Süleyman Okay’ı özlem ve saygıyla anıyoruz. – Arif Okay

Ölümünün 10. yılında bana ve kardeşlerim Adil Okay, Hürriyet Yılmazlar (Okay)?a dürüstlüğü ve sosyalist kültürü miras bırakan babam Süleyman Okay?ı özlem ve saygıyla anıyoruz.

Siyah beyaz fotoğraf delikanlılık döneminde sosyalist arkadaşlarıyla 23 Ağustos 1947. En sağda yumruğu sıkılı olan Süleyman Okay. Solda dayım Kasım Yücel, ortada Arif Hikmet Katiboğlu. Yücel ve Katiboğlu yaşamaktadır. Antakya Belediye Parkında yapılan sessiz bir gösteridir.

Fotoğrafın arkasında şu not o günden bugüne ışıldıyor:
?İdeal yumruklarda, ideal gözlerde göklere yükselirken?

Renkli fotoğraf, 1992 yılında Antakya Halkevi başkanı iken bir etkinliğin açılış konuşmasını yaparken.
Anma Yazısı: Arif Okay

PÜSKÜLLÜ BELÂ
Belâsın başımda
Püsküllü belâ…
Yazmak için
Ne hacet yıldızlara:
Ne hacet ay?a?
Sen varsın başımda;
Belâ;
Püsküllü belâ.
Süleyman Hacımollaoğlu (OKAY)
ATAYOLU
19 nisan 1947

YAŞIYORUZ
Gerçek hayatımı yaşıyorum dostlarım
Artık ne numaralar peşindeyiz,
Ne hülyalar içinde..
Hayatın sırat köprüsünden geçmeğe geldik
Hayat bize değil,
Biz hayata gönül verdik
Ne yaparsın dostlarım yaşıyoruz..
TOPRAK
Haziran 1947

EKMEK UĞRUNDA
Şehirler arasında mekik dokumuş,
Mesafeler katetmişim günboyu…
Yanmışım,
Donmuşum
Ve nihayet gül gibi solmuşum:
Ol vefasız ekmek uğrunda.
ÜRÜN
1949

APAÇİ TÜRKÜLERİ
I

Roberto Mau Mauları unuttun mu
Hani bir gün o kovboy gücünle
Ocaklarına incir çekirdeği diktiğin

Dudaklarının ölümcül bükülüşü
Yaldızlı mahmuzların
Başımdaki uğur tüyümdü
İlk vurduğun
Sonra nişanlım
Sonra kızlığım

Nerdesin Roberto ben
Son Ogi?siyim Apaçilerin
Kirlettiğin yarınımı şimdi
Nevyork sokaklarında arıyorum

Duvarlı coplu kapılarınızdan
Eski bir çığlık çoğalarak dökülüyor
Tüm doğanın yaşama çocukları üstüne

Düşüncelerimin resmini çekemezsin Roberto

YEDİTEPE
Eylül 1966

APAÇİ TÜRKÜLERİ
II

İki kanlı göl gibiydi gözlerin
Ölüm kokuyordun Roberto
Walt Street?ten dönüyordum yorgun
Soyulmuş çıplak

Benim Ogi Apaçilerden tamtamlı anı
Kestim kara saçlarımı kestim uğur tüyümü
Soyut bir gölgeyim peşinde büyüyen
Benim ben üç çatal arasından kurtulan

Walt Street?te ıslıklı günler
Kıran kırana
Seni gördüm yitirdim
Bir namlu ağzınca kara
Dumandın üstünde ışıklarımın

Olgun gecelerde yalnız ve kovboylu bir yaz
Parmaklarımda anıların olumlu sertliği
Diyelim bir güzel çirkinlik
Yağmurlu sabahlarda ilk uyanan

Konut bir düşle geliyorum yanlışlığına
Güllerin katmerlisi çizgiler bir sessiz bakış
Sonra cambazlığın ceplerden kasalara

Bir bilsen yangınlığımı Roberto
Bir bilsen ben
Yaşayan kiniyim Apaçilerin
Bir bilsen bir bilsen
Bir bulsam seni
YEDİTEPE
Ocak 1968

BÜYÜK YÜRÜYÜŞ
Seni bir yerlerden tanıyorum
uzun acılar ülkesinden
duvar diplerinden
izsiz bir gölge gibi
sessiz ve kaçamaklı yürüyüşünden
işlek ve çentikli ellerinden tanıyorum seni

Ateşin salgın ve çıplak kanı
umuda kor katınca ansızın
ölümcül uykulardan uyanıp
günün kuşötümü saatinde
gelip geçiyorsunuz dağ rüzgarları gibi
ardınızda uçurumlar bırakarak

Ve acıları katlayarak
bir mendil gibi göğsünüzde
büyük uğultularla
böyle nereye
bir deprem fırtınası sarmış yolları
maviler inmiş sokaklara
çarklar durmuş
örülecek acısı kalmamış zamanın
çim yanaklı bebeleriyle analar
akın akın
ellerinde kehribar bakışlı kızların
birer kırmızı karanfil
tüm karagömlekliler
panik içinde

Seni bir yerlerden tanıyorum Deniz
öfkenden
kavga ikliminden
kelepçeli şafaklarda
kadife renkli sesinden tanıyorum seni

Sen misin o Mahir
yıldız bakışlı
sarnıcına sığmayan
arı suların çıplak aynasında
acıları damıtıp
fırtınalar yaratan
başöğretmen
dağlarda meydanlarda
ve kitaplarda bırakmıştın
bilincin altın sesini
demek yarıp ta o çığlık anılarını
kanaviçe bir dantel gibi yayılıp toprağa
damar damar ve derinden
demek filizler verdiniz yeniden

Seni bir yerlerden tanıyorum
emeğin intihar bekçisi
emekçi kardeş
belki çeltek?ten, belki Halepçe?den
vakterince ansızın
uzanıp ta gecenin sayrı yüreğine
bir demet kangülü bırakır gibi
kaçak bir avuç yıldızla
ansızın meydanlara inen hapis arkadaşım
hani ayazın yaralı poyrazını
koğuş dolusu hüzünleri
özlemi işkenceyi
paylaşmıştık seninle

Seni bir yerlerden tanıyorum
ovaların sonsuzluğuna iz
kana gül
suya ateş
ateşe kül bırakan
Şeyh Bedrettin Usta
gün haki akşamlara açarken kepenklerini
Serez Çarşısı?nda
müritlerin dağlardaydı şeyhim
ak libasın sırtında
hani sözün dantelini
kılıcın duasını
o volkan yüreğini
kavganın diyeti olarak bırakmıştın bizlere
Spartaküslerden devraldığın
isyan bayrağını

Ya sen
sevdanın uzun çöl gecelerinde
kıstırılmış bir baharın
maviye boyarken eşkalini
gözlerinden silerek uyku duasını
susuzluğumu emziren
umut tomurcuğum
kırıp ta korkunun betonlaşan kabuğunu
çılgın sular gibi akarak
böyle nereye

Ya sizler
ünsüz
kimliksiz
gözlerinde
sigortasız ışıklar çakan
umuda sevdalı
işsizler ordusu
böyle candan
sımsıkı
kolkola
hep böyle başı dik
gonk vurunca anfide
dudaklarınızda alevden sevgilerle
nereye
TAVIR
Ekim 1992

SÜLEYMAN OKAY? IN YAŞAM ÖYKÜSÜ
1928?de Antakya?da dünyaya geldi. Dar gelirli bir ailenin beş çocuğundan dördüncüsüydü. Babasının yanında köşker çıraklığı yapıyor ve geceleri yağ kandili ışığında ders çalışıyordu. Zor koşullarda ortaokulu bitirdi. Lise 1. sınıfta iken babasını yitirdi. Bir süre hem çalışıp hem okula gitti.
Ortaokul ve lisede Süleyman Okay, edebiyatçı çizgisini Nedime Ersan ve Ziya Kılıçözlü adlı Türkçe öğretmenlerinden kazandı. Hece vezniyle şiirler yazan ufku geniş bir öğretmen olan Ziya Bey?in öğrencilerine 1944 yılında Nazım Hikmet?i tanıtması çok önemli bir olaydı.
1942 yılında şiir yazmaya başladığı bilinmektedir.
Henüz 16 yaşındayken üç arkadaşıyla Antakya Lisesinde ilk duvar gazetesini çıkardılar. Antakya Lisesi orta kısım son sınıftayken çıkardıkları duvar dergisinin adını SONYIL koydular. Kurucu olarak Süleyman Okay, imtiyaz sahibi Kasım Yücel, yazıişleri müdürü Kemal Karaömeroğlu, neşriyat müdürü İzzettin İyiel görev aldı. Dergi gerçekten bir emek işi olarak ortaya çıkıyordu. Yazılar ve şiirler arasına karbon kağıdı konarak 4 nüsha halinde daktiloda yazılıyordu. Okay dergiye karikatür de çiziyordu. Karikatürler her dört nüshaya ayrı ayrı çiziliyordu. 8 sayı çıkan Sonyıl dergisinin 1944 yılından tek sayısı elimize ulaşmıştır. Ancak bu sayıda Okay?ın şiiri bulunmamaktadır. Şiirler diğer sayılardadır. Bu sayılara ulaşılamamıştır. Bu dergi için Mahmut Kuru?nun getirdiği daktilodan yararlandılar. Abdurrahman Çakmak ta yardımcı oluyordu.
Okay önceleri Adana?da, daha sonra İstanbul?da çıkan Toprak dergisinin 1946 Haziran sayısında açtığı şiir yarışmasında ikinci oldu (Toprak, Sayı: 13, 1946). Bu şiir Toprak dergisinde 1947 Haziran ayında yayımlandı:
YAŞIYORUZ

Gerçek hayatımı yaşıyorum dostlarım
Artık ne numaralar peşindeyiz,
Ne hülyalar içinde?
Hayatın sırat köprüsünden geçmeğe geldik
Hayat bize değil,
Biz hayata gönül verdik
Ne yaparsın dostlarım yaşıyoruz…

Antakya?da ilk şiiri 22 Mart 1947?de Atayolu gazetesinde yayınlandı. 1948?de de bir Adana dergisi olan Ürün ve Ankara?da çıkan Kaynak dergilerinde şiirleri yayınlanmaya başladı.
İlk şiirlerinin bazıları aşk temalı idi. Ancak kısa süre sonra şiirlerinde toplumsal sorunları işlemeye başladı. Sürekli okuyarak kendini geliştirdi. Sosyalizmi kavramış ve benimsemişti. Eşitlik, adalet ve özgürlük onun ideali olmuştu.Bu nedenle baskılara maruz kalıyor ve sürekli izleniyordu.
Çeşitli işlere girdi. Köşkerlik, katiplik, kantar yazıcılığı, puantörlük gibi işler yaptı. Maddi güçlükler ağırlaşınca 1949?da askere gitti. Peşindeki gölgeler oraya da gelmişlerdi.
İlkokulu bitirenlerin çavuş olduğu dönemde er olarak askere alındı. Askerliğini Kayseri?nin İncesu ilçesinde yaptı. Bir askeri baloda okuduğu bir şiirinde ?Dışarıda Hürriyet Var? dizesi nedeniyle sorgulandı.
1953 yılında Kırıkhan Nüfus Memuru oldu. İlk çocuğu burada dünyaya geldi. 1956?da Samandağ Nüfus Dairesine, 1957?de Antakya Trahom Savaş Dispanseri?ne mutemet olarak atandı.
Şiirleri daha olgunlaşmış olarak 60?lı yıllarda Ataç, Yeditepe, Varlık Yıllığı, Yelken, Dönem, Türk Edebiyatı Yıllığı, May, Soyut dergilerinde yer aldı.
Memuriyet döneminde de çok sıkıntı çekti. Muhbirler, polisler, işgüzarlar Süleyman Okay? la çok uğraştılar:
?Çanacık?ta güzpusuda yine
gece bir deprem sessizliğinde
gölgemi gölgeleyen biriler var ardımda?

Ancak, o inandığı yolda kararlılıkla yürüdü. Bu baskılı dönemler ve maddi güçlükler sonucu zayıf vücuduna genç yaşlarda akciğer hastalığı yerleşti. 1967?de bir süre İstanbul?da Erenköy Göğüs Hastalıkları Sanatoryumu?na tedavi için yattı.
60?lı yılların başında TİP içinde etkin bir yapılanma çalışmasına katıldı. 1969?da TİP?ten ayrıldı. ?Kirvem? dediği Yalçın Ergönül ile birlikte Antakya DEV-GENÇ şubesini kurdu. Ancak, çok birikimli bir insan olan Yalçın Ergönül, 1970?te evinde bir turunç ağacına asılı bulundu.
12 Mart cuntasının ünlü ?Balyoz Harekatı? sırasında gözaltına alındı.
70?li yıllarda da şiir yazmayı sürdürdü. Şiirleri çeşitli dergilerde yayınlandı. Ancak küçük kentten büyük kentlerde çıkan dergilerin sayfalarına sokulabilmek gerçekten zordu. Her yerde olduğu gibi ilerici dergilerinde bir çekirdek kadrosu vardı, buralara girebilmek çok güçtü.Bu yıllarda Yeni Edebiyat, Yansıma, Ozanca, Hakimiyet Sanat, Ilgaz dergilerinde şiirleri yayınlandı.
Aynı yıllarda arkadaşı Mehmet Bekir Soydan?ın Kurtuluş Gazetesi?nde uzun yıllar köşe yazarlığı yaptı ve şiirlerinden bir bölümünü yayınladı. Ayrıca mizah yazıları yazdı.
Yaşamı boyunca çok sayıda şiir ve öykü yazdı. Ancak sürekli izlenmesi, baskılar ve iki askeri darbe yazdıklarının bir bölümünün kaybolmasına yol açtı:
?Umut hamalıydık ışık korsanı
karanlığın katiliydik
suç ortağımız güzelim çiçeğim
yaprak yaprak açılan kitaplarımız
sebildi baskınlarda
güncelerimiz talan
onlar giderdi kirli torbalarda
belleğimizdekiler kalırdı geriye?

1977?de emekli oldu, ikramiyesiyle bir matbaa açtı: ?Okay Matbaası?. İlk kitabı ?Mermi Konuşuyor? bu matbaada basıldı. Ancak kitap basımdan hemen sonra gelen 12 Eylül darbesi tarafından dağıtılamadan alıkonuldu. Kitapta sözü edilen ?Sürgün? öykü dosyası da böylece yok oldu. 12 Eylül darbesi üzerine ağır bir biçimde çöktü, gözaltına alındı, bir süre kendisinden haber alınamadı, daha sonra tutuklandı. Önceden hazırlandığı belli olan bir kararla 3 aya mahkum edildi. Mahkumiyet kararı delilsiz olup kanaata dayandırılmıştı. Fazlasıyla 5,5 ay yattıktan sonra tahliye edildiğinde akciğer hastalığı iyiden iyiye ilerlemişti. Ankara Numune Hastanesi?nde uzun süre hastalıkla boğuştu. İki yıllık bir tedavi sonucu kendine gelebildi. Ancak hastalık planlanan yıkımı yapmıştı.
Hastalığının hemen sonrasında özenle kurduğu matbaasını elden çıkartmak zorunda kaldı. Böylece gençlik yıllarından beri hedefi olan YAYINEVİ kurma düşü yok olmuştu.
1988?de, elinde kalanlar ve belleğinde kalanlarla ?Sevda Tutuklanamaz? adlı ikinci şiir kitabını Atak Yayıncılık bastı. Bu kitapta duyurusu yapılan ?Hişşt? adlı öykü ve ?Hatay?da Sol Hareket? adlı anı kitabı çalışmaları da yitmişti.
1980?li yılların sonu ve 1990?lı yılların başında Halkevi ve İnsan Hakları Derneğinde başkanlık yaptı.
Daha sonraki yıllarda Yaba Öykü, Güney Uyanış, Tavır, Yeni Şiir, Güney Rüzgarı, Hatay?da Önder dergilerinde şiir ve yazılar yazdı.
1996?da üçüncü şiir kitabı olan ve Antakya?da çok tanınan ?Şakayık? Belge Yayıncılık tarafından basıldı.
Dört çocuk babası olan Süleyman Okay mücadeleyle geçen 71 yıldan sonra 20 Eylül 1999?da yaşama veda etti.

ÖLÜMÜNDEN SONRA?

Ölümünden sonra çocukları tarafından;
?Hoşçakalın Dostlarım? adlı şiir kitabı yayınlandı (2001).
?Hişşttt!? adlı öykü kitabı 2004 yılında okuyucuya ulaştı.
Süleyman Okay, ölümünden sonra dört yıl üst üste sevenleri ve çocukları tarafından Antakya?da yapılan etkinliklerle anıldı.
Süleyman Okay?ın herkesçe iyi bilinen ?Aynalar? şiirinin ?Demirciler Çarşısı? adlı bölümü 20 Eylül 2001 tarihinde pirinç bir levhaya yazılı olarak Demirciler Çarşısı?na küçük bir törenle asıldı. Şiir orada üç yıl asılı olarak kaldı. Ne yazık ki 2004 belediye seçiminden hemen sonra kayboldu. Birçok yazar ve aydının bu konuyu sorgulamasına karşın belediye tarafından mı yoksa işgüzar birileri tarafından mı indirildiği ortaya çıkmadı.
Ölümünün 5. yılında düzenlenen şiir yarışmasını Halide Yıldırım ?Issız Kuğu? adlı şiir dosyasıyla kazandı. Bu çalışma Okay ailesinin maddi katkılarıyla kitap olarak okuyucuya ulaştı.
6. ölüm yıldönümünde İstanbul?da Tohum Kültür Merkezinde yapılan bir etkinlikle anıldı. 7. ve 8. yıldönümlerinde çeşitli dergi ve gazetelerde şiirleriyle anıldı.
Ölümünün 9. yılına denk gelen ?Nerde Benim Oruğum? adlı yapıt, altıncı kitabıdır. Antakya yerelinde ilgiyle karşılanan bu kitap Türkiye genelinde dilbilimci ve folklorcuların da ilgisini çekmiştir.Bu kitapla Süleyman Okay?ın yerel kültüre katkısı ortaya çıkmıştır.
Süleyman Okay?ın çocukları tarafından yayına hazırlanan diğer çalışmaları şöyledir:
?Gömütlükler Büyüyor? (Bütün Şiirleri)
?Aynalar? (Makaleler)
?Beş Kuruşluk Maniler?
?İyi Günler? (Günlük yazılar)
?Seçme Yazılar? (Çeşitli yazılar)

Süleyman Okay’ı özlem ve saygıyla anıyoruz. – Arif Okay” üzerine bir yorum

  1. Değerli arkadaşlar;

    Yazıda adı geçen (üçlü fotoğrafta sol baştaki) dayım Kasım Yücel’i ne yazık ki 13 Ağustos sabahı yitirdik. Böylece üçü de artık anılarımızda yaşayacak.

    Dostlukla kalın.

    Arif Okay

Yorum yapın

Daha fazla Biyografiler
Güney’in Tasarıları – Prof Dr. M. Şehmus Güzel

Yılmaz Güney, 47 yaşında, çok genç ayrıldı aramızdan. Kısa hayatına çok şeyi sığdırmayı bildi. Ama gerçekleştirmek istediği birçok tasarısı ise...

Kapat