Sorumlu Müdür – Osman Akyol

?Osman Akyol?un ?Sorumlu Müdür? adlı kitabı ilk öykü kitabı. Daha önce birçok dergide öyküleri yayımlanan Akyol; öykülerinde biçim ve içeriğe özen göstermiş, toplumsal bir yaklaşımla öykülerini bir solukta okumamızı sağlamıştır. Öykülerinde günlük yaşamımızda sıkça rastladığımız olay ve olguları ironik bir örgü içinde veren yazarımız; bizi öykülerinin içine çekmeyi başarmıştır. Salt bu yüzden; uzun bir öykü kitabı olan ?Sorumlu Müdür?ü bir solukta okuyup bitiriyorsunuz. İster öykü olsun, ister roman, ister şiir; yazılanlarla ilgili olarak konuşmak için, içine girmekte çoğu zaman zorlanırız. Hatta diyebilirim ki, girseniz de konuşmak için bir şeyler bulamazsınız. Akyol?un öyküleri öyle değil. Öykülerin kilidini açtıktan sonra o kapalı kapının arkasından dile getireceğiniz çok ama çok şey var. Bu nedenle öykücülüğümüz; severek okunabilecek ve yoğun bir tad alınacak yeni bir öykücü daha kazanmıştır, diyorsak sadece ve sadece öykücümüzün hakkını teslim ediyoruz o kadar.?
Turgut Koçak

Osman Akyol?un beklenmeyen öykü kitabı ?Sorumlu Müdür? Ekin Sanat Yayınları?ndan çıktı?
Osman Akyol öyküleri mizahın tüm ironik yönlerinden faydalanırken, bir taraftan da Tüm Anadolu?yu kapsayan insan örgülü betimlemeleriyle de dikkat çekiyor. Kimi zaman 1980 öncesinin kaotik ortamından faydalanarak o dönemin liderlerini öyküsünün içine bir Yeşilçam yönetmeni edasında alıp okuyana bıyık altından gülme keyfi veriyor; Kimi zamanda günümüz dizilerinin suya sabuna dokunmayan ortamından keyifli bir okuma çıkartabiliyor.

Okuduğunuz tüm öykülerinde egemen devlet zihniyetini dozunda eleştiri oklarıyla vururken, Hansala gibi arkasını dönmeden direkt hedefine yöneliyor. Tüm darbeleri, cuntaları sorgularken uzaktaki umudu saklı gösterip haklı mücadeleler tarihini gözler önüne serebiliyor.12 Eylül Faşist cunta lideri Kenan Evren de bu eleştiriden nasibini alırken; masum yüzü ve tüm gençliğiyle Erdal Eren?i hatırlamamıza neden oluyor. Örneğin:?Başını öne eğenlerin içinde 17 Yaşında masum yüzlü bir genç vardı. Evren Paşa yanına gidip adını sordu.?Erdal Eren? yanıtını alınca emrindeki askerlere:?Bunları beslemeyin; Bir kaçını Taksim Meydanı?nda sallandırın? iğrenç tiradını gözümüzün içine sokarken, askeri vesayeti bir kez daha lânetlememizi sağlıyor.

Kürt Açılımı denen aslında hiçbir şeyin açılmadığı durumunu bir okul gezisinde zamane asi Kürt genci edasında ufak tefek dokundurmalarla anlatıyor. Tüm bunları anlatırken bize bilgi dağarcığının ne denli dolu olduğunu da gösteriyor.

Çocuk hakları, kadın hakları, insanlık suçları, gibi kavramları yine mizahî bir dille ezberimize sokuyor.

Belki öğretmenliğinin ve okul hayatının ona getirdiği zengin yaşanmışlıklarla öğretmenlerin, öğrencilerin sorunları bizim yaşadıklarımızı anımsamamıza yol açıyor. Örneğin ?hiperaktivite ? denen dikkat eksikliğini, manik depresyonları anlatırken yine bir eğitimci olarak çevremizde ne çok muzdarip aile ve çocuk olduğunu gözlemlerini katarak yine alaycı bir tarzla anlatıyor.

Bir an kendinizi Yeşilçam?ın vurdulu kırdılı Tarkan, Kara Murat tarzı filmlerin repliğini tekrar anımsarken buluyorsunuz. Savaşların nasıl sudan sebeplerle üstelik masumane bir şekilde belleklerimize sokulduğunu, Irak?ın bombalanmasının film gibi izletilmesi halkların birbirine nasıl ötekileştirildiğini fark ederek okuyabiliyorsunuz.

Günümüzdeki Akp hükümetinin halka rağmen yaptığı icraatlar, dini dogmalar, cemaatler bize mizahî bir öyküyle tekrar tekrar gösteriliyor. Örneğin:?Tamam lan gidin edebinizle sevişin, üçüz yapmadan da gelmeyin? cümlesi size de tanıdık gelmiyor mu? Ya da Turan Dursun?un anlatıldığı öyküde nasıl katledildiği, şeytan öykülemesiyle anlatılırken hüzne boğulmanız an meselesidir. Özgürlüğün nasıl zor kazanılan bir kavram olduğu, iktidarın insanı nasıl canavarlaştırdığı ?eşek adasında düzen?de ne güzel anlatılmış.

Ailelerin, baba ve annelerin, gençlerin sorunları anlatılırken bazen gülmeniz gereken yerlerde gözlerinizin sulanmasına engel olamadığınızda, belki kendi sorunlarınızın sarmalında bocaladığınız usunuza gelecektir.

Hubble, Cern, Challenger, sinema bile mizahtan kurtulamazken siz tüm öyküleri bitirdiğinizde, arkanıza yaslanmak yerine, bir kez daha okuyarak gençliğinize dönmek isteyeceksinizdir.
Kısacası tüm öyküler hayli zıpır gençliğin özellikle kullandığı kelimelerle bezenip, eskilere bir selâm çakarak kurulurken; ?Kalburüstü kelâmlar? öyküleriyle Osman Akyol bence hem bilgisi, hem mizahıyla en yüksek düzeyine ulaşırken,?Bir günün bakiyesi?nde dürüst bir aile babasının nasıl olabileceği ne güzel anlatmış.

Velhâsıl ?Sorumlu Müdür? iyi bir öykü kitabı olmuş.
Bedros Dağlıyan
Şair

Kitabın Künyesi
Sorumlu Müdür
Osman Akyol
Ekin Sanat Yayınları
Mayıs 2012

Ekin sanat yayınları
Merkez büro: 0 312 419 60 53
İstanbul bürosu: 0 216 337 82 10

Kitabın dağıtımı yapılan kitabevleri:
İmge kitabevi (konur sokak, kızılay-ankara)
Turhan kitabevi (yüksel caddesi, kızılay-ankara)
Kadıköy mephisto kitabevi (muvakkithane caddesi, kadıköy-istanbul)
Çapa kitabevi (millet caddesi, fatih-istanbul)
Ağaç kitabevi (fevzipaşa caddesi, fatih-istanbul)

KİTAPTAN BİR ÖYKÜ
“Sorumlu Müdür” adlı öykü – Osman Akyol

Çalan eski saat, Haşim Bey?i uyandırdı. Devlet Tiyatrosu Taksim Sahnesinden emekli Haşim Bey, bu gün Özel Etik Tiyatrosundaki ilk işine gidiyordu. Elbette özel tiyatro ?ne kadar etik olabilir? tartışmasına konumu itibariyle girecek durumda değildi.

Tiyatronun sahibi her ne kadar eski sahne arkadaşı da olsa özel sektör başkaydı, ?adamın gözünün yaşına bakmazlar? diye düşünmüş, saati altıya kumuştu.

Yataktan nizami bir şekilde kalktı, ardından mutfağa gidip ocağa çayı koydu, sonra da lavaboya yöneldi. Klozetin üzerindeyken, ne kadar ömrü kaldığını düşündü. Artık bir çıkış yapmalıydı, işte bu yüzden ?Etik Tiyatrosu Sorumlu Müdürü Haşim Karabudak!? ismi önemliydi.

Önce çayı demledi; ardından masaya peynir, zeytin, haşlanmış yumurta ve kahvaltılık domatesten oluşan malzemeleri dizdi. Kahvaltı yaparken leptobunu açıp bir taraftan da gelen maillerini kontrol etti. Arkadaşları yeni işinden dolayı kendisini tebrik ediyorlardı.

Haşim Bey, kahvaltı sonrası kırmızı kaplumbağasına atlayıp yeni iş yerinin yolunu tuttu. İlk işi tiyatro ekibiyle toplantı yapmaktı, gittiğinde Burhan Hoca ve ekibini hazır buldu. Hiç beklemeden toplantıya geçti. İçinde ?motivasyon? , ?takım ruhu? gibi kelimelerin bolca geçtiği toplantı gündemi önünde duruyordu.

Kısaca kendini tanıttı, yeni gösteri sezonunda ekipten neler beklediğini açıkladı. Bu esnada Burhan Hoca, ?yardımcısı Abdullah?ın bu gün boşanma davası olduğundan toplantıya katılamadığını? söyledi. Haşim Bey, ?Peki? demekle yetindi.

Siyah uzun saçları ve sakallarıyla Eski Yunan filozoflarını andıran karizmatik görüntüsüyle Burhan Hoca konuşmasını sürdürdü:

– Bu sezonda, birkaç pürüzü aşabilirsek, ?Tavuk Döner? adlı bir oyunu sahnelemeyi düşünüyoruz. Kadro tamam, yalnız ?ibne? rolünü oynayacak arkadaş kadrodan ayrıldı, bir eksikle oyunun okumasına başladık.

– Peki, o zaman sitemizden duyuralım. Kaç yaşında bu ?ibne? karakteri?

– Elli beş-altmış yaşlarında olacak, emekli bir subayın dramı?

Diğer detaylar konuşulduktan sonra toplantı sona erdi. Haşim Bey toplantıda tuttuğu notları çantasına koydu, bu toplantının hemen ardından teknik ekiple toplantısı vardı.

Bir sigara yakıp koltuğuna yaslandı, karşısında duran ?Bu Alanda Sigara İçmek Yasaktır!? levhasını fark etmemişti bile. Düşüncelere daldı. İyi işlenirse bu oyun seyirci çekerdi, hatta bir ara, sansasyon yaratmak için, oyuncu kadrosuna Fatih Ürek?i bile katmayı aklından geçirdi.

Çalan kapı hayallerini böldü, gelen teknik ekipten biriydi. ?Toplantının ne zaman başlayacağını? soruyordu. ?Hemen geliyorum? dedi. Toplantı sahnede yapılacaktı, ardından oraya doğru yönlendi. Koridorda ilerlerken çöp kovasına atılmış bir oyun tekst?i gördü, onu oradan alıp geri döndü ve odasındaki dönüşüme atmak üzereyken son anda vazgeçip masasına koydu.

Döndüğünde herkes sahnedeydi: dekorcu, kostümcü, sesçi, ışıkçı? Toplantıyı hiç uzatmadı, kısaca kendini tanıtıp hemen konuya girdi, eksikleri yerinde görmek istiyordu. ?Arkadaşlar, buyurun kostüm odasından başlayalım? dedi.

Hep beraber kostüm odasına doğru ilerlediler. Polis kostümleri eksikti, not aldı. Bir kaç kostümü eliyle kontrol etti, ?Şunları yıkamaya verin? diye talimat verdi. Ardından diğer birimlere geçtiler.

İşleri bitirdiğinde üzerine bir yorgunluk çökmüştü. Saatine baktı 17.00?ye geliyordu. Önceleri de yoğun çalıştığı anlar oluyordu, ama bu defa farklıydı. İlk defa yönetici olmanın sorumluluğu altında eziliyordu. Odasına geçip deri koltuğuna yaslandı, sigarasını yaktı, bir yeri arayıp odasına çay istedi. Bu düşünme seremonisi yaklaşık bir saat sürdü. Sonunda kesin kararını verdi, bu oyun sahnelenmeliydi.

Duvardaki saate baktı Haşim Bey, 18.00?e geliyordu. Masadaki oyun teksini çantasına koyup dışarı çıktı, daha eve gidip akşam yemeği için hazırlık yapması gerekiyordu. Yolda alışveriş fikrinden vazgeçti ve rotasını oturduğu semte, Fındıkzade?ye çevirdi.

Arabasını evin önüne park edip köşedeki tekel bayisinden alışveriş yaptı. İki paket sigara, dört bira, 150 gram tuzlu fıstık? Daha sonra Millet Caddesine indi ve Pilavcı Hüseyin?den tavuk döner aldı. Artık evde inzivaya çekilebilirdi. Eve geldiğinde hiç vakit kaybetmeden ilk önce üzerindeki kıyafetten kurtuldu, ardından bir duş aldı. Daha sonra zigon sehpanın üzerine aldıklarını koyup bir bira açtı.

Gemide filmini DVD?ye koyup, ardından kumandanın ?play? tuşuna bastı.

Erkan Can, ?Bir memleket gibidir gemi… Her şey düzenli ve kontrol altında olmalıdır. Kaidelere uyulmalıdır; kanunlara, nizamlara? Ben de bu memleketin baş şeysi gibiyim, başbakanı gibiyim mesela. Her şey benden sorulur. Denize çıktım mıydı, küçücük gemi bir memleket oluverir. Aslında bir başbakandan daha çok görevim var. Çünkü onun bakanları var, adamları var, falanı var, filanı var… benim yok. Bu gemide eğitim de, sağlık da, eğlence de benden sorulur. Kamil de başbakanın en kıyak yardımcısı, siz de vatandaş, aynı zamanda memur gibisiniz. Bu yüzden; çok kıyak, çok disiplinli ve çakı gibi olmalıyız. Sürekli kendimizi ve birbirimizi kollamalıyız.? diyordu filmde.

Biten filmin ardından tekst?i alıp inceledi, özellikle ?ibne? rolünde oynayan ?Döne? karakterinin repliklerine baktı. Acemi bir oyuncunun altından kalkabileceği bir role benzemiyordu. Duyguyu seyirciye geçirebilecek tecrübeli bir oyuncuya ihtiyacı vardı. Üstelik yaş problemi de vardı, aradıkları oyuncunun kendisinin yaşlarında olması gerekiyordu.

Aklına şimdi emekli olmuş eski bir arkadaşı geldi. Çoktandır görüşmemişlerdi, numarasını çevirdi:

– Baba n?aber?

– ?İyidir abi, senden??

– N?ossun ya, ben de yeni bir iş aldım, onu kovalıyorum. Hakancım, güzel bir rol var oynar mısın?

– ?Tabi abi emret! Neyi oynicam??

– Küçük bi rol?

– ?Ne rolü??

– İbne olucaksın.

– ?İbne? Abi iyi olurdu ama haftaya bizim oğlanın düğünü var, beni mazur görsen??

– Peki, Hakancım bi şey çıkarsa ben yine seni ararım?

Umutsuzca birkaç kişiyi daha aradı, fakat hep aynı cevapları alıyordu. ?Çok yoğundular? Bir ara sıkıştığını fark etti, görüşme trafiğinden dolayı tuvalete gitmek aklına gelmemişti. Tuvalete oturduğunda cep telefonu hala elindeydi. Önemli kararları hep tuvalette verirdi, yine öyle oldu. Bir numara çevirdi, yüzüne bir rahatlama gelmişti:

– Burhan Bey merhaba, Haşim ben? Ekibe haber ver, provalara hazır olsunlar, ?ibne?yi bulduk.

– ?Tecrübeli biri mi??

– Evet, evet çok tecrübeli, devlet tiyatrolarından emekli? Çok yakından tanıyorum kendisini? Sen de görünce çok şaşıracaksın?
24 Haziran 2011, İstanbul

BİYOGRAFİ
Osman Akyol, 31 Ekim 1972?de Adana?da doğdu. Kozan Ellinci Yıl Lisesi orta kısmını (1988), Adana Baraj Lisesi?ni (1991) ve Van Yüzüncü Yıl Üniversitesi Fen-Edebiyat Fakültesi Matematik Bölümü?nü (1996) bitirdi.

Öğrencilik yaşamı boyunca yazları yoksul ailesine yük olmamak için başta ayakkabı boyacılığı olmak üzere, inşaat işçiliği, garsonluk gibi pek çok işte çalıştı.

Öğretmenliğe 1997?de Ağrı Taşlıçay Yardımcılar Köyü İlkokulunda sınıf öğretmeni olarak başlayan Osman Akyol, daha sonra dilekçe verip kendi branşına geçti. Ağrı Naci Gökçe Lisesi, Bağcılar Orhangazi Lisesi, Sarıyer Hüseyin Kalkavan Lisesi ve Eminönü Cibali Lisesi?nde çalıştı. Halen Fatih Davutpaşa Lisesi?nde matematik öğretmeni olarak mesleğini sürdürüyor.

Askerliğini Çankırı Dokuzuncu Zırhlı Tugay Komutanlığı?nda yedek subay olarak yapan Osman Akyol; evli ve bir çocuk babası olup öğretmenlik mesleği yanında yazarlık ve oyunculuk da yapmaktadır.

Yordam, Şehrengiz, Ekin Sanat, Yaz Kalemim, Sanat Cephesi, Aşkın e-Hali, Öykü Teknesi, Çağdaş Yaşam, Afrodisyas Sanat, Berfin Bahar, Fayrap, Lacivert, Yaba, Edep, Deliler Teknesi, Mühür, Tmolos, Kurgu, Kardelen, Galapera Öykü, Kültür Mafyası, Düşünbil, Hayal ve Zula gibi edebiyat dergilerinde; hikaye, film eleştirisi, makale ve denemeleri yayınlandı. Yazılarından bazıları İTÜ Sözlük, Uludağ Sözlük, SanatLog, BoardTurk, Türkçe Bilgi, insanokur.org, Mir Haber, Demokrat Haber, on5yirmi5.com, Oda TV, iştirakî, YazarKafe, soL Haber Portalı, Timeturk, Notosoloji, bianet, Dipnot, dersimiz.com, Antoloji.Com, SanatAlemi.Net, gündemanşet, Mürekkep Haber, Ebediyen Edebiyat, haber 5, 19.org, Mezrabotan, Edebiyat ve Sanat Akademisi, yazan el gibi internet sitelerinde de yayınlandı. Yazar olarak şu ana kadar ikisi öykü, biri deneme olmak üzere üç kitaba imza attı.

Daha çok durum öyküleri yazan Akyol, konularını soyut konulardan çok gerçek hayattan seçtiği öykülerinde; insanların gündelik dertlerini, sınıfsal çelişkileri toplumcu gerçekçi bir bakış açısıyla kaleme alıyor.

Kitapları:

1. Sorumlu Müdür (Öykü), Ekin Sanat Yayınları, Ankara, Nisan 2012
2. İlahi Adalet Komünizm (Deneme/Araştırma), Kurgu Kültür Merkezi Yayınları, Ankara, Ağustos 2012
3. Yükselen Yeni Devrim Dalgası (Öykü), Kurgu Kültür Merkezi Yayınları, Ankara, Kasım 2012
4. Gezi Raporu (Öykü), Kanguru Yayınları, Ankara, Kasım 2013

Yorum yapın

Daha fazla Öykü Kitapları
Sonsuz Unutuş – Kadir Aydemir

Yitik Ülke'nin, 80'ler ve 90'lar Kitabı'nın Yaratıcısından Edebiyat Ziyafeti. "Sonsuz Unutuş", kurulduğu 2000 yılından beri binlerce okura sesini duyuran Yitik...

Kapat