İstanbullu – Metin Eloğlu

Oralar yazın mı hâlâ, güpgüzel midir
Gayrı şarapsadım ben İstanbulsadım

Çılgar, Metin Eloğlu
Şiirlerinde Türkçeyle ve dilin kalıplarıyla kurduğu sınırları zorlayıcı ilişki Metin Eloğlu?nu diğer çağdaşı şairlerden ayıran yönlerden sadece biridir. Şair ve ressam olan Eloğlu ve şiir anlayışı hakkındaki bir yazısında Mehmet H. Doğan, ?Aşk mı? O en kesin yasam? diyen şairin her döneminde sürdürdüğü âşık bir yanı olduğunu vurgulamakta, bunun yanında şair hakkında bazı sorular da sormaktadır: ?Evet, ne çok şey biliyordu bu insan? Şiirlerindeki o tertemiz halk ağzını, o bıçkın dili ne zaman, nereden öğrenmişti bu İstanbul çocuğu? Bilemezdiniz. İşte Metin Eloğlu?ydu o.?
Türk şiirinde önemli bir iz bırakmış bir şairin, Metin Eloğlu?nun yıllar önce -bir tanesi hariç- çeşitli dergilerde yayımlanmış öykülerinin toplandığı İstanbullu adlı kitap da doğal olarak aynı temiz halk ağzından ve bıçkın dilden nasibini almış. Daha önce Metin Eloğlu?nun kitaplarına girmemiş şiirlerini de derlemiş olan Turgay Anar?ın yıllar boyunca, büyük bir emek harcayarak derlediği bu öyküler, kitabın adını da öneren Selahattin Özpalabıyıklar?ın editörlüğünde bir araya getirilmiş. Yine Turgay Anar?ın kaleme aldığı Önsöz?de, bu öykülerin derlenme serüveni, öyküler hakkında genel birtakım incelemelerle birlikte sunulmakta.
Turgay Anar?ın, Önsöz?de belirttiği gibi ?İstanbullu Bir Şairin Öykü Kitabı? denebilir İstanbullu?ya. İstanbul bu öykülerin tüm dokusuna öyle ya da böyle sinmiş durumda. İçinde ya da uzağında fark etmez, öykü kişilerinin aklı fikri İstanbul?un denizlerinde, kıyılarında, meyhanelerinde ve kadınlarında. Öyle ki, öykülerde var olan doğal şiirselliğin en temel kaynaklarından birini oluşturuyor İstanbul ve İstanbul deyince o zamanlar akla gelen birçok şey. Ve elbette İstanbul?a duyulan özlem. Bu özlem bazen gerçek anlamıyla, gurbettekilerin gözünden aktarılmış; bazen İstanbul?un içinde olunmasına rağmen hissettiriyor kendini. İnsanın karnı açken, parasızken ve keyfi kaçıkken, elbet İstanbul?un tadı da kaçmaya başlıyor hafiften. Ama bir de parası varsa insanın ve İstanbul?daysa değmesinler keyfine. ?Allahın Bildiği? adlı öykü belki de tüm bunları çok daha iyi özetliyor: ?Bugünlerde bende biraz para olsa ne yaparım, biliyor musunuz? Biliyoruz diyeceksiniz, çatlayıncaya kadar rakı içersin… Cebin kazara üç beş kuruş gördü müydü, takarsın koluna şırfıntının birini, doğru Arnavutköy?e Marko?nun Meyhanesi?ne. Veya Çamlıca tepesine çıkarsın…?
Eloğlu?nun kimi öyküleri toplumsal sorunlardan payını almış, hiciv dozu yüksek öyküler: ?Cahil Hasan?, ?Rezil Ayna?, ?Çivi?, ?İşsizler Cemiyeti?, hatta yargılanmasına ve ceza almasına sebep olan ?Demokrat Aile? bu bağlamda değerlendirilebilir. Yine de ?İstanbullu? adlı kitabın baş kısımlarında yer alan bu öykülerdeki havanın, kitabın geneline yayılmış olan baskın havayı oluşturduğunu söylemek güç.
O halde, ?Aşk mı? O en kesin yasam? diyen bir şairin öykülerinde aşkın ve görünümlerinin ağır basmasına şaşırmamak gerek. Eloğlu gibi bir dil ustası şairin dilinden çıkması bu anlatıların etkileyiciliğini de doğal olarak katlıyor. Genelde İstanbul?da olmakla âşık olmak birbirine karışıyor, İstanbul aşkıyla kadınlara duyulan aşkın karışması gibi. Şiir güzelliğinde ve duruluğundaki öykülerde Eloğlu?nun şiirlerinde hissedilen o çarpılma hissine benzer bir hisle karşılaşıyor okur. Öykülerdeki dil, Eloğlu?nun şiirlerinde yer alan, kimilerince dili zorlayan, kimilerince kıvırıp büken ve değiştiren yenilikçi anlayıştan belki bir adım uzak ama bu şiirleri yaratan dürüst öz, öyküleri de benzer derecede çarpıcı kılıyor.
Kitaba adını veren ?İstanbullu? ve ?Ana Ölüsü? adındaki iki kısa öykü özellikle dikkat çekiyor. Bu öykülerin ikisi de birer şiir gibi okunabilir kanısındayım. Özellikle ?İstanbullu?, Eloğlu?nun bu şehre duyduğu aşkın hangi boyutlarda olduğunun doğrudan bir göstergesi. Diğer öykülerde satır aralarından sızan bu aşk, ?İstanbullu? adlı öyküde can yakıcı bir sertlikle güçlü bir özleme dönüşüyor: ?Bu sefer beni teneşir paklar. İstanbul?a gidemeyeceğim nasıl olsa… Siirt?te bir memuriyet paklar. Hepsine müstehakım… Sözde delicesine âşığım, hürlük tiryakisiyim. İstanbul?suz edemem.?
İstanbul?suz edemeyen bir büyük şairin öykülerinden oluşuyor ?İstanbullu?. Eleştirel dozu yüksek kimi öyküler bir yana, Eloğlu, Sait Faik gibi Adalar?dan, akşamlardan ve mor denizlerden, çoğu bugün unutulmuş bin türlü balıktan, küçük insanlardan, onların sıkıntılarından ve aşklarından dem vuruyor. Ama en önemlisi, şiirleri gibi öyküleriyle de, tiryakisi olduğu hürlüğün bir zamanlar, birilerince kısacık bir an için bile olsa hissedilmiş olabileceğinin ipuçlarını eşi zor bulunur bir şair inceliğiyle veriyor.
Yalçın Tosun’un 11/09/2009 Tarihli Radikal Gazetesi Kitap Eki’nde Yayınlanan “Hürlük tiryakisi” Adlı Yazısı

Kitabın Künyesi
İstanbullu
Metin Eloğlu
Hazırlayan: Turgay Anar
Yapı Kredi Yayınları
2009
148 sayfa

Tanıtım Yazısı
Daha önce Metin Eloğlu’nun kitaplaşmamış şiirlerini (İbresiz Bir Pusula, YKY, 2007) derleyen Turgay Anar, dört yıl boyunca 300’den fazla süreli yayını inceledi ve şairin biri hiç yayımlanmamış 25 öyküsüne ulaştı.

Metin Eloğlu, ilk kez kitaplaşan, kimi “karışık teknik”le, kimi de Türk öykücülüğünde belki ilk kez “sen-öyküsel” anlatımla yazılmış, kimileri de gerçeküstü yönelimler taşıyan bu öykülerde, şiirinden bildiğimiz atak, haylaz ve yaratıcı Türkçesiyle İstanbul’u, denizi, Anadolu’yu, adamları ve kadınları ve aşk acılarını anlatıyor…

Bu arada, Sait Faik’in öykücü olmanın temel ölçütlerinden biri saydığı “balık isimlerini bilme” sınavından da “Yıldızlı Pekiyi”yle geçiyor:

“Ah, buraya kışın gelmeliydi: Civarinalar tozu dumana katarken, bir yelken bezine bürünüp, yavru orkinosları, kaplan postlu, dört dikenli dıragonyaları beklemek… Hapı yutan kılıcın nazlı nazlı salınması, gitgide iflahtan kesilmesi… Siyah sarı al benekli minakoplar… Koçan gibi kefalları ileryalardan ayrı koyun… O canım iskorpitler, taş balıkları isperkolar…
Kadınca edalı kupesler… Bulbulyanın o yumuşacık kokusunu bir yol genzinde sezince tebdili şaşan karagözler…”

Yorum yapın

Daha fazla Öykü Kitapları
Alagün Çocukları – Nezihe Meriç

12 Mart döneminin izlerini taşıyan "Alagün Çocukları" (1976) çocuk edebiyatımızın klasikleri arasına girmiş bir kitap. ?Öykü sevdalısı? bir yazarın, ?Cumhuriyet...

Kapat