Sinema eğitimi üzerine? Hüseyin Tabak

Antalya?da birçok sinema öğrencisi ile konuştum, Türkiye?deki durum hakkında hemen hiçbir şey bilmiyordum, öğrendiklerime ne kadar da şaşırdım.
Öğrenciler çoğunlukla mülakat olmadan, proje dosyaları sunmadan, merkezi bir sınavla alıyormuş, okulların ekipmanı azmış, en çok şaşırdıklarımdan biri de olan ekipmanları kullanma izni ya çok zormuş çoğu kere de zaten reddediliyormuş.
Bir de Türkiye?deki sinema okullarının sayısı Almanya, Avusturya ve İsviçre?nin tümündeki sinema okullarından çok ve öğrenci sayısı ise çok çok daha fazlaymış onu anladım.
Öğrencilere Güzelliğin On Para Etmez?in benim final ödevim olduğunu söylediğimde çoğu inanamadı.
[youtube]http://www.youtube.com/watch?v=IL8lt_lCD00&feature=share[/youtube]Almanya?da ve Avusturya?da sinema okullarına girmek çok zordur ve üç aşamalı bir sınavla alınırlar, her fakülte kendi sınavını yapar, öğrenci adayları dosyaları ile girerler, biri sanata ilişkindir, diğeri daha önce yapmış olduklarının kayıtlarıdır, üçüncüsü ise yapmayı tasarladıklarına ilişkindir.
Onun için liseden sonra insanlar eğitime ara verirler, sektöre girip çalışırlar, bir şeyler çekerler, senaryo yazarlar, makale yazarlar ve bunlardan oluşan dosyalarına yeni fikirlerini ekleyip mülakata girerler. Ben bu filmi yapmaya başlarken, fikir yıllar öncesinden beri bende vardı ve senaryodan çekimlere kadar her aşamada başta Michael Haneke olmak üzere hocalarımla tartışarak yol kat ettim.
Türkiye?de insanların okula girmeden önce çoğunun sinemada bir şey yapmadıklarını, okuldan mezun olduktan sonra ise setlere neredeyse vasıfsız eleman olarak girmeye çalıştıklarını bana anlattıklarında ne kadar büyük bir farklılık olduğunu anladım. Ben öğrenciyim hala ve üç uzun metrajlı film yaptım, bu ise Viyana Üniversitesinde çok sıradışı bir durum değildir.

Entegrasyon / Asimilasyon Üzerine
Türkiye?den gelen ailelerin çoğu sorunludur ve gittikleri ülkelere kendi sorunlarını da götürürler, bir süre sonra kaskatı kesilip hiç kimsenin adım atmasını istemezler, kendilerini durarak kontrol etmek ister gibidirler. Oysa hayat durmaz. Göçmenler ne yazık ki yeterince dayanışmazlar ve herkes kendi yolunu bulmak zorunda kalır. Dil bu engellerden sadece birisidir, Entegrasyon çok büyük sorunların içinden geçerek ancak eşiğine gelinebilen bir sorundur.
Ben bu kültürel uyum sorunlarından çok daha önce, bir çocuğun gözünden çatışmaların ne kadar içten yaşandığını ve insanların istekleri ile koşulları arasında bu isteklerini gerçekleştirmeyi engelleyen nedenler üzerinde durdum.

Hikayeyi İçeriden ve Dışarıdan Anlatmak
Benim hikayem batılıları çok etkiledi, çünkü ilk kez bir göçmen ailenin ve özellikle onlardan bir çocuğun iç dünyasından entegrasyon sorunu anlatılıyordu, göçmenler anlatılırken genellikle dışarıdan anlatılır, onların iç dünyalarından habersizlermiş gibidirler. Bazıları karşılarındaki insanın iç dünyasına ilk kez nüfuz ediyormuş gibi tepki gösterdiler ve çok duygulu konuşmalar yaptılar.

Türk/ Kürt Sorunu
Türkiye?de bu konuda çok keskin kutuplaşmalar yaşanıyor, her iki taraf da diğerini ötekileştiriyor, sonuçta iletişimin koptuğu yerde şiddet ve nefret kültürü daha kolay birikmez mi? Ben bilerek bir çocuk karakteri seçtim, çocuklar ideolojilerin, güç ilişkilerinin diliyle değil, sevginin daha doğrusu sevgi açlığının ve dayanışmanın diliyle konuşurlar, en çok bunları özlerler.

Not: Bu yazı, Zahit Atam’ın Hüseyin Tabak ile söyleşisinden alınmıştır.

Yorum yapın

Daha fazla Makaleler
Yazamamak ya da Pop-Yazar Olmak – Elif Kutlu

Ursula K. Le Guin bir denemesinde okurlarından birinin ona, ?Bu fikirler aklınıza nereden geliyor?? diye sorduğunu ve bu soruya ciddi...

Kapat