“Şeytanlar Yeni Kurbanını Arıyor”: C.G. Jung’un Gözünden Almanya’nın Savaş Sonrası Ruhsal Çöküşü!
Avrupa harabeye dönmüş, İkinci Dünya Savaşı henüz sona ermişken, sapanlar susmuş ama zihinlerdeki enkaz tüm dehşetiyle ortalığa saçılmıştı. Tam bu tarihi kırılma anında, Mayıs 1945’te, C.G. Jung Die Weltwoche gazetesi için Peter Schmid’e “Almanların Savaş Sonrası Ruhsal Problemleri” üzerine sarsıcı bir röportaj verir. Koca profesör, bir ulusun cinnetini askeri ya da politik bir dille değil, şeytanlar, gölgeler ve kolektif bilinçdışı üzerinden öylesine okur ki, söyledikleri bugün bile kan dondurucudur.
Gelin, İkinci Dünya Savaşı’nın psikolojik enkazına Jung’un o keskin neşteriyle birlikte bakalım.
“İyi Alman” Yanılgısı ve Kolektif Suç
Jung, söze çok net bir uyarıyla başlar: Almanları “kötü Naziler” ve “iyi rejim muhalifleri” olarak ikiye ayırmak son derece saflıktır. Kendi tedavi ettiği ve açıkça Nazi karşıtı olan iki hastasından örnek veren Jung, bu “iyi” insanların rüyalarında bile Nazi psikolojisinin tüm şiddeti ve vahşetiyle yaşadığını söyler.
Ona göre, bir psikolog için politikacıların tartıştığı “kolektif suç” bir varsayım değil, somut bir gerçektir ve Almanların tedavisi ancak bu suçu itiraf etmeleriyle başlayabilir. Jung, suçu sadece Gestapo’daki birkaç adama atıp işin içinden sıyrılmaya çalışan Almanların durumunu “umutsuz vaka” olarak nitelendirir. Hatta kendisine tedavi için başvuran Almanlara önce Buchenwald toplama kampı hakkında ne düşündüklerini soran bir anket uygulamak zorunda kalacağını belirtir.
Şeytanın İçe Dönüşü ve Gecikmiş Ulus
Peki, Goethe’lerin, Kant’ların ülkesi nasıl oldu da bu psikolojik batağa saplandı? Jung bu durumu, insanın doğayla olan ilişkisinin bozulmasına bağlar. Hıristiyanlık ve modern bilim, doğayı o eski pagan şeytanlarından arındırınca, Avrupalı insan o şeytani ve karanlık güçleri yeniden kendi içine, bilinçdışına hapsetmek zorunda kaldı.
Doğu ile Batı arasında sıkışan, ana rahminden çıkıp ulus olma sürecine çok geç katılan Almanlar ise, boyun eğmeye ve telkine olan olağanüstü yatkınlıkları yüzünden bu içsel şeytanlara karşı çok zayıf düştüler. İçlerindeki bu derin ulusal aşağılık kompleksini, megalomaniye varan bir üstünlük iddiasıyla telafi etmeye çalıştılar. Nasyonal Sosyalizm döneminde şeytanların baskısı o kadar arttı ki, tüm Nazi liderleri kelimenin tam anlamıyla bu güçler tarafından “ele geçirilmiş” durumdaydı; propaganda bakanı Goebbels’in antik çağlardan beri şeytanlaşmış adamın işareti sayılan “çarpık ayağa” (clubfoot) sahip olması tesadüf değildi.
Korkunç “Akşamdan Kalmalık” ve Kurtuluş Reçetesi
Savaş bitip de silahlar susunca ne oldu? Jung, yenilmiş Alman halkını “ertesi sabah akşamdan kalma uyanan sarhoş bir adama” benzetir; ne yaptıklarını bilmezler ve bilmek de istemezler. İçinde bulundukları tek duygu sınırsız bir sefalet hissidir.
Peki bu hastalıklı ruh hali dışarıdan silah zoruyla düzeltilebilir mi? Jung, Amerikalıların sivil Alman halkını toplama kamplarında gezdirip işlenen iğrençlikleri onlara kendi gözleriyle gösterme taktiğinin kesinlikle doğru olduğunu söyler; ancak gerçek tövbenin dışarıdan ahlak dersiyle değil, içeriden gelmesi gerektiğini vurgular. Almanların tek kurtuluş yolu, dürüst bir pişmanlıkla “En büyük günah benimdir!” (Mea maxima culpa!) diyebilme cesaretini göstermeleridir.
Kazananlara Uyarı: Şeytanlar Yeni Kurban Arıyor!
Röportajın en can alıcı noktası, Jung’un sadece yenilenleri değil, zafer sarhoşluğu içindeki müttefikleri de uyarmasıdır. Jung’a göre, Almanları terk eden tarih meleğiyle birlikte, şeytanlar artık yeni kurbanlar arayacaktır. Kendi gölgesini kaybeden ve Almanların işlediği suçlara duydukları dehşet içinde kendi ahlaki eksikliklerini unutan her “galip” ulus, bu şeytanların yeni avı olmaya mahkûmdur.
Bizi kitlelerin ve diktatörlerin bu karanlık hipnozundan kurtaracak tek şey, devasa propagandalar değil, Hıristiyanlığın ilk yıllarında olduğu gibi insandan insana yapılacak bireysel eğitim ve iknadır.
Jung, yazdıklarını ve anlattıklarını garipseyenlere şu sarsıcı ve unutulmaz cümleyle veda eder: “İnsanlar bu güçlere inandığım için bana deli diyorlar. Ama bu onların sorunu; ben şeytanların var olduğunu biliyorum. Tıpkı Buchenwald’ın var olduğu kadar kesin bir şekilde!”.