Şikago Mezbahaları – Upton Sinclair

Şikago Mezbahaları, (İngilizce asıl adı The Jungle) Upton Sinclair?in yazdığı ve ABD?deki işçi sınıfının durumunun çarpıcı bir şekilde anlatıldığı kitap. Roman ilk olarak 1906 yılında The Appeal to Reason adlı sosyalist dergide yayınlanır. Roman hali ise 28 Şubat 1906 tarihinde Doubleday Page&Company tarafından basılır ve kapışılır.
Upton Sinclair?in kitabının orijinal ismi olan The Jungle (Türkçesi:Cangıl, balta girmemiş orman) ile kapitalist sisteme ağır bir eleştiri getirmektedir. Amerikan toplumunun sanayi devrimiyle birlikte makinalaşması topluma gelişme ve iyilik yerine bunların tam tersini getirmiştir. Toplum çok büyük bir cangıla dönmüştür. Herkes kendi ayakları üzerinde durmak zorundadır, düşene acımak yoktur; bencillik, rekabet ve ahlaksızlık kolkola gider. Güçlü olanın ayakta kalacağı için insan yaşamak için güçlü olmak zorundadır. Kapitalizmin aç gözlü rekabetçiliği yerilir. Aslında bu cangılda ayakta kalanlar en güçlüler değil en ahlaksızlardır, bu gerçek de patronların iç dünyasına yakından bakıldığında görülür.
Sinclair?in özellikle Jurgis?in ilk işi olan mezbahaların durumunu ayrıntılı anlattığı bölümdeki çarpıcı sahneler özellikle gıda sanayisini derinden etkilemiştir. Yazarın amacı özellikle gıda sanayisini eleştirmek olmayıp, kapitalist sistemin kâr üzerine dönen çarklarına dikkat çekmek olsa da, okuyucular gıda sanayisinin iç yüzünü şaşkınlıkla öğrenmişlerdir. Kitabın yaygın olarak okunmasından sonra devlet ve özel şirket yetkilileri bu alanda çeşitli önlemler almak zorunda kalmışlardır. Bu konuyla ilgili Sinclair şöyle diyecektir: Ben toplumun kafasına hedef aldım, attığım yumruk midesine geldi!

Chicago Mezbahaları – Derya Çınar
İnsanlığın büyük bir çoğunluğu, ya büyük felâketler ve saldırgan politikalarla ya da şişirilen özgürlükler ülkesi söylemleriyle tanıdı Amerika?yı. Amerika bugün dünyanın en büyük askeri, siyasi ve ekonomik gücü. İşte bu büyük güç Amerikan işçi sınıfının yoğun sömürüsü üzerine kuruldu. Burjuva ideologlarının allayıp pullayıp üstüne örttüğü aldatıcı kılıf aralandığında altından çıkan gerçeklikler de bunun kanıtı. Bugün Amerikan ekonomisinin büyüklüğü 14 trilyon dolar. Ve bu büyük ekonomi şimdilerde depremlerle sarsılıyor. Batan sermaye kuruluşlarını kurtarmak için 700 milyar dolarlık kurtarma paketleri hazırlayan Amerikan hükümeti geçmişte olduğu gibi bugün de bunun faturasını işçi ve emekçi sınıflara kesecek.
İşçi ve emekçilerin hayatı bankalara olan kredi borçlarıyla, borsa tahvilleriyle adeta ipotek altına alınmış durumda. Milyonlarca insan, bir bankanın kredi kartına, aldığı bir tüketici kredisine, ya da borsadaki hisse senedine bağımlı hale gelmiş durumda. Amerikan burjuvazisi bugün geçmiştekinden daha vicdanlı değil. Amerika?da kapitalizmin ortaya çıktığı yıllardan bugüne kadar yaşananlar bunun kanıtı.
Kapitalizmin Amerika kıtasını fethedişi, acımasızlığı ve vahşiliği, toplumcu yazarların romanlarında da anlatılır. İşte bu romanlardan biri de Chicago Mezbahaları. Amerika?da yaşanan hızlı tekelleşme süreci, sömürünün yoğunlaşması, büyük kitleler halinde toprağından kopartılmış insanların işçileşmesi sırasında yaşanan trajediler, insan aklının alamayacağı yokluk ve acılar, Upton Sinclair?in Chicago Mezbahaları adlı romanının satırlarından ruhunuza doğru içinizi de acıtarak yol alıyor.
Yaşadıkları topraklarda geçinme umutlarını yitiren emekçiler, büyük bir umutla başka diyarlara yola çıkarlar. Bilinmeyen korkutur korkutmasına ama kaybedecek bir şeyleri kalmamıştır bu insanların. Chicago?daki mezbahalarda insanlık dışı koşullarda çalışmaya mahkûm edilen binlerce işçiden kimi sevdiği ile evlenmenin, küçük güzel bir ev sahibi olmanın, kimi çocuklarıyla mutlu olma hayalinin ardına düşüp gelmiştir. Ama kazın ayağı hiç de göründüğü gibi değildir. Amerika?nın Chicago?sunda kapitalizmin en çirkin yüzüyle karşı karşıya gelirler. Bu ?rüyalar ülkesinin? topraklarına ilk adımlarını yeni atmışlarken kapitalist sistemin egemenlik araçları devreye girer. Gökyüzünün göründüğü gibi olmadığı bu ülkede, egemen düzenin kirli burjuva siyasetiyle, emlakçısıyla, patronuyla, bankacısıyla ablukaya aldığı işçilerin ve ailelerinin yaşadıkları trajedi yüreklerimizi burkar.
Yazar 1900?lerin başındaki Amerikan kapitalizminin genel durumunu ve Amerikan rüyasının ne pahasına ve neyin üzerinde yükseldiğini, yaşanmış öyküler ve kaybolan hayatlar üzerinden anlatır. Büyüyen, yıldızı parlayan Amerikan ekonomisinin bu gelişmesine, dünyanın her yerinden hızlı bir göç dalgası da eşlik etmektedir. İnsanca yaşam ihtiyacının yola düşürdüğü insanlar, büyük umutların büyük trajedilere dönüştüğü Amerika?ya ulaşmak için nice acılara katlanmışlardır. Ne var ki bu muazzam sömürü çarkı, bu umut yolcularını çok kısa sürede dişlileri arasında öğütür.
Çok zorlu bir yolculuk geçirip, simsarların, dolandırıcıların kucağından Chicago mezbahalarında zengin olma hayallerinin peşine düşen insanlar, bu kazancı bol, fiyatları yüksek ülkedeki yoksul işçinin, dünyanın öbür ucundaki yoksul işçiden en ufak bir farkının olmadığını kısa sürede anlayacaklardır. İrikıyım vücudu ve pazulu kollarına bakıp ?bu kollarla insanlar beni aç mı bırakırlar? diye düşünen kahramanımız Jurgis?in öteden beri peşini bırakmayan zengin olma hülyaları da bir gecede sönüp gidecektir.
Binlerce işçi ağır ve vahşi çalışma koşullarına karşı direnmeye çalışır. Sadece karın doyurmaya yetecek kadar kazanmaktadırlar. Barınacak bir yer bulamamalarını, elde avuçta ne var ne yok tükettikten sonra, kimi zaman kış ortasında aç açık kalmalarını ve hayatta kalma, yaşama tutunma kavgalarını anlatır Sinclair romanında. Sadece bununla da yetinmez, bu koşulları işçilere reva gören et tröstlerinin kâr uğruna insan sağlığını nasıl hiçe saydığını gösteren resimleri de çizer satırlarında. Bir gizli kamera gibidir Upton Sinclair?in satırları. Bu nedenle de roman, yayınlandığı yıllarda, işçilerin çalışma ve yaşam şartlarının korkunçluğunun ve et üretiminin insanlık dışı koşullarının duyulması dolayısıyla epey bir fırtına koparmıştı. Amerikan burjuvazisi gıda kanununu değiştirmek zorunda kalmıştı. Yine bu romanda anlatılanlar nedeniyle et üretimini elinde tutan tröstlere karşı saldırıya geçilmişti.
Romanın kahramanı içimizden biridir. Güçlü, kuvvetli, heybetli, ekmeğini taştan çıkaracak bir Litvanya delikanlısı; adı Jurgis. O, insanların çok çalıştıklarında her şeye sahip olabileceğine inanan, iyi yürekli, saf, dinlenmek nedir bilmeyen, tam patronların istediği ve bulamadıkları için de şikâyet edip sızlandıkları türden bir işçidir. Çalışmaya başladığı ilk zamanlarda Jurgis için etrafındaki işçilerin işlerinden, ustalarından ve patronlarından nefret ediyor olması şaşırtıcıydı. Çünkü onun için ustalar ve patronlar ona güzel günler vaat edenlerdi. İlk karşılaştığı sorunlardan biri sendika konusu olmuştu. Birlikte çalıştığı işçiler birleşip mücadele etmek zorunda olduklarını anlattıklarında Jurgis henüz hak denen şeyin ne olduğunu bile bilmiyordu. Bir tek şeye hakkı vardı onun: iş bulmak ve kendine söylenenleri yerine getirmek. Sendikaya aidat ödemek zorunda olduğu için üye olmaktan vazgeçen, her koyunun kendi bacağından asılacağına inanan biriydi.
Bir gün başına gelen felâketlerden yorulmuş bedenini dinlendirebilmek için bir yer aramaktayken, kendini birdenbire bir toplantı salonundaki yüzlerce insanın içinde buldu. Kürsüdeki adam ??insanlığın sesiyle konuşarak kurtuluşa çağırıyorum. İnsanın ölümsüz ruhu çöplüklerden ayağa kalkıyor, zindanın duvarlarını yıkıp kendini saran, cahillik, sömürü ve baskı bağlarını yırtıp paralayarak, ışığa doğru yürüyor?? diyordu. Bu sözler Jurgis?in hayatını değiştiren sosyalist fikirlerle tanışmasını sağlayacak günlerin kapısını aralayacaktı.
Bu adamın sözleri, Jurgis?in ruhuna düşen yıldırımlardı sanki. Bundan sonraki günlerde öğrendikleri onu tepeden tırnağa değiştirecekti. ?Sanki bütün sınırlamalardan kurtulmuş, alabildiğine özgür olmuştu. Dört yıldan beri Jurgis vahşi bir ormanın derinliklerinde şaşkın şaşkın dolaşırken birden kendisine uzanan bir el onu bu karanlıklardan çekip yüce bir dağın doruğuna oturtuvermişti. Her şeyi açık açık görebiliyordu buradan.?
Jurgis?in ruhunu yeniden ayağa kaldıran o günler aynı zamanda Amerikan işçi sınıfının da, kokuşmuş burjuva siyasetinin cenderesinden kendisini kurtarmaya çalıştığı günlerdir. Halkın bilinçlenmesini bin türlü düzenbazlıkla ve hileyle engellemeye çalışan kapitalistlerin çirkin yüzünü de teşhir etmektedir yazar. Jurgis?i değiştiren şey, ona yeniden insan olmayı öğreten sosyalist fikirler ve o dönemde yürümekte ve yükselmekte olan işçi sınıfı hareketidir. Romanı okumayı bitirdiğinde şunu tekrar anlıyor insan, örgütlü mücadele ve sosyalizm gerçekten de insanlığın tek kurtuluş yolu!
(Kaynak: Marksist Tutum dergisi, no:44, Kasım 2008)

Kitabın Künyesi
Şikago Mezbahaları
Upton Sinclair
Çev. Belma Özdemir
Yalçın Yayınları,
1. basım, 1991
480 sayfa

Upton Sinclair (20 Eylül 1878 ? 25 Kasım 1968)
(http://tr.wikipedia.org/wiki/Upton_Sinclair)
Pulitzer Ödüllü ABD’li yazar. 20. yüzyılın başlarında yazdığı eserlerle şöhrete kavuşmuş ve çok sayıda kitap yazmıştır. Özellikle 1906 yılında yazdığı ve dilimize Chicago Mezbahaları adıyla çevrilen The Jungle adlı eseri büyük yankı yapmış ve kamouyunun dikkatinin mezbahalardaki sağlıksız çalışma koşullarına çekmiştir. Eserin yayınlanmasından hemen sonra ABD?deki et sektöründe iyileştirme çalışmaları başlamış ve konuyla ilgili yasal düzenleme yapılmıştır.

Gençliği
Baltimore, Maryland?de dünyaya geldi. Babası Upton Beall Sinclair, annesi Priscilla Harden?dir. Babası bir içki satıcısıydı. Sinclair?in büyükbabası oldukça varlıklıydı, Sinclair çoğu zaman onlarda vakit geçirirdi. Sürekli olarak zenginlerin ve fakirlerin bulundukları ortamlarda olması onu etkileyecek ve ileride eserlerinin ilham kaynağı olacaktır. 1888 yılında ailesi New York şehrindeki Bronx bölgesine taşınınca, buradaki koleje gitmeye başlar. Okul masraflarını karşılamak için öykü ve makaleler yazmaya başlar.

Yazarlığa adım atışı
Sinclair 1900 yılında ilk eşi olan Meta Fuller ile evlenir. 1904 yılında yazmak için üzerinde çalıştığı kitabı için asıl kimliğini saklayarak Chicago?daki mezbaha ve et üretim kombina tesislerinde çalışır. The Jungle[1] adlı eser 1906 yılında basılınca çok başarılı olur ve büyük bir ilgi görür. Bu eserden kazandığı parayla hayalindeki ütopyayı kurmak için New Jersey Englewood?a gider ve Helicon Hall adında bir sosyalist koloni kurmaya girişir. Sonrasında Kongre seçimlerinde milletvekili adayı olsa da seçilemez. Koloni bir yıl sonra yanacaktır.
Sonraki hayatı [değiştir]
1911 yılında Meta, eşini terk eder. Sinclair, önce Mary Craig Kimbrough ile daha sonra da Mary Elizabeth Willis ile evlenir. Sırasıyla Kaliforniya, Arizona ve New Jersey?e gider. 1968 yılında Washington?da ölür.

Siyasi hayatı
Sinclair 1920 yılında Temsilciler Meclisi ve 192 yılında Senato için sosyalist listeden aday olsa da seçilemez. Siyasete bir süre ara verir. 1934 yılında Kaliforniya valiliği için seçime katılır.[2] [3] Seçimlerde Sinclair, Kaliforniya?da Yoksulluğa Son (İngilizce: End Poverty in California) adı verilen kampanyayla büyük destek kazanır. Ancak bu dönemde gerçekleşen büyük toz fırtınaları hasadı kötü etkileyecek ve kitlesel göçe yol açacaktır. Eyaletteki muhafazakarlar da Sinclair?i azılı bir komünist olarak gösterecek ve karşı propaganda yapacaklardır. Sinclair seçimleri kaybedince yazarlığa geri döner. Bu döneme dair yaptığı değerlendirmede ilginç görüşler ileri sürmüştür:
? Amerika halkı sosyalizmi seçecektir ama bu isimle değil. Bunu yoksulluğa son kampanyasında kanıtladım. Sosyalist listeden aday olduğumda 60 bin oy alırken, Kaliforniya?da Yoksulluğa Son! diyerek 879 bin oy aldım. Sanırım düşmanlarımızın hakkımızda öne sürdükleri büyük yalanlar başarılı oldu. Bu yalana cepheden saldırmaktansa etrafından dolaşmak tercih edilmelidir. ?
? Upton Sinclair (1951)

Sosyal duyarlılık
Sinclair eserlerinde döneminin sosyal ve ekonomik özellikleri önemli bir yere oturur. Eserlerinde kapitalizmin adaletsizlikleri olarak gördüğü olayların esas olarak Büyük Bunalım yıllarındaki yıkıcı etkisini işler.
The Jungle adlı eserinde Sinclair, denetimsiz kapitalizm yüzünden işçilerin karşı karşıya kaldığı insanlık dışı koşulları işler. Ancak eserde vurgulanan işçilerin karşılaştıkları zorluklar, uzun iş saatleri, göçmen işçilerin maruz kaldıkları baskı, iş garantisinin olmaması ve düşük maaşlar yerine eserde arka planda yeralan et sektörünün içinde bulunduğu sağlıksız durum daha çok dikkat çekecek ve ABD hükümeti tarafından yasal düzenlemeler yapılacaktır. Sinclair bununla ilgili ilginç bir benzetme yapar:
? Ben toplumun kafasına hedef aldım, attığım yumruk midesine geldi! ?
? Upton Sinclair

Lanny Budd dizisi
1940 ? 1953 yılları arasında Lanny Budd adıyla bilinen ve 11 dizi macera kitabından oluşan seriyi yazar. Kahramanı ünlü bir ABD?li silah üreticisinin oğlu olan dizide I. Dünya Savaşından başlayarak döneme ait çelişkileri ve sol bakış açısını aktarır. Bu dizi basıldığı sırada çok popüler olacak ve 21 ülkede baskısı yapılacaktır. 1943 yılında basılan serideki Dragon?s Teeth adlı eserle Pulitzer Ödülü?nü alır.

Geleneği
Sinclair?in Monrovia, Kaliforniya?daki evi müze olarak korunmaktadır. Ayrıca kendisine ait çok sayıda el yazması, fotoğraf ve ilk baskı kitaplar İndiana eyaletindeki İndiana Üniversitesi Lilly Kütüphanesinde sergilenmektedir.[4]

Sinemaya etkileri
1906 yılında basılan ??The Jungle?? adlı eser 1914 yılında filme çekilse de bu film kaybolmuştur ve hiç bir kopyası bulunmamaktadır. Ayrıca Sinclair, çok sayıda filmin senaryo çalışmasında yer almıştır. Bunların en bilineni Sergey Ayzenştayn ile birlikte yapımında yer aldığı ¡Que viva México! filmidir. Bu dönemde Charlie Chaplin ile de ortak çalışmaları olmuştur.[5] 1927 yılında yazdığı Oil! adlı eser ise 2007 yılında çekilen There Will be Blood adlı Oscar ödüllü filme esin kaynağı olmuştur.

Türkçeye çevrilen bazı eserleri
Altın Zincir, May Yayınları, İstanbul, 1966, Çeviren: Emin Türkeliçin (Asıl eser adı: Mammonart, Basım yılı: 1925)
Şikago Mezbahaları, May Yayınları, İstanbul, 1968, Çeviren: Zeyyat San (Asıl eser adı: The Jungle, Basım yılı: 1906)
Petrol, May Yayınları, İstanbul, 1968, Çeviren: Ş. Emrah (Asıl eser adı: Oil!, Basım yılı: 1927)
Sanayi Kralı, Oda Yayınları, İstanbul, 1976, Çeviren: Zaven Biberyan (Asıl eser adı: King Coal, Basım yılı: 1917)
Patron, Oda Yayınları, İstanbul, 1983, Çeviren: Zaven Biberyan (Asıl eser adı: Flivver King, Basım yılı: 1937)
Jimmie Higgins, Birinci Dünya Savaşı’nda Amerikalı Bir Sosyalist İşçinin Romanı, Yar Yayınları, 2004, Çeviren: Nadire Y. Çobanoğlu, ISBN 975-7530-72-7 (Asıl eser adı: Jimmie Higgins, Basım yılı: 1919)

Kaynakça
1^ Eser Türkçeye Chicago Mezbahaları adıyla çevrilmiştir.
2^ Bu seçimlerde aldığı 879 bin oy seçim kampanyalarının en başarılısı olsa da seçilmesi için yeterli olmaz.
3^ Kaliforniya Valiliği Demokratik Parti adayı Sinclair ile 13 Ekim 1934 tarihli yapılan röportaj, Virtual Museum of San Francisco, 10 Mart 2010 tarihinde erişilmiştir
4^ İndiana Üniversitesi internet sitesi, 10 Mart 2010 tarihinde erişilmiştir
5^ Upton Sinclair sayfası, IMDb, 10 Mart 2010 tarihinde erişilmiştir

Yorum yapın

Daha fazla Emek Tarihi / Teori, Politika, Romanlar
Zor Zamanlar – Charles Dickens

"Yazarın İngiltere?de Endüstri Devrimi sonrası dönemin sosyal sancılarını yansıtan Zor Zamanlar adlı romanı, yıpratıcı-öldürücü fabrika ortamı, sendikal örgütlenme mücadeleleri, işverenlerin...

Kapat