Tanrı’ya Kafa Tutan Bir ‘Kabil’ – Elif Şahin Hamidi

KabilNobel Edebiyat Ödülü sahibi Jose Saramago, ölmeden önce kaleme aldığı son eseri Kabil’de insanoğlunun yeryüzünde var olduğu o ilk güne geri dönüyor. Ve yazgısı “katil” olarak yazılmış Kabil üzerinden Tanrı ile sonu gelmez bir tartışma süreci içine giriyor. Her şeyin yaratıcısı olan ve gücü her şeye yeten Tanrı’nın, dünya üzerindeki bunca katliama, cinayete, savaşa, öfkeye ve acıya neden dur demediğini sorguluyor. Saramago, bu kez de Kabil aracılığıyla Tanrı’ya başkaldırıyor…

Eserleri 25 dile çevrilen Portekizli yazar Jose Saramago’nun ölmeden önce yazdığı son romanı “Kabil”, Kırmızı Kedi Yayınevi tarafından yayımlandı. 1998 yılında Nobel Edebiyat Ödülü’ne layık görülen, çağdaş dünya edebiyatının önemli ismi Saramago, eşi Pilar del Río’ya ithaf ettiği bu son romanda, insanlığın ilk cinayetini ve bu cinayetin faili Kabil üzerinden varoluşu, iyiliği-kötülüğü, savaşları, katliamları, adaleti, nefreti ve dahası Tanrı’yı sorguluyor. “Katil” yazgılı Kabil’i temize çıkarmaya çalışan Saramago, bu yazgının yazarıyla; “ol” diyerek börtü böceği, hayvanları, insanları ve tüm yeryüzünü yaratan “Efendi Tanrı” ile adeta hesaplaşıyor.
2009 yılında, İncil’i “kötü alışkanlıkların el kitabı” şeklinde tanımlayan Saramago, Katolik Kilisesi ve muhafazakârların şimşeklerini üzerine çekmiş ve belki de sonu gelmeyecek tartışmaların önünü açmıştı. 2010 yılında 87 yaşında hayata veda eden yazar; büyük tartışmalara ve tepkilere sebebiyet veren son eserinde; kutsal kitaplardaki kadim başlangıca dönüp, Âdem ve Havva’nın oğlu, kardeş katili Kabil üzerinden tabir yerindeyse Tanrı’ya kafa tutuyor. Kendisini daima bir ateist/tanrıtanımaz olarak niteleyen Saramago, bu kurmaca eserinde dinsel metinleri yeniden üretip “aykırı” bir şekilde yorumluyor. Saramago bu yeniden üretimi gerçekleştirirken bir yandan oldukça dikkat çekici felsefi sorgulamalara gidiyor; diğer yandan kendine özgü üslubu, ironik ve muzip anlatımı ile insanın yüzüne hınzır bir gülümseme yerleştirmeyi başarıyor. Bu sıra dışı ironi ustası biraz da bu nedenle çözülmeyecek bir bağ ile okuru kendisine bağlıyor.
Portekizli yazarın en kısa sürede (dört ayda) yazdığı romanlardan biri olan “Kabil”, yazım biçimi ve imla ile olan ilişkisi açısından da ilginç ve dikkat çekici. Diyebiliriz ki Saramago, çoğu kere kullandığı o upuzun cümlelerde imla işaretlerini bozguna uğratıyor. Oldukça tasarruflu bir şekilde kullanıyor bu işaretleri. Yaklaşık 150’ye yakın kitabın çevirisine imza atan Işık Ergüden’in Türkçeye kazandırdığı romanda; noktalama işareti olarak nokta ve virgülle yetinen, neredeyse bir başkasına gereksinim duymayan Saramago’nun kendine özgü bu yazım şekline ve biçemine sadık kalınmış. Şunu da belirtmeden geçmeyelim: Yazar, bu şahsına münhasır yazım şeklini ilk kez “Baltasar ve Blimunda” adlı eserinde kullanmıştır. Saramago, anlatım biçimi bakımından da kutsal kitaplardaki metinleri aratmayan, adeta onlar kadar etkileyici cümlelerle örüyor hikâyesini. Yani bu özgün yapıtta, kutsal kitaplardaki gibi bir hava estiğini, onlara has sözel bir atmosfer yaratıldığını söyleyebiliriz.
“İncil kötü alışkanlıkların el kitabıdır… İncil’in Tanrı’sı güvenilir değil, kötü biri ve öç almaya kararlı. İncil’de acımasızlık, zina, her türlü şiddet ve kan dökme var. Bu inkâr edilemez” diyerek Kilise’nin öfkesini alevlendiren Saramago, Kabil romanında Eski Ahit’teki metinleri, bu söylediklerini ispatlamaya çalışarak dönüştürüyor, yeniden üretiyor. Jose Saramago bu eserinde şeytanın avukatlığını yapıyor ve bir yandan da “Tanrı öldü!” diye bağırıyor. “İsa’ya Göre İncil” adlı kitabında, yeryüzündeki felaketler ve sonsuz acılar karşısında varoluş nedenini ve Tanrı’yı sorgulayan İsa gibi bu kez de kardeşi Habil’i kendi elleriyle öldüren Kabil böyle bir sorgulamaya gidiyor. Bir eşeğin çene kemiğiyle vurarak kardeşini katleden Kabil, her şey olup bittikten sonra ortaya çıkan (gecikerek) “Efendi Tanrı” ile söz düellosuna başlıyor derhal. Kabil bu cinayetten, her şeyin egemen sahibi olan Tanrı’yı sorumlu tutuyor. Habil’i öldürmesini önleyebilecekken buna izin verdiği için Tanrı’ya “onu sen öldürdün” diyor isyankârca başkaldırarak. Bu cinayet karşısında Tanrı, Kabil’i “yeryüzünde kaçak ve serseri olarak dolaşmaya” mahkûm ediyor; alnında mahkûmiyetinin işareti olan küçük bir siyah leke ile birlikte…
İşlediği günah nedeniyle Tanrı tarafından yargılanıp cezalandırılan Kabil’in “sürgün ve gezgin” olarak kayıtlara geçmiş bulunan yazgısı işte böylece başlıyor. Ve Kabil, zaman ve mekân kavramının alt üst olduğu garip diyarlara doğru yola koyuluyor… Acemi bir çiftçi olarak başladığı bu yolculuk boyunca kimileyin bir kil yoğurucusu kimileyinse dikkatli bir iz sürücü oluyor Kabil; bilmediği, daha önce görmediği bir diyardan diğerine, tanımlaması zor bir zamandan bir başka zamana doğru yol alıyor. Bir şimdiki zamandan diğerine, bazen geçmişe bazen de geleceğe… Kendisini ansızın Sodom’da, Uts diyarında, Sina Dağı’nda, Eriha’da ya da Babil Kulesi’nde bulan Kabil, bu zorlu yolculuk boyunca kutsal kitaplardaki “kahramanlarla” karşı karşıya geliyor. Âdem ve Havva’dan başlayarak, Nuh, Lilith (tarihteki ilk feminist), Eyüp, İbrahim, Eyüb ve Musa gibi birçok kadim kişilik ummadık bir anda Kabil’in ve biz okurların yoluna çıkıyor; çarpıcı hikâyeleriyle birlikte. Kabil bu yolculuk boyunca; oğlunu kurban etmeye kalkışan İbrahim’in, cinsel tercihlerinden ötürü üzerine kükürt ve ateş yağdırılan Sodom ve Gomora halkının, vücudu baştan ayağa yaralarla kaplanan Eyüb’ün ve daha nicelerinin başına gelenleri görünce, gözlerine ve de Tanrı’ya inanamıyor! Kabil, Tanrı’nın adaletinden şüphe ediyor: “Efendi belki adildir ama ben öyle olduğunu sanmıyorum, İbrahim’in başına geleni hala hatırlıyorum, tanrı onu sınamak için İshak’ı öldürmesini emretti, bence Efendi kendisine inanan kişilere güvenmiyorsa, bu durumda bu kişiler neden Efendi’ye inanmalı, anlayamıyorum. (…) Tanrı sürekli olarak kendini ürkünçlüğün kaygının içine kapamak yerine billur gibi şeffaf ve berrak olmalı, kısacası Tanrı bizi sevmiyor. (…) Özellikle öldürme emri verirken, Sodom’da yanarak ölenler arasındaki tek bir çocuk bile onu gözünün yaşına bakmadan mahkûm etmeye yeterlidir, ama Tanrı için adalet boş bir kelime, şimdi bir bahis nedeniyle Eyüb’e ıstırap çektirecek ve kimse ondan hesap sormayacak. (…) Efendi işitmez, sağır o, her yandan ona yakarıyorlar, ama efendi onlara sırtını dönüyor.” Bu şekildeki replikler kitap boyunca sürüp gidiyor. Nuh Tufanı’ndan sağ çıkan tek canlı olan Kabil, anlatıcının dediği gibi Tanrı’yla tartışmaya devam ediyor olmalı bir yerlerde… Bu tartışmalara yakından tanık olmak ve hatta fikir beyan etmek istiyorsanız Kabil ile yola koyulmanın tam zamanı…

Elif Şahin Hamidi
(elif.sahin@gmail.com)

“Kabil”, Jose Saramago, 146 s., Kırmızı Kedi Yayınevi, 2011

Bu yazı, Remzi Kitap Gazetesi’nin Kasım 2011 sayısında yayımlanmıştır.

Yorum yapın

Daha fazla Makaleler, Yazarlarımızın son çalışmaları
Roman Kahramanı Madam Bovary – Raşel Rakella Asal

19.yy romanının en başarılı örneklerinden “Madam Bovary” hem ele aldığı konu hem de Flaubert’in üslubu ile çarpıcı bir metindir. Anlatılan...

Kapat