?Özgürlük Anıtı? dendiğinde kulağa çok hoş gelir; duyguları okşar ve insanın kendine olan inancını, güvenini tazeler. Toplumsal tüm kaotik ortamların , kargaşanın içinde birey omla hak ve bilincine erişimin ayrıcalığını sunar insana. Düş ve gerçeğin cisim ve gölge gibi gün-eşin karşısında eriyip yok olması gibi, karışıp kaynaşması gibi… Söylemin çağrıştırdığı duygular, tüm özgürlüklerin sınırsız ve duvarsız bir ortamda yaşandığı, yaşatıldığı bir yer/zamanın – ütopik bir dünyanın- çağrışımlarını yapar. Oysaki özgürlük tutkusu bir heykeltıraşın çekicinden değil de bir şairin dizelerinde dile geldiğine ?Paul Eluard- anıtın kolalarına değil, kralların tacına işlenir.
Özgürlük denen olgu