Vergilius Türkçede Yeniden Doğdu – Elif Şahin Hamidi

Avusturyalı yazar ve filozof Hermann Broch’un 1935 yılında yazmaya başladığı -başlangıçta bir radyo oyunu olarak tasarladığı- ilk kez 1945’te, hem Almanca hem İngilizce yayımlanma şansı bulan eseri “Vergilius’un Ölümü”, 20. yüzyıl edebiyatının başyapıtlarından biri olarak kabul görüyor. Broch’un geç dönem eserlerinden biri olan bu başyapıtın çeviri hikâyesi de oldukça dikkat çekici. Eser Brecht, Kafka, Musil, Benjamin, Zweig ve Rilke gibi birçok Almanca eseri Türkçeye kazandıran Ahmet Cemal’in kırk yıllık çabasının sonucunda Türkiyeli okurlarla buluştu. Usta yazar Stefan Zweig’ın “Günümüze kadar Almanca olsun ya da diğer dillerde yazılmış olsun, en önemli eserlerden biridir” şeklinde tanımladığı bu yapıt aynı zamanda bugüne kadar yapılmış “en zorlu çevirilerden biri”. “Çevrilemez” denilen bir eser…

Kitapta, “Bir Çevirinin Hikâyesi” adını taşıyan ilk bölümde Ahmet Cemal, “Aslında hiç bitmesin istemiştim” dediği bu zorlu ve sancılı çeviri sürecini ayrıntılı bir şekilde aktarıyor. Yetmiş yıllık bir ömrün kırk yılını kaplayan ve kuşkusuz bundan sonrasını da kuşatan bu çeviri, Ahmet Cemal’in kendisini “çevirmen” saymasını sağladı. Öncesinde ise çeviri alanında bir çırak olarak görüyordu kendini. Ve büyük sınavı, Vergilius’un Ölümü’nün çevirisini tamamlayarak verdi…

Üniversitede derslerine girme şansına sahip olmuştum Ahmet Cemal’in. Neredeyse tamamen dolu bir sınıfta, pür dikkat, tek bir sözcüğü bile kaçırmamaya çalışarak, notlar alarak dinliyordum hocayı. Hakkında bildiğim tek şey paşa torunu olduğuydu; İttihat ve Terakki Cemiyeti, Bahriye Nazırı Cemal Paşa’nın torunu. Paşa torunu deyince de oldukça şaşaalı ve sıkıntısız bir hayat düşlüyor insan kuşkusuz. Ama ne ki gerçek böyle değil. Ahmet Cemal, bu çevirinin hikâyesini anlatırken özel hayatına dair önemli bir ayrıntıyı aktarmayı da zorunlu görmüş. Zira bu ayrıntı Ahmet Cemal’i, Vergilius’un Ölümü’nün çevirisini tamamlamaya itmiş. Cehennemden farksız, sevgisiz bir ailede büyümüş Ahmet Cemal. Hatta doğumuyla anne babasının boşanmasına engel olduğu için istenmeyen bir çocuk olduğunu düşünmüş. Hal böyle olunca erken büyümek zorunda kalan bir çocuk olmuş. Sırtına büyük sorumluluklar yüklenmiş. Günün birinde babası evi terk etmiş. Derken üniversiteyi kazanmış ve vakitlice bitirmiş. Bu dönemde evin geçimini sağlamak adına çeviriler yapmaya başlamış. Elbette edebiyat çevirileri değil; Cağaloğlu’nun tozlu noter odalarında diploma ya da tapu gibi evrakların çevirisidir söz konusu olan. 70’li yılların başında Goethe, Schiller çevirileriyle ve Vergilius’un Ölümü’nü tanımasıyla hayatı bir başka yöne akmaya başlamış… Vergilius’ta kendini bulmuştu Ahmet Cemal; bu eserin çevirisi onun için kader kılınmıştı…

Broch, iki bin yıldan beri okunan Romalı şair Publius Vergilius Maro’nun ölüme yol aldığı son 18 saatini anlattığı bu yapıtında, iktidar ve sanat üzerinden pek çok farklı sorgulamaya gidiyor. Sanatın/edebiyatın/şiirin anlamı üzerinde duruyor ve insanı bu konular üzerinde kafa yormaya sevk ediyor. Felsefeyle yoğrulmuş bu roman iktidar, devlet, hakikat, gerçeklik, kader, Tanrı, ölüm, aşk, erdem gibi ölümlü varlığın hesaplaşması, yüzleşmesi gereken konuları şiirsel bir dille işliyor. Bu eser, roman sınıfına dahil edilmişse de adeta 500 sayfalık bir şiirle karşı karşıyayız; Ahmet Cemal’in tanımıyla “500 sayfalık bir düzyazı şiir” Vergilius’un Ölümü.

Romanın konusunu anlatması için sözü Broch’a vermek istiyorum; eserin yaratıcısı, konuyu da güzelce özetlemiş çünkü: “Kitap, ağır hasta olan Vergilius’un Brundisium Limanı’na varışından ertesi günü öğlenden sonra Augustus’un sarayındaki ölümüne kadar geçen 18 saati anlatır. Romanın tamamı, şair Vergilius’un iç monologundan oluşur. Bu nedenle kitap, her şeyden önce şairin kendi hayatıyla, bu hayatın ahlak açısından doğruluğuyla ve yanlışlığıyla, bu hayatın adanmış olduğu şiir sanatının yerindeliğiyle ve boşunalığıyla giriştiği bir hesaplaşmayı dile getirir.”

Peki kimdir Vergilius?.. Dante’nin, İlahi Komedya’da, cehennemde kendisine rehber olarak seçtiği büyük şairdir. Şairlerin şairi, şairlerin şanı ve ışığıdır (“Vergilius Tefsirlerinin Gelişmesi”, Azra Erhat). Kimileyin Homeros’tan üstün tutulan şairdir Vergilius, kimileyinse ta aşağılara itilen… Roma İmparatorluğu’nun, Augustus döneminin en ünlü şairidir elbet. İmparatorluğun destanı Aeneis’i yazandır. Troya’nın düşüşünden sonra İtalya’ya dönen Aeneis’in yolculuğunu anlatan bu destan ki şairin ölüme beş kala yakmak istediği başyapıtıdır. Destanın geçtiği İlion şehrini görmek üzere yola çıkan Vergilius, hastalanıp geri dönerken Brundisium’da ölendir. O Vergilius ki sanatın kati suretle bilgi temelli ve eleştirel olması gerektiğini dile getirendir; ilhamla değil. Romandan bir alıntıyla Vergilius’un sanat olmayana ilişkin düşüncelerini yansıtan iç sesine kulak vererek bu yazıyı noktalayalım: “… bildiği bir şey daha vardı: sanat olmayanın ve yavanlığın yol açtığı tehlike, onu eskiden beri hep kuşatmıştı, hep tutsak etmişti, bu nedenle –her ne kadar bunu açıkça itiraf etmeye hiçbir zaman cesaret edememiş olsa da- aslında şiirini sanat diye adlandırmaya hakkı yoktu, çünkü her türlü yenileştirmeden ve enginleştirmeden yoksun olan bu şiir, gerçeklik yaratma ile ilintisiz ve iffetsiz bir güzellik üretiminden başkaca bir şey değildi, başından sonuna kadar, Aetna Şarkısı’ndan Aeneis’e kadar yalnızca güzelliğe hizmet etmişti, kendi kendisine yeterek, çoktan düşünülmüş olanı, çoktan bilineni, çoktan biçim kazandırılmış olanı güzelleştirmekle sınırlı kalmıştı, doğru diye nitelendirilebilecek bir iç ilerleme kaydetmemişti, sadece sürekli artan bir ihtişamı ve aşırı yüklemeyi sergilemişti; bu hiçbir zaman kendi kendisinden yola çıkarak varoluşun üstesinden gelmeyi ve onu gerçek bir simge düzeyine yükseltmeyi başaramayan bir sanat-dışılık olmuştu. Ah, evet, Vergilius, sanat olmayanın baştan çıkarıcılığının deneyimini kendi hayatından, kendi eserlerinden edinmişti (…)”.

Elif Şahin Hamidi
Remzi Kitap Gazetesi , Aralık 2012 sayısı

Kitabın Künyesi
“Vergilius’un Ölümü”,
Hermann Broch,
Çev: Ah­met Ce­mal,
İthaki Yayınları,
2012
479 s.

Yorum yapın

Daha fazla Makaleler
Jean Genet: Açık Düşman, Aykırı Yazar ? Zafer Köse

?... çokuluslu hisse senedi ortaklığına dayalı şirketlere ve onların fabrikalarına ihtiyacı olan halk değildir, halka ihtiyacı olan o pislik kapitalistlerdir;...

Kapat