Tarihin dili olsa da anlatsa: YÜZ YILLIK AH! – Müslüm Üzülmez

“Yüz Yıllık Ah! Toplumsal Hafızanın İzinde 1915 Diyarbekir” bir sözlü tarih çalışması olup, Adnan Çelik ve Namık Kemal Dinç tarafından kaleme alınmıştır. Kitap, “1915 Diyarbekir, Kürtler” projesi kapsamında yürütülen çalışmanın sonuçlarını içermektedir.

“1915 Diyarbekir, Kürtler” proje çalışmasıyla Diyarbakır il merkezinde, ilçe ve köylerinde 60 kişiyle yüz yüze görüşülerek; yaşayan insanların 1915 Ermeni Soykırımı’na dair hafıza, hatırlama ve aktarılma hâllerine odaklanıp mevcut hafızanın gün yüzüne çıkarılması hedeflenmiştir. Saha çalışmalarında yapılan görüşmeler çoğunlukla Kürtçenin Kurmancî ve Zazakî lehçelerinde, çok azı Türkçe olarak yapılmıştır. Ele alınan konunun özgül ağırlığının olması nedeniyle sahada daha fazla insanla görüşme yapılabilirdi, ama zaman darlığından bunun gerçekleşmediğini düşünüyorum.

Çalışma kitap olarak kaleme alınırken sözlü tarih görüşmeleriyle kendini sınırlamamış, yeri geldiğinde Diyarbekir’in 1915’teki durumunu yansıtan “tarihsel bilgi çevçevelerinden” ve “Kürtlerin 1915’e dair hafızasından beslenen Kürt edebiyatından” da istifade edilmiştir. Görüşmecilerin anlatımları, tarih ve edebiyatla buluşturulmuş.

“1915 Diyarbekir, Kürtler” projesi, İsmail Beşikçi Vakfı proje çalışmasıdır. Anadolu Kültür, Açık Toplum Vakfı ve Global Dialogue’un destekleriyle gerçekleştirilmiştir. Ayrıca proje, 2013 yılı Hrant Dink Vakfı Tarih ve Hafıza araştırmaları Teşvik Fonu tarafından verilen araştırma desteğine layık görülmüştür.

Kitaba isim olarak konulan “Yüz Yıllık Ah!” deyişi üçüncü nesilden bir kişiyle yapılan görüşmeden alınmıştır. Görüşmeci, 1915’e dair hikâyeler dinlediği babasının “aradan yüzyıl geçmediği sürece bu topraklarda Ermenilerin ahı kalkmaz” dediğini; ilçelerinin bugün sefil ve perişan halini, her açıdan geri kalmasını 1915 yılında Ermeni halkına yapılan zulmün bir ahı olduğunu ve yüzyıl geçmediği sürece bu lanetin üzerlerinden kalkmayacağına açıklamıştır. Bu ve benzeri anlatımlar kitapta sembolik yüzleşme olarak değerlendirilmiş; “Gerçek dünyada yüzleşme zemini bulamayan toplum, vicdanlarda 1915’i mahkûm ederek bir anlamda onunla yüzleşmekte, hesaplaşmaktadır” denilmiştir. (s.16)

“Neden Diyarbakır” seçildi konusunda ise birçok nedeninin olduğu belirtilmiştir: Osmanlı hâkimiyetine girdiği günden bugüne idari merkez, Kürdistan Eyaleti’nin yönetim merkezi, farklı etnik ve inanç gruplarının mevcut oluşu; “Diyarbekir valisi Dr. Reşit’in Ermeni Soykırımı’ndaki organizatör rolü ve coğrafi konumundan ötürü Diyarbekir’in kuzeyden gelen Ermeni kafileleri için bir geçiş güzergâhı olması”, Suriye’de Deyr-i Zor bölgesine gönderilen Ermeni kafilelerin Diyarbekir’den geçmek zorunda kalışları ve bu esnada saldırı ve katliamalar uğramış olmaları… “1915’ten farklı olarak bugünün Diyarbakır’ı, Kürtler tarafından paytext, yani başkent olarak kabul edilmektedir. Şehir, Amed adıyla yeni bir hafızanın ve geleneğin merkezi konumundadır. …Diyarbakır şehrinde, halkın 1915 ve Ermeniler hakkında giderek daha gür bir ses ve cesaretle konuşması çok önemlidir. Kürt siyasi hareketinin şehir yaşamına, kültüre, insanlara ve insan ilişkilerine damgasını vurduğu Diyarbakır, bugünü ve geleceği inşa ederken geçmişle yüzleşme ve hesaplaşmanın bir gereği olarak 1915’i hatırlamakta ve konuşma ihtiyacı duymaktadır.” Vs. (s.17)

Kitap boyunca şehrin ismi bazen Diyarbekir, bazen de Diyarbakır olarak yazılmış. Bunun Osmanlılar zamanında şehrin isminin Diyarbekir, Cumhuriyet sonrasında ise, 1937’de Diyarbakır olarak değiştirilmiş olmasından kaynaklandığı belirtilmiştir.

Kitap 16 bölümden oluşuyor. Her bölüm kendi başına bir araştırmanın konusu olabilecek kadar çok önemli başlıklar taşıyor: 1915 Öncesinde Kürtler ve Ermeniler Arasındaki İlişkiler ya da Bir Toplumsal Kurum Olarak Kirvelik, İnkâr Değil İkrar: 1915’in Kürtçe’de “Dile Geliş” Biçimleri, 1915’te Diyarbekir’de Neler Oldu?, 1915’in Paramiliter Kürt Milisleri: “Cendirmeyên Bejik”, Tarihe Galebe Çalan Hafıza: Soykırımı Gerekçelendirme Siyaseti, Yüz Yıllık Ah! 1915’e Dair Sembolik Yüzleşme Hikâyeleri, Hafıza/Öldürülme Mekânları, Soykırımın Toplumsal Örgütlenmesinde Aktörler, Ermeni Mallarına Ne Oldu?, Soykırımdan Kurtulma Hikâyeleri, Müslümanlaş-tırıl-mış Ermeniler, “Hestîyên Heram”: Dışlanmanın Bitmeyen Tarihi, Kültürel Soykırımın Bir Parçası Olarak Define Arayıcılığı, Sembolik Yüzleşmeden Gerçek Yüzleşmeye: İmkanlar ve İhtimaller.

Bu bölüm başlıkları, daha doğrusu altmış adet sözlü tarih görüşmesinde öne çıkan on beş adet temel temanın birbirleriyle ilişkisi temelinde geliştirilen bir sıralama içerisinde düzenlenişi kitapta şöyle gerekçelendirilmiş: “[Y]aptığımız her görüşmede 1915 öncesinden başlamak üzere katliamların nasıl gerçekleştirildiği, nasıl sonuçlandığı ve sonrasına dair ayrıntılar içeren birçok hikâye dinledik. Hikâyeleri tek tek bütünüyle yayınlamak veya yayınlarken her bir hikâyeyi ayrıntılı analize tabi tutmak yerine; anlatılanların kesiştiği başlıkları tema olarak belirleyip, o temayla ilgili görüşmecilerin anlatılarından kesitlere yer vermek, böylece hem anlatıcıları birbiriyle diyaloğa sokmak hem de bu diyalog üzerinden analiz yapmak gibi bir yöntem tercih ettik.” (s.28)

Yapılan saha çalışması ve seçilen yöntem sayesinde herkesin bildiği, ama kimsenin konuşmaya cesaret edemediği karanlıkta kalmış 1915 gerçeğinin gün yüzüne çıkmasına katkı sağlayan güzel bir kitaba imza atılmıştır.

Geleneksel tarih, elekten geçirilmiş bilgi ve belgelere dayanılarak yazılmış tarihtir. Taraflıdır. Kutsanmıştır. Çoğu gerçek değildir. Her şey tarih yazıcısının nerede durduğuna ve hangi tarafta olduğuna bağlıdır. Tarafsız gibi olunsa bile; “Politik tutumumuz, dünya görüşümüz, eğitimimiz neyse, ona göre anlarız…”(Ahmet İnam). Yani, tarihçinin yazdıkları değer yargılarından, belleğinde kayıtlı olan kavramlardan azade değildir. Açıkçası Türkiye’de tarih önemli oranda “resmi tarihe” indirgenmiştir.

“Yüz Yıllık Ah! Toplumsal Hafızanın İzinde 1915 Diyarbekir” çalışması bir anlamda yalan tarihin en iyi panzehrinin sözlü tarih olduğuna güzel bir kanıt olmuştur: Tarihe karşı, tarih yazılmıştır.

Emeği geçen herkesi kutluyorum.

Künyesi:
Adnan Çelik-Namık Kemal Dinç, Yüz Yıllık Ah! Toplumsal Hafızanın İzinde 1915 Diyarbekir, İsmail Beşikçi Vakfı Yayınları, Ocak 2015, İstanbul, 405 sayfa.

Müslüm Üzülmez
e-posta: muslum.uzulmez@gmail.com
web: http://www.uzulmez.info/muslum

Yorum yapın

Daha fazla İnceleme, Tarih
Bizim Bobby – Zafer Köse

Granma teknesi, 2 Aralık 1956 günü şafaktan önce Küba’nın güneydoğu sahiline yaklaştı. Bordada dikilmiş karanlık sahile bakan Fidel’in yanı başında,...

Kapat