Teneke Trampet – Günter Grass ‘Yaptım işte, gençtim, cahildim, sonra da sustum. Kolay mı?’

Teneke Trampet (Almanca: Die Blechtrommel) Günter Grass’ın 1956 yılında Paris’te kaleme aldığı 1959 yılında yayımladığı, sinemaya uyarlamasıyla 1979’da Oscar kazanan, dünyada büyük bir ilgi uyandıran romanıdır. Grass’ın Teneke Trampet adlı romanı, edebiyat farklı biçemler getiren coşkulu, pikaresk bir romandır. Zengin bir düşgücünün ürünü olan bu roman, Danzig kentinin Polonya’yla Almanya arasındaki ikili durumunu, sıradan ailelerin giderek Nazi yanlısı olmasını, savaşın yol açtığı ruhsal çöküşü kural tanımaz bir anlatımla dile getirir. Bana kalırsa, yalnızca Grass’ın başyapıtı değil, yirminci yüzyılın başyapıtlarından biridir Teneke Trampet; 1960’ların başlarında yayımlanan Kedi ve Fare ve Köpek Yılları’yla birlikte benzersiz bir Danzig üçlemesi oluşturur.
Grass, hep siyasal içerik taşıyan romanlar yazdı ve bunların çoğunda Alman halkının yaşadığı korkunç ikilemi toplumsal ve bireysel ruh halleriyle dile getirdi. Çocukluk ve ilkgençlik çağlarında birçokları gibi Nazilerin etkisi altında kalmış da olsa, kendinin de dediği gibi gönül ve vicdan borcunu yazdıklarıyla fazlasıyla ödediği kanısındayım. Kaldi ki, bence Grass’ın bu açıklamalarının çok gecikmiş bir itiraf olduğu da su götürür; çünkü Teneke Trampet’ten başlayarak nerdeyse tüm yapıtlarının satır aralarında benzeri “itiraflar” bulunabilir.” Celal Üster, 25/08/2006 tarihli Radikal Gazetesi Kitap Eki

Günter Grass’ın, Almanya’nın saygın gazetesi Frankfurter Allgemeine Zeitung’da yayımlanan söyleşide, 17 yaşındayken Hitler’in Silahlı SS’lerin üyesi olduğu açıklaması yapmıştı.
Eleştirilerin odak noktası ise şu soruda yoğunlaşıyor:
‘Neden bu kadar geç konuştun?’
SS yani Nazi geçmişini 78 yaşında itiraf eden Alman yazar Günter Grass’a haftalardır yöneltilen tek soru bu.
Grass Perşembe akşamı bir kez daha suskunluğunu bozdu ve Alman Birinci Kanalı ARD’ye konuştu. “Bilmiyorum, bunun pek çok nedeni olabilir. Savaş sonrası yaptıklarımın bu gençlik suçumu affettirdiğini düşündüm”
Grass’ın bu sözleri sarf ederken yüzünde, ünlü romanı Teneke Trampet’in baş kahramanı, hiç büyümeyen Oskar’ın çocuksu ifadesi vardı. “Yaptım iste, gençtim, cahildim, sonra da sustum. Kolay mı?” derken, bu ifade kızgınlık, kırgınlık, korku ve suçluluk arasında dalgalanıp duruyordu.
Nobel ödüllü yazar Günter Grass, yeni yazdığı “Soğan Soyarken” adlı otobiyografisinde, 1945 yılında 17 yaşındayken birkaç ay SS İmha Gücü’nde forma giydiğini anlatıyor.
Bu birliğin özel bir ekip olduğunu sandığını, işlediği insanlık dışı suçlardan habersiz olduğunu ifade eden Grass, orduda bulunduğu sürece ateş bile etmediğini vurguluyor.
Yazarın otobiyografisindeki bu sözleri kitap henüz piyasaya çıkmadan bir gazeteye verdiği demeçle kamuoyunun gündemine geldi ve büyük bir çalkantı yarattı. Çalkantıdan ziyade hayal kırıklığı.
Çünkü Grass, yazdıklarının yanı sıra, Nazi dönemine yaptığı ağır eleştiriler, aşırı sağcı eğilimlere karşı tavrı, dünya görüşü ve barışa katkısı yüzünden, ki bunlar Nobel ödülünü almasına da gerekçe oldu, sevilen sayılan ve hayranlık duyulan bir yazar.
İtirafından sonra yazara yöneltilen eleştiriler, aldığı ödülleri geri verme talebine kadar ulaştı.
Fulya Canşen / Berlin, Almanya
http://www.bbc.co.uk/turkish/fooc/story/2006/08/060818_fooc_germany.shtml

“Eleştirmenler tarafından, okunuşu sırasında dikkat isteyen kitaplardan biri olarak gösterilmiştir. Zaman, usta işi büyük eserlerin okunmasını kolaylaştırır. Teneke Trampet’de fazlasıyla var olan bu özellik. Günter Grass’ın tartışılmaz dehasının kanıtı olduğu gibi, onun nereye varacağı belli olmayan buluş yeteneğinin de dev anıtıdır.
Bu kitap, bir Alman’ın Almanya üzerine mazoşizme varan haşin eleştirisinin apaçık dışavurumudur.
Hiç büyümek istemeyen küçük Oscar’ın öyküsünü okurken aynı zamanda zamanımızın alışılmış edebi sembollerinden biriyle tanışacaksınız.
Teneke Trampet, hiç abartısız XX. Yüzyılın Edebiyat Tarihi’ne bu kimliği veren başlıca yapıtlardandır. (Arka Kapak)

“Grass’ın unutulmaz romanı Teneke Trampet, hiç büyümeyen Oscar’ın yaşamını odaklayarak Alman nazizmini anlatıyordu.
Alay ederek, yerin dibine batırarak, nazizmin iğrenç yüzünü açığa çıkararak…
Romanda unutulmaz sahneler vardı.
Bir tanesini analım: Bombalar altında inleyen, bitmiş tükenmiş Berlin’de herkes Soğanlı Mahzen Barı’na gitmeye başlamıştı. Çünkü orada herkese bir tabak içinde iri soğanlar ve birer bıçak veriliyordu. Bu soğanları soymaya başlayanların gözlerinden yaşlar boşanıyor ve böylece perişan hallerine “ağlamadan” ağlamış oluyorlardı.” Zülfü Livaneli

Teneke Trampet
Yazar: Günter Grass
Tercüme: Kamuran Şipal
Yayınevi: Gendaş Kültür
Basım Tarihi : Mayıs 2000

“Günter Grass’ın on yedi yaşındayken SS üyesi olduğu açıklaması edebiyat dünyasına bomba gibi düştü. Bu haber, bütün dünyada olduğu gibi Türkiye’de de tartışıldı. Türkiyeli yazarlar, olaya, birçoklarından daha soğukkanlı ve hoşgörülü yaklaştılar.
‘Soğanı Soyarken’ ağlarsın
Zaman zaman gazetelerde okuruz: İki çocuk, buldukları el bombasıyla oynamaya başlamışlar, yıllar öncesinin çarpışmalarından arta kalmış bombanın patlaması sonucunda can vermişlerdir. Dünya Savaşlarından ya da yerel savaşlardan geriye kalan patlamamış bomba ve mayınların, olmadık bir zaman sürçmesiyle can alması insanda hem şaşkınlık uyandırır, hem de bir anlamsızlık duygusu.
Günter Grass’ın, geçen hafta Almanya’nın saygın gazetesi Frankfurter Allgemeine Zeitung’da yayımlanan söyleşide, 17 yaşındayken Hitler’in Silahlı SS’lerin üyesi olduğu açıklaması da edebiyat dünyasına bomba gibi düştü. Ama İkinci Dünya Savaşı’nın yıllar sonra patlayan o zaman sürçmeli bombalarını düşürdü aklıma.

Ağır bir yük
Kısa bir bellek tazelemesi: Grass, Soğanı Soyarken adını taşıyan özyaşamöyküsünün 1 Eylül’de yayımlanacak olması dolayısıyla, Frankfurter Allgemeine Zeitung’un sorularını yanıtlamış, söyleşi sırasında uzun yıllardır gizlediği bir sırrı açıklamıştı. 1999’da Nobel Edebiyat Ödülü’ne değer görülmüş olan Grass, 1944-1945 yıllarında Naziler’in Silahlı SS birliğinde görev almıştı. Bu, kuşkusuz, Grass’ın bugüne dek yazılmış yaşamöykülerini değiştirecek bir açıklamaydı. Aslında, Grass’ın, çocukluğunda Alman gençliğinin Nazi ilkeleri doğrultusunda yetiştirilmesi amacıyla oluşturulmuş Nazi Gençliği’ne katıldığı, on altı yaşında askere alındığı, savaşta yaralanıp tutsak düştüğü bilinmiyor değildi. Bilinmeyen, Grass’ın, Silahlı SS’lere bağlı Frundsberg tank birliğinde görev almış olmasıydı.
Yazar, gazetenin sorularını yanıtlarken, bu sırrı uzun yıllar ağır bir yük olarak taşıdığını, uzun süren bu suskunluğunun bu kitabı yazmasının başlıca nedenlerinden biri olduğunu söylüyordu. Ama sonradan suçluluk duymaya başlamıştı. Her şey şu soruda düğümleniyordu: Neler olup bittiğini o sırada fark edebilir miydi?
Grass’a bakılırsa, gençlik çağında yaşadığı bu olayı bir gün açıklaması gerektiğini hep düşünmüştü. Peki, sırrını açıklamakta geç mi kalmıştı? “Bilmiyorum,” diyordu Grass. “Bir yazar olarak yaptıklarımın yeterli olduğuna inanıyordum. Ben de kendi öğrenme sürecimi yaşamış, kendi sonuçlarımı çıkarmıştım. Ama geçmişimdeki bu leke aklımdan hiç çıkmamıştı.”
Grass, gerçeği bir tek karısına söylemiş, çocuklarından da, ünlü yaşamöyküsünü kaleme alan Michael Jürgs’den de gizlemişti. Jürgs’e gelince, “Büyük bir düşkırıklığına uğradım,” diyordu. “Bu açıklamayı daha erken yapsa ve 17 yaşında Silahlı SS’lere katıldım deseydi, kimse bu kadar tepki göstermezdi. Ama şimdi tüm anlattıkları konusunda kuşkuya düşüyor insan.” Günter Grass’ın, seksenine merdiven dayamışken yaptığı bu açıklama, bu tür olaylarda çoğu kez görüldüğü gibi, siyaset alanındaki çatışmalara da malzeme oldu. Hıristiyan Demokrat Birliği (CDU), Sosyal Demokrat Parti’ye (SPD) uzun yıllar destek vermiş olan Grass’ın Nobel Edebiyat Ödülü’nü geri vermesi gerektiğini ileri sürdü. SPD ise, her şeye karşın savunmaya çalışıyor Grass’ı.
Alman kültür ve edebiyat dünyasına bomba gibi düşen haber, bütün dünyada olduğu gibi Türkiye’de de tartışıldı. Türkiyeli yazarlar, olaya, birçoklarından daha soğukkanlı ve hoşgörülü yaklaştılar. (16 Ağustos, Radikal)
Eleştirmen Semih Gümüş, “Sanırım gençlik yıllarında insanların çoğu zaman kendi iradesiyle işlemediği suçlar için onları bütün bir ömür boyu mahkûm edemeyiz,” derken; yazar Enis Batur faturanın yazarın yapıtlarına kesilmemesi gerektiğini savundu: “Bana kalırsa da itiraf konusunda bir gecikme söz konusu, ama bu gecikmeyi anlayabilecek durumda biri olduğumu düşünüyorum. Kolay değil böyle bir şeyi itiraf etmek, iyi ki kendisiyle birlikte alıp götürmemiş, geç de olsa bu kadar zor bir geçmişi açıklaması bence bağışlanması için yeterli. […] Yaratıcı insanların, özellikle gençlik dönemlerinde yapmış oldukları hataların yapıta fatura kesilerek ödenmesine karşıyım.”

Bir yazarın tavrı
Eleştirmen Ömer Türkeş biraz daha tepkiliydi, ama o da Grass’ı anlamaya çalışıyordu: “Grass gibi bir adamın geçmişindeki bu tür bir olayı şimdiye kadar çoktan açıklaması ve özeleştirisini yapması lazımdı. Bunun büyük bir utanç olarak saklanmış olduğunu düşünüyorum, anlamaya çalışıyorum. Yine de onaylamak mümkün değil. Türkiye’deki bir yazarın da gençliğinde işkenceci, bir tür militarist, ırkçı bir örgüte üye olduğunu şimdi öğrenmiş olsak biz de büyük düşkırıklığına uğrardık…”
Uzun yıllar Almanya’da yaşamış olan yazar Oya Baydar da, yazarın tüm yapıtlarını ölçüt almaktan yanaydı: “Önemli olan, yazarın 17 yaşında nerede olduğu değil, bütün bir ömür boyunca, tüm yapıtlarında duruşunun ne olduğudur. […] Onun Nobel’i iade etmesini isteyen CDU kültür sözcüsü, her zaman faşizan eğilimler taşıyan kendi partisiyle hesaplaşsa daha doğru olur.” Baydar, Grass’ın bu açıklamasının yeni kitabının pazarlaması olabileceğine ilişkin kuşkusunu dile getirmeden edemiyor, ama itirafın geç yapılmış olması konusunda da, “Belki de özeleştirim yapıtlarımdır diye düşünmüştür,” diyordu.
Evet, Günter Grass’ın, Nazi döneminde yetişmiş ve İkinci Dünya Savaşı’nı yaşamış Alman kuşağının edebiyat alanındaki sözcüsü, “kuşağının vicdanı” olduğunu düşünürsek, yazarın yaşamındaki Silahlı SS’ler sırrının 60 yıla yakın bir süre gizlenmiş olması kuşkusuz tartışılmaya da, sorgulanmaya da değer. Ama ben, daha çok, Batur ve Baydar’ın görüşlerine yakın buluyorum kendimi.

Gönül ve vicdan borcu
Grass’ın 1956 yılında Paris’te kaleme aldığı Teneke Trampet, edebiyat farklı biçemler getiren coşkulu, pikaresk bir romandır. Zengin bir düşgücünün ürünü olan bu roman, Danzig kentinin Polonya’yla Almanya arasındaki ikili durumunu, sıradan ailelerin giderek Nazi yanlısı olmasını, savaşın yol açtığı ruhsal çöküşü kural tanımaz bir anlatımla dile getirir. Bana kalırsa, yalnızca Grass’ın başyapıtı değil, yirminci yüzyılın başyapıtlarından biridir Teneke Trampet; 1960’ların başlarında yayımlanan Kedi ve Fare ve Köpek Yılları’yla birlikte benzersiz bir Danzig üçlemesi oluşturur.
Grass, hep siyasal içerik taşıyan romanlar yazdı ve bunların çoğunda Alman halkının yaşadığı korkunç ikilemi toplumsal ve bireysel ruh halleriyle dile getirdi. Çocukluk ve ilkgençlik çağlarında birçokları gibi Nazilerin etkisi altında kalmış da olsa, kendinin de dediği gibi gönül ve vicdan borcunu yazdıklarıyla fazlasıyla ödediği kanısındayım. Kaldi ki, bence Grass’ın bu açıklamalarının çok gecikmiş bir itiraf olduğu da su götürür; çünkü Teneke Trampet’ten başlayarak nerdeyse tüm yapıtlarının satır aralarında benzeri “itiraflar” bulunabilir.
Bence, Grass’ın özyaşamöyküsünün adı her şeyi açılıyor: Soğanı Soyarken. Soğanı soyarken insanın gözleri yaşarır. Gerçek anlamda bir özyaşamöyküsü yazmak da, kendini soymayı, okurların önünde kendini çırılçıplak bırakmayı gerektirir.
Tüm bunların ötesinde, itiraf, gecikmeli de olsa bir erdemdir. Beni asıl düşündüren, ülkemizde bu tür itiraflar ve yüzleşmelere pek rastlanmaması. Gerek toplum, gerek birey olarak kendi kendimizle, geçmişimizle, geçmişteki yanılgılarımız ve suçlarımızla yüz yüze gelmeye, iç dünyamızda yaşadığımız ikilemleri, çelişkileri toplumla paylaşmaya cesaret edemememiz, ilerleme yolunda önümüzde duran en büyük engellerden biri olsa gerek.
Ömer Türkeş’in, “Türkiye’deki bir yazarın da gençliğinde işkenceci, bir tür militarist, ırkçı bir örgüte üye olduğunu şimdi öğrenmiş olsak biz de büyük düşkırıklığına uğrardık” sözleri bana başka bir şey düşündürdü. Gerçekten de, çok ünlü bir yazarımız ya da şairimizin, işkenceci değil ama, muhbir olduğu açıklansaydı, acaba nasıl bir tartışma ortamı doğardı? Ya da o yazarımız ya da şairimiz bunu seksenine merdiven dayamışken de olsa itiraf eder miydi?
[Not: Günter Grass’ın Beim Häuten der Zwiebel (Soğanı Soyarken) adlı kitabının okuma kopyası önümde. Ancak kitabın yayımlanacağı 1 Eylül’e kadar her türlü alıntı ambargolu. O yüzden, Grass’ın itiraflarıyla ilgili bölümleri “Yeryüzü Kitaplığı”nda haftaya sunacağım.] Celal Üster, 25/08/2006 tarihli Radikal Gazetesi Kitap Eki

Teneke Trampet / Die Blechtrommel Filmi
Yazarı Günter Grass’ın gençlik yıllarında bir Nazi sempatizanı olduğu ortaya çıksa da, Teneke Trampet Nazi Almanyası ve savaşa karşı yazılmış en etkileyici romanlardan birinin uyarlaması…
1920’li yıllarda Yahudiler ve Almanlar’ın uyum içinde yaşadığı Danzig’de küçük Oskar annesi ve babaları belli olmayan iki kardeşi ile birlikte yaşamaktadır. Üç yaşına girdiği doğumgününde kendisine teneke bir trampet hediye edilen Oskar, duygularını sözlerden çok bu yeni oyuncağı ile ifade etmeye başlar. Yetişkinlerin dünyasını anlayamayan Oskar o tarihten sonra büyümemeye karar verir ve gerçekten ilerleyen yıllara rağmen üç yaşında kalır. Bu arada Nazi Almanya’sına doğru bir gidişat başlamıştır. Oskar sanki bardak kıran tiz çığlıkları ve teneke trampeti ile bu durumu dillendirmektedir.
***
Trampetine tutkuyla bağlı olan bir çocuğun sonsuza kadar çocuk kalmaya karar vermesi ve bunu eyleme geçirmesi üzerine güzel bir film. En etkili sahnesi bence trampetini kullanarak oldukça büyük bir Nazi korosunun şarkı ritmini gizlice saklandığı bir yerden trampetini kullanarak değiştirdiği sahnedir. Bu sahne, uygun araçları kullanarak küçük bir çocuğun bile kalabalıkları yönlendirebileceğini gösteriyor.
Dünyadaki adiliklerin, çatışmaların farkına varmaya başlamasıyla hep çocuk kalmak istemesi (Peter Pan sendromu da deniliyor), bir öteki olmasına rağmen (cüce oluyor tabi 20 yaşında hala çocuk) farklılıkları hoşgörmeyen Naziler arasında saygın denilebilecek bir yer edinmesi, anne karnına dönme isteği gibi düşündürücü birçok alt konusu var

Yönetmen:
Volker Schlöndorff

Oyuncular
Mario Adorf
Alfred Matzerath
Angela Winkler
Agnes Matzerath
David Bennent
Oskar Matzerath
Daniel Olbrychski
Jan Bronski
Andréa Ferréol
Lina Greff

Senaryo Yazarı:
Jean-Claude Carrière , Günter Grass

Müzik:
Maurice Jarre

Tür:
Dram

Yapım Yılı:
1979

Ülke:
Almanya, Fransa, Polonya

Süre:
142 dk.

Günter Grass’ın Hayatı

Çağdaş Alman Edebiyatının en önemli romancı, oyun yazarı ve şairlerinden biri olan Grass, 1927 Danzig (bugünkü Gdansk, Polonya) doğumludur. Nazi döneminde yetişmiş ve 2. Dünya Savaşı?nı yaşamış Alman kuşağınının edebiyattaki sözcülerindendir. Öteki yaşıtları gibi, küçüklüğünde Hitler Gençliği örgütünde yer aldı. 16 yaşında askere alındı ve savaşta yaralanarak tutsak düştü. Düsseldorf ve Berlin Güzel Sanatlar Akademilerinin heykel bölümlerinde okudu. Geçimini sağlamak için karaborsacılık yaptı, mezartaşı imalathanesinde çalıştı, bir ara da caz davulcusuydu. 1956?da Paris?e gitti ve orada yazdığı Die Blechtrommel (1959; Teneke Trampet, 1972, 1983) ile üne kavuştu. 1962?de Grass?a en iyi yabancı roman ödülü kazandıran ve filme de çekilen Teneke Trampet?in ardından yazdığı Katz und Maus (1961; Kedi ile Fare) ve Hundejahre (1963; Köpek Yılları) ile Danzig?de geçen üçlemesini tamamladı. Grass aynı zamanda siyasi bir kişiliktir. Batı Berlin?de Almanya Sosyal Demokrat Partisi (SDP) çevresinde faaliyet göstermiş, pek çok önemli sorunda kamuoyu önünde açık tavır almıştır.

Hepsi siyasi içerik taşıyan diğer önemli romanları şunlardır: Örtlich betäubt (1969, Lokal Anestezi), Aus dem Tagebuch einer Schnecke (1972, Bir Sümüklüböceğin Günlüğünden) Der Butt (1977, Pisi Balığı), Das Treffen in Telgte (1977, Telgte?de Toplantı), Kopfgeburten: oder die Deutschen sterben aus (1980, Kafadan Doğumlar, 1987), Die Rättin (1987, Dişi Fare). Oyunlarında Uyumsuzluk Tiyatrosu?yla epik tiyatronun etkileri görülen Grass?ın Noch zehn Minuten bis Buffalo (1957; On Dakika Sonra Buffalo, 1964) adlı oyunu Türkçe?ye çevrilmiştir.

Teneke Trampet – Günter Grass ‘Yaptım işte, gençtim, cahildim, sonra da sustum. Kolay mı?’” üzerine bir yorum

  1. İyi günler, ben ankara’dayım bu kitabı ankara’da bulamadım. Sizde varsa haber verirmisiniz. Nasıl temin edeceğim konusunda da bilgi istiyorum. Selamlar.

Yorum yapın

Daha fazla Romanlar
Bab-ı Esrar – Ahmet Ümit

"Ahmet Ümit'ın son romanı, Bab-ı Esrar...Yaşamı, aşkı ve inancı yeniden düşünmek için? Yedi yüz yıldır çözülemeyen sır; Şems-i Tebrizi cinayeti......

Kapat