Sürgün acısının gölgesi – Sennur Sezer

William Saroyan, ?Bu içinde nefret olmayan bir hikâyedir, çünkü nefret ve ölüm birbirinin eşidir; oysa bu, yaşamın hikâyesidir? diyor Surmelian?ın kitabı için. Leon Zaven Surmelian 1905?te Trabzon?da doğmuş, 1995?te Los Angeles?te ölmüş. Yazdığı roman, Soruyorum Size Hanımlar ve Beyler kendi yaşamının edebiyata yansıması.

Bu yaşamın içinde ?tehcir?, sürgün, savaş, işgal, açlık var. Bütün bu olayların içinde kaçınılmaz olarak ölüm de var. Ama ölüm, aşk gibi kendiliğinden. Bu doğallığı anlatıcının çocuk bakış açısı sağlıyor, bence. Ama öykünün bütünündeki hüzün kitap boyunca kaybolmuyor. Eski sandıklardaki lavanta, yaban elması kokusu gibi kimi zaman rahatsız edecek kadar belirgin kimi zaman uçucu denecek kadar belirsiz biçimde izliyor okuru. Çünkü o ?Soruyorum Size Hanımlar Ve Beyler? derken yaşamının, ana babasızlığının, oradan oraya savruluşunun hesabını sormuyor, yalnızca özlemin nasıl ödeneceğini soruyor. Özellikle bayramlarda yoğunlaşan özlemlerin. Çocukluğun geçtiği uzak bir şehirdeki yaban çileği kokusunu özlemekten nasıl kurtulunur, oyun arkadaşlarınızın, çocukluk aşklarınızın çoktan öldüğünü ve bir mezarları bile olmadığını bilmenin acısı nasıl unutulabilir. Bu soruların yanıtı yok…

Üstelik yazar bu yanıtsız soruları yalnız kendinin sormadığını biliyor: ?Bu gece özgür ve mutlu Amerika?da, her yerde ve her koşulda en mutlu zamanlar olan çocukluk yıllarını aklından çıkaramayan benim gibi milyonlar var. Dünya kederle ve anılarla, anlatılamayan öykülerle, öyküsü olmayan yakıcı imgelerle dolu.?

Ölümlülükle tanışma
William Saroyan, bu roman için vurucu bir tanım yapıyor: ?Onların yaşamları değilse de, dünyaları yok edildi(…) Birçoğu eski memlekette, yok edilen dünyayla birlikte öldü. Daha güçlü ya da şanslı arkadaşları onları asla unutmayacak. Onların düşmanları belli bir ulus ya da belli bir halk değildi. Düşmanları, herhangi bir ibret öyküsündeki Kötülük kadar soyut bir ?Kötülük?tü. Bu çocukların masum oldukları kuşkusuzdu. Onlar eğer bir ulusa aitlerse bu ancak çocuk ulusu olabilirdi. Kimseye kötülük etmemişlerdi. Fakat yine de insanlardaki kötülük onları yok etmeye çalışmıştı ve bu çocuklar, gerçekte değil de sanki yalnızca bir öyküde gerçeklermiş gibi, hayatta kalmışlardı.?

Harutyun dayı, Paris?ten gelmiş yakışıklı bir akrabadır, bir şair. Evdeki dört çocuk da onu çok sever. Ne var ki Harutyun hastadır. Kısa bir süre sonra ölür. Onun ölmekte olduğu haberini evin en küçük çocuğu olan yazar götürür babaannesine ve kardeşlerine. Bu onun ilk karşılaştığı ölümdür ve onun yalnızca ölüm olgusuyla değil, insanın ölümlülüğü ile de tanışmasıdır. Ağabeyinden eninde sonunda ?herkesin? öleceğini öğrenir.. Ve ölmemek için bir çare bulur: ?Gözlerimi hep açık tutacağım, hiç kapatmayacağım, asla, ne olursa olsun, ne kadar hasta olursam olayım. Söyle bakalım o zaman, eğer gözlerimi hep açık tutarsam nasıl ölebilirim??

Harutyun ?diriliş? demektir. Harutyun dayı tam da Hz. İsa?nın dirilişinin arifesi olan günlerde ölmüştür. Ama Trabzon, Diriliş Bayramı olan Paskalya?ya hazırlanmaktadır. Kahramanımız Paskalya?da kilise korosunda görevlidir. Güç bir parça okuyacaktır. Ayrıca Kutsal Perşembe?de piskoposun ayağını yıkayacağı on iki oğlandan biridir. O sabah annesi onları hamama götürür. Gavur Hamamı diye anılan bu hamam hem Müslümanların hem Hıristiyanların yıkandığı bir hamamdır ve bir kiliseden dönüştürülmüştür.

Sonra yanakları al al mavi kadife yakalı kırmızı cüppesini giyip koroda yerini alır. Bir süre sonra ayinde sıra on iki havariyi temsil eden çocukların ayaklarının yıkanmasına gelir:

?Söylenmesi tam on dakika süren bu ilahinin sonunda piskopos, arkasında bir diyakoz ve bir diyakoz yardımcısıyla, giyinme odasından çıktı; başındaki taçla Bizans imparatorlarına benziyordu. Yanardöner bir cüppe giymişti; kemerinin tokası mücevherlerle süslenmişti. Diyakozlardan biri onun önünde sürekli eğilerek geri geri yürüyor ve tütsülüğü sallıyor, diğer diyakoz ise elinde küçük bir leğenle su testisi taşıyordu. Piskopos önümüzde ellerini yıkadıktan sonra cemaate hitap ederek ne kadar günahkâr olduğunu anlattı ve onun adına Tanrı?ya ricacı olmaları için yalvardı. Sonra döndü ve iki yardımcısıyla birlikte kürsünün merdivenlerinden yukarı çıktı. Perde çekildi. (…) İsa?nın on iki havarisini temsil eden biz on iki oğlan, tek sıra halinde merdivenlerden kürsüye çıktık ve yandaki bir odada ayakkabılarımızı ve çoraplarımızı çıkardık. Mihrabın önündeki yükseltiye büyük bir leğen konuldu. Perdenin arkasından piskoposun ayaklarımı yıkamasını seyretmeye gelen annemi, ninelerimi, teyzelerimi ve diğer kadın akrabaları gözetledim. Heyecanlıydım, titriyordum, ama son derece gururluydum. (…)

Uzun boylu bir adam olan piskopos tacını ve cübbesini çıkardı, kollarını kıvırarak, mütevazı bir şekilde leğenin yanına diz çöktü. Gidip piskoposun yanındaki tabureye oturdum ve ayağımı leğenin üstüne uzattım. Piskopos bir bez parçasını suya batırdı, dua ederek bezi ayağımın üstünde sıktı, daha sonra ayak parmaklarıma kutsanmış yağ sürdü.

Sonra ne yapacağımı bilmiyordum.

Piskopos, ?Öp ve git,? diye fısıldadı.

Ayağımı olabildiğince yükseğe kaldırdım, boynumu da olabildiğince aşağı indirerek, ayak parmaklarıma sürdüğü kutsal yağı öpmeye çalıştım, ama dudaklarım oraya yetişmiyordu.

Katedrale yoğun bir mırıltı yayıldı, giderek yükseldi ve kahkahalara dönüştü.(…) Tanrı?nın evinde bu dehşet verici ve saygısız gürültüye benim neden olduğum düşüncesi öylesine korkunçtu ki, oradan uçup ebediyen kaybolmayı diledim.?

Sonunda piskoposun yüzüne bakar ve onun ?Haçı öp, haçı? dediğini duyar. Haçı öper ve arkadaşlarının yanına gider. Herkes ona gülmektedir.

Leon Z. Surmelian dramatik bir sahneyi komik bir sahneyle dengeleyerek, raslantıların olumlu sonuçlanın altını çizerek 1915?te yaşanan tehcirin ve kıyımların etkisini hafifletiyor. Sonra yüreğindeki umudu paylaşıyor okurla: Belki de bu savaştan sonra dünya halkları ölümü hatırlayıp yüreklerinde çocuklaşarak, barış içinde, onurlu ve bilgece bir hayat sürecekler.

Kitabı dünya barışını dileyen bu ve benzer cümleler sonlandırıyor. Sürgün acısının gölgesini de bu hafifletiyor belki…

Sennur Sezer
(http://kitap.radikal.com.tr/, 16.12.2013)

SORUYORUM SİZE HANIMLAR BEYLER
Leon Z. Surmelian
Çeviren: Zülal Kılıç
Aras Yayıncılık
2013, 376 sayfa

Yorum yapın

Daha fazla Ermeni Edebiyatı, Makaleler
Yaşamak ve yazmak sevinci – A. Ömer Türkeş

Portekiz ve dünya edebiyatının büyük ustası, 1998 Nobel Edebiyat Ödülü sahibi José Saramago?yu 2010 yılında kaybetmiştik. Filin Yolculuğu?nun yayımlanma tarihi...

Kapat