinamo’nun Yaşam Öyküsü

Akçaabat’ın Ahanda köyünde doğmuş (1909), Birinci Dünya Savaşı sırasında babası ölmüş, öksüz kalmıştır. Darüleytam’a (Öksüzler Yurdu) yerleştirilen Dinamo, orada büyümüş, daha sonra Sivas Öğretmen Okulu’nu bitirmiş (1931 – 1933). Daha sonra Gazi Eğitim Enstitüsü Resim – İş Bölümü’ne girmiş, son sınıfta iken, Ceza Yasası’nın 142’nci maddesine aykırı eylemlerde bulunduğu iddiasıyla dört yıl hapse mahkum olmuş (1935) ve okuldan çıkarılmıştır. Hapisten çıktıktan sonra İstanbul’a yerleşmiş, çaşitli firar ve yakalanmalarla askerliğini yedi yılda bitirebilmiştir (1949). Takma adlarla fotoğrafçılık yapmış “adâb-ı muaşeret” kitapları yazmış, gaçetelerde çalışmıştır.

Toplumcu düşünceleri dolayısıyla polisin sürekli izlediği Dinamo 6 – 7 Eylül olayları sırasında yeniden tutuklanmış (1956), yok yere altı ay cezaevinde kalmıştır. Daha sonraki yıllarda yaşamını yazarlık ve çevirmenlik yaparak kazanmıştır.

Hasan İzzetin Dinamo 1989 yılında ölmüştür.

Yazın yaşamı

Dinamo ilk şiirini 14 yaşında iken yazmıştır. Mehmet Emin Yurdakul’u anımsatan bu şiirde şöyle demektedir. “Vur demirci çekicini boş durma sen bugün de / Ocağından dört bir yana kıvılcımlar saçılsın / Şimdiyedek o pas tutan altın örsün önünde / Sana bolluk ve mutluluk kapıları açılsın”. İlk geçlik şiirlerinde Rıza Tevfik’in, Yusuf Ziya’nın, Orhan Seyfi’nin etkileri görülmektedir. Daha sonra Faruk Nafiz’in etkisinde şiirler yazmıştır. Dinamo’nun ilk şiiri Giresun’da çıkan izlen dergisinde yayımlanmıştır (1925). 1928 yılında Serveti Fünun dergisinde de hece vezniyle şiirleri yayımlanan Dinamo, 1929 yılında aruz ölçüsünü denemiş, ancak yeniden hece’yi kullanmayı başlamıştır.

O sıralarda Nâzım Hikmet Rusya’dan yurda dönmüş ve 835 Satır adlı kitabını çıkarmıştır. Bu kitap Dinamo’yu büyük ölçüde etkilemiş, serbest vezinle şiirler yazmaya başlayan genç şair bunlardan bazılarını Nâzım Hikmet’e göndermiştir. Dinamo’nun belirttiğine göre Nâzım bu şiirleri beğenmiş, “hepsini Resimli Ay” da yayımlayacağını bildirmiştir. Dinamo, gençliğinde bireysel şiirler yazsa da Nazım Hikmet’in şiirleriyle tanışınca kendine toplumcu bir çizgi çizdi. Nazım’ın yanında, Sabahattin Ali, Rıfat Ilgaz ve A. Kadir gibi şairlerle birlikte çalıştı. Artık toplumsal konuları işleyen şiirler yazmaya başlayan Dinamo, bunlardan bazılarını Sivas’ta çıkan Adım ve Merzifon’da çıkan Taşan dergilerinde yayımlamıştır (1930). Sivas Öğretmen Okulu’nu bitirdiği yıl okul arkadaşları Mehmet Cevdet ve Vehbi Cem (Aşkun) ile birlikte Adsız Kitap adlı ilk yapıtını çıkarmıştır. Dinamo’nun bu kitaptaki şiirleri gençlik günlerinin ürünleridir. Ancak, yeni doğrultusunu gösteren şiirlere de rastlanmaktadır. “Sekiz yıl şairlik yaptım yeter / Proleter / Olmıyanlara / Göğsümün altındaki yara / Bundan sonra / Yalnız sizin için sızlayacak”.

Gazi Eğitim Enstitüsü son sınıfta iken dört yıla mahkum olunca, Ankara’da hapiste sayısız şiirler, romanlar, destanlar kaleme almıştır. Bu arada, hapse girişinin ikinci yılında, İstanbul’da kız kardeşinin aracılığıyla Deniz Feneri adlı kitabını bastırmıştır (1937). “Tahiregiller (iki cilt), Kızılırmak Donjuanı, Açlık adlı üç roman, Simavneli Bedrettin adlı romanımsı bir kitap ve yüzlerce şiirden oluşan” dört yıllık hapisane ürünleri, ne yazık ki Dinamo, hapisten çıkıp İstanbul’a gelirken (1939) valiziyle birlikte kaybolmuştur. Şair, tutuklanması sırasında da “Arkadya adlı bir romanıyla bine yakın şiirinin polisin elinde yitip gittiğini” söylemektedir.

Eserleri:
Şiir:

Adsız Kitap (1931), Deniz Feneri (1937), Karacaahmet Senfonisi (1960), Özgürlük Türküsü (1971), Mapushanemden şiirler (1974), Sürgün Şiirleri (1975), Gecekondumdan Şiirler (1976), Nâzım’dan Meltemler (1987).

Roman:

Kutsal İsyan (1966 – 1967 Sekiz cilt), Savaş ve Açlar (1968), Ateş Yılları (1968), Kutsal Barış (1972 – 1974 Beş Cilt), Öksüz Musa (1973), Musa Mapusanesi,
1977 yılında, “Kutsal Barış” adlı romanıyla, Orhan Kemal Roman Armağanı’nı kazanmıştır.
Anı:

6 – 7 Eylül Kasırgası (1971), Edebiyat Anıları (1984).

KİTABIN KÜNYESİ
Savaş ve Açlar
Yazar: Hasan İzzettin Dinamo
Yayıncı Tekin
10 / 2017
376 Sayfa

TANITIM BÜLTENİ
“Bunların hepsi belediyece gömdürülecek şehit ailelerinin çocuklarıydı. Fatma’nın ölüsü de gelince mezar¬cılar irili ufaklı, kızlı erkekli çocuk ölülerini birer birer mezara indirip, toprağın üzerine yan yana dizmeye, sonra üzerlerine tah¬ta dizmeden toprak atmaya başladılar. Bir yığın çocuk bir daha kalkıp oynamamak, ekmek istememek, cıvıldaşmamak, kavga et¬memek üzere bir tek mezara atılmıştı. Bu, Şakire’nin çok gücüne gitti. İçinde korkunç bir hınç kabarmıştı. Bu felek denen şey ne korkunç bir canavardı? Babası, ağabeyi sınır boylarında mezarsız çürüyüp giden şu şehit yavrularının bir tek mutluluğu yerin altı¬na girerek açıkta kurda kuşa yem olmaktan kurtuluşlarıydı. Şe¬hitlerin geride bıraktığı varlıkları bu akıbet beklemiyor muydu?”

Hasan İzzettin Dinamo, Ulusal Kurtuluş Savaşı yıllarını en fazla yokluk ve kimsesizlik içinde geçiren yazarlarımızdandır. Savaş ve Açlar, bir ailenin yaşayabileceği en zor koşullardaki var olma mücadelesinin, savaşın etkisiyle, nasıl drama dönüştüğünü, nasıl dağılma ve yok olma sürecine girdiğini anlatan, çarpıcı ve bir o kadar da etkileyici bir roman.

Yorum yapın

Daha fazla Romanlar
Suçluluk psikolojisini işleyen en iyi 10 kitap

Kapat