Tîtirwask – Yaşar Kemal

Lîs Yayınevi, Yaşar Kemal?in ?Yağmurcuk Kuşu? adlı eserini, Türkçeden Kürtçeye ?Tîtirwask? adıyla kazandırdı. Brahîm Ronîzêr tarafından Kürtçeye çevrilen eser, yayınevinin ?Dünya Edebiyatı Serisi? çerçevesinde yayınlandı. Eser Anadolu Kültür?ün desteğiyle yayınlandı.

Romanın başından sonuna kadar Ezidi Salman?ın gizemi, Vanlı Kürt İsmail Ağa, Zalımoğlu Halil, Kürt İsmail Ağa?nın oğlu küçük Mustafa karakterleriyle, Yaşar Kemal?in doğayı ne denli iyi anlattığı, onun ne kadar büyük bir dengbêj, aşık ve ülke sevdalısı olduğu fark edilecek. Brahîm Ronîzêr?in Kürtçeye çevirisinin de edebiyat çevirisinde çıtayı hayli yükseltmiş olunduğunun farkıyla ve büyük bir keyifle okunacağına şimdiden garanti veriyor. (İsmail Yıldız, ANF, 15.07.2010)

Tîtirwask-Balinde-Yağmurcuk Kuşu – Şeyhmus Diken
(10 Temmuz 2010, BİA Haber Merkezi)
Büyük romancı, büyük edebiyatçı olmak büyük kapılardan geçmekle mümkün olur. Bu mealdeki sözü yanlış anımsamıyorsam edebiyatın büyük ustası Yaşar Kemal Mehmed Uzun için sarf etmişti.
Yaşar Kemal’i ve onun edebiyatını dünya yüzünde bilenler bilir ki; Yaşar Kemal’in kendisi bizatihi büyük kapılardan geçmiş büyük bir edebiyat şahsiyetidir.
Ben bu kanaate 1980 yılında Kimsecik üçlemesinin ilk kitabı Yağmurcuk Kuşu’nu ve diğer ikisi Kale Kapısı ile Kanın Sesi’ni okuduğumda varmıştım.

Ermeniler, Kürtler, Türkmenler, Araplar ve diğer halklar

Yağmurcuk Kuşu’nda o denli büyük kapılardan geçmiş bir edebiyatçının anlatısı vardı ki; kitap okunup bittiğinde “İnsan teki bir hayat boyu böyle bir taamın dimağından eksik kalmamasını ister” dedirten bir lezzetti.
Anadolu ve Mezopotamya coğrafyasının halkları sökün ediyordu sayfalar arasında. Büyük bir yokoluşun ve insana dair trajedinin 1915 ve sonrası “büyük felaketi”ne denk düşen yollardaki telefatın izleri vardı kitapta.
Ermeniler, Kürtler, Türkmenler, Araplar ve diğer halklar. Ermeni halkının Çukurova topraklarından koparılıp atılmasının üzerine Kürt coğrafyasından göçle gelenlerin yerleşme / yerleşememe dertleri, hikâyeleri paylaşılıyordu Yağmurcuk Kuşu’nda.

Kimsesiz çocuk Salman, Adana doğumlu Mustafa
1980’de Türkçesini okuduğum kitabın 30 yıl sonra çevirisi yapılan Kürtçesini elime alıp ilk sayfasından itibaren okuduğumda bıraktığım yerde durduğumu fark ettim.
Çukurova, Adana, Hemite, İsmail Ağa, Van, yolda bulunan kimsesiz çocuk Salman, Adana’da doğan Mustafa ve roman boyunca hükmünü sürdüren korku ve korkunun ördüğü çember.
Kawa Nemir kitaba yazdığı tümüne katıldığım kısa ve nefis önsözünde çok haklı olarak diyor ki; dünya edebiyatında Yaşar Kemal gibi çok az edebiyatçı vardır dili bu denli ustaca kullanabilen, dilin sırlarına bu denli vakıf olabilen, dilin renklerini, tonlamalarını, ahengini bu denli ruhunda hissedebilen.

Yaşar Kemal olmak…
Sanırım Yaşar Kemal olmak biraz da böyle bir şey ve bunu başarmış olmak erdemi. Kendine has bir “dili” olmak, hatta daha da ötesi “dile” kattığı yeni sözcükleri olmak ve bu baptan hareketle “kendi sözlüğü” olmak. İşte Yaşar Kemal’i Yaşar Kemal yapan bana göre tam da budur.
Her defasında derim, mesele, hikâyeyi herhangi bir dilde anlatmak değildir. Mesele, edebiyatı yapılan dili çok iyi kullanıp edebiyata malzeme olan insan ve mekânları hak ettikleri yere oturtarak edebiyat yapmakla ilintilidir.
İşte Yaşar Kemal bunu haysiyetiyle yapan bir ustadır. Onun edebiyatının satır aralarına kadar nüfuz eden dile, vakıf olanlar elbette bilir ki; Yaşar Kemal’de Anadolu ve Mezopotamya halklarının renk cümbüşü ve ahengi vardır.

Tat alarak hayatı yaşama felsefesi
Yaşar Kemal’de halkların birbirleriyle vuruşması ve çatışması yoktur. Halklardan birinin ırkçılık fetişizmi ile yüceltilerek, diğerlerinin aşağılanması da yoktur.
Kültürel ve geleneksel damarların birarada yaşama ve birbirlerini öteleyerek değil etkileyerek yaşadıklarından bir şeyler öğrenerek tat alarak hayatı yaşama felsefesi vardır. Ve tabii ki en büyük ana, doğayla birlikte yaşama.
Elbette büyük kapılardan geçmiş büyük romancılar, büyük edebiyat ustaları edebiyatlarını yazar / yaparken satır aralarının birçok yerine kendilerini de katarlar.

Yaşar Kemal ve edebiyatından yana “taraf”ım
Benim Yaşar Kemal okumalarıma göre bu durum Yağmurcuk Kuşu’nda ziyadesiyle var. Yağmurcuk Kuşu’nun ilk yayınlanışının ve benim okuyuşumun üzerinden 30 sene geçmiş olmasına rağmen bende bu denli iz bırakmasının bir nedeni de budur.
Belki bu denli bende izleri olmasının bir nedeni de şudur ki; Söz Yaşar Kemal’den açılınca en azından kendi adıma benim objektif olmam mümkün değil. İtiraf edeyim ki ben Yaşar Kemal ve Yaşar Kemal’in edebiyatından yana “taraf”ım.
İşte sözün bu noktasında yine sözü, Yağmurcuk Kuşu’nun Tîtirwask adıyla Kürtçeye kazandırılmasına getirilme vaktidir. Dîyarbekirli bir yayınevi Lis, uzunca bir zamandır çok düzgün işler yapıyor.
Metinlerimi okuyanlar bilir zaman zaman yaptıkları işlerden söz ederim. Bu, bir hak teslimiyetidir. Şimdi yine o türden düzgün yapılan işlerden biriyle, Yaşar Kemal’in Yağmurcuk Kuşu romanının Kürtçe çevirisi Tîtirwask* ile önümüzde Weşanxaneye Lîs.
Tîtirwask çevirisi, eğer Yaşar Kemal’in edebiyatının Kürtçeye kazandırılması düşünülüyorsa başlangıç olarak iyi ve doğru bir seçim olmuş. Ermeni-Kürt-Türk-Arap çok dilliliğine uygun bir “iş”.

Lîs Yayınevi Dünya Edebiyatını Kürtçeye kazandırıyor
Ve tabii ki Yaşar Kemal’in “Külliyatı” ilerde eğer Kürtçeye çevrilecekse, böyle bir ekip; Lal Laleş, Kawa Nemir, Şener Özmen ve çevirmen Brahîm Ronîzêr’e teslimi çok gönendirici.
Lîs Yayınevi önce kadın öykücülerin Kürtçe-Türkçe iki dilli edebiyatıyla başladı. Şimdi de Dünya Edebiyatından 100 romanın Kürtçeye çevrilmesi ile yola devam ediyor.
İstanbul İsveç Başkonsolosluğunun katkılarıyla daha önce dört kitap çevrilmişti. Selma Lagerlöf’ün Şahînşahê Portekîzê (Portekiz Kralı), Hary Martinson’un Kulîlkvedana Gezgezkê (Isırgan otunun çiçek toplaması), Mikael Niemi’nin Ji Vittulayê Muzîka Populer (Vittuladan popüler müzik) ve Asa Lind’in Gurequm (Kum Kurdu). Şimdi de Yaşar Kemal’in Yağmurcuk Kuşu çevrildi Brahîm Ronîzêr’in çevrisiyle. Kitabın Kürtçenin okurlarına kazandırılmasına kültür şahsiyeti Osman Kavala ve başkanlığını yaptığı örgütü, Anadolu Kültür vefa ile sponsor olmuş.
Lis Yayınevi; Marquez’den Kırmızı Pazartesi, Rulfo’dan Kızgın Ova, Faulkner’den Döşeğimde Ölürken, Steinbeck’den Fareler ve İnsanlar, Coetzee’den Utanç, Conrad’dan Karanlığın Yüreği, Oscar Wilde’den Dorian Gray’ın Portresi, Kafka’dan Dönüşüm, Böll’den Katharina Blum’ün Çiğnenen Onuru, Stevenson’dan Define Adası, Orwel’den Hayvanlar Çiftiliği, William Saroyan’dan İnsanlık Komedyası, Puşkin’den Erzurum Yolculuğu, Tolkeen’den Hobbitler ve daha nice eserleri Kürtçeye kazandırmayı planlamış. Umuyor ve diliyorum ki; Lis Yayınevine bu zor ve zahmetli ve tabii ki parayla yapılacak işte Kürt entelijansiyası ve iş adamları arasında da destek olabilecek kurumlar ve şahsiyetler çıkar.
Başta söyledim, Yaşar Kemal Türkçe ile Kürtçe arasında büyük kapılardan geçen kadim bir köprüdür. Bu köprünün harcı Anadolu ve Mezopotamya halklarının ortak harcı ile karılmıştır.
O halde dünyanın diğer kültür köprülerini Kürtçe ile hiç değilse bu Lis projesi çerçevesinde pekiştirmek için Dîyarbekirin bu fedakâr yayınevine gerçekten bu asil işinde bence de destek olmak gerekiyor.
*Tîtirwask, Yaşar Kemal, Werger Brahîn Ronîzêr, Weşanxaneye Lîs. Diyarbakır, 2010

Tîtirwask (13/05/2011 tarihli Radikal Kitap Eki)
Behra Wanê di nava çiyayan de ye, li ber çiyayê Nemrûdê, Sîpanê Xelatê, ku salewext berf li ser e. Çiya ji başûr, rojavayê başûr rengeşîr davêjin ser neynika behrê. Behr bi pêlên rengeşîr û hêşîn dilive, dişeliqe. Sîpanê Xelatê, Çiyayê Nemrûd, Çiyayê Esrûk û çiyayên din, ku dora Behra Wanê, peravên wê hemû rapêçabûn, ripîrût in. Deştên li pey, Deşta Miradiyê, Panosê, Çaldiranê û Deşta Wanê jî, giş ripîrût in
Gund li binê Çiyayê Esrûk, li qeraxa behrê, ji kevirên layî qama mirovan, kevirên ku rabûne şipê û meşiyane, reqaftî bû. Xaniyên gund hemû binerd bûn. Di deriyên wekî devê bîrekê re berjêr mirov dikete xênî. Di heman deriyî re pez, dewar, hesp jî diketine hundir. Li van malan, hesp û dewar jî bi mirovan re radiketin. Di şevên zivistanên seqemî de, hilma dêwêr hundir hemû germ dikir. Xwarina xwe jî, dîsa bi rêxa dêwêr û bişkulên miyan dipijandin. Li gund, bi tenê xaniyek li ser rûyê erdê hebû, ew jî yê Beg bû. Qesreke duqatî, dîwarên wê ji kevirên xaniyên berê û rast lê kirî bûn, qesr ji şanzdeh çaviyan pêk dihat. Ta ji serê din ê behrê de dixuya. Beg li vir rûdinişt. Yekî rîspî û dirêj, reşqemer, navmilpehn, zehf bejindirêj û çeleng bû. Xaniyên bira û lêzimên Beg jî, li derdora newalê, nîvî di erdê de, nîvî li ser erdê lê kirî, xanîne seyr bûn. Di hêtên wan xaniyan de, şibake qet nîn bûn, bixêriya di aqrê de vekirî hem hundir ronî dikir, hem jî dûyê tifikan dikişand.
Beg li Stenbolê û li Selanîkê perwerde bûbû. Birayên wî jî, kesên xwende bûn. Ji xeynî wan li vî gundî, li vê derdorê kesekî xwende tunebû. İsmail Axa dibû kurapê Beg, lêbelê mala wan pirr dûrî mala Beg bû, li nîvê gund bû. Du birayên İsmail Axa hebûn, du xortên şipil, li cîwarê behrê bedewiya wan bûbû çîrok. İsmail Axa jî xwendibû. Bavê wî jî xwende bû. Bavê wî, ew, kurê xwe yê mezin şandibû Dibistana Navînî ya Wanê. Ev bajarê bi bircên axî dorpêç kirî, ev bajar bajarê zêrkeran bû, tam li keviya behrê bû, lê bê çima ew aciz bûbû. Li baniyê bajêr, ji beriya hezar salan û vir ve kelehek hebû. Wekî bircên asê yên bajêr, bircên kelehê jî axî bûn. Ji sed sal, dibe ku ji hezar salî û vir ve tiştek bi van sûran, bircên axî nehatibû, her ku diçû asê dibûn, wisa çikiyayî li ser pê diman.
Hüseyin Beg birayê Beg ê herî biçûk bû. Temenê wî bîst û pênc sal hebû tunebû. Li Dibistana Leşkerî ya Stenbolê xwendibû. Yekî ji İsmail Axa jî qeşengtir bû. Li gund, hevalê İsmail Axa bi tenê Hüseyin Beg hebû. Pev re li hespan siwar dibûn, bi cirîdê dilîstin, diçûn Sîpanê Xelatê, Newala Sor, Çiyayê Esrûkê nêçîra pezkoviyan. Hevaltiya wan ne ji nas û lêzimtiyê bû, li Wanê dema ku dixwendin, li mala nasekî xwe pev re mabûn, hevaltiya wan a ji lêzimtiyê, ji biratiyê pêştir ta wan rojan dest pê kiribû. Piştî vê, heta ku Hüseyin Beg neçû Stenbolê, ji hev neqetiyabûn. Carinan Hüseyin Beg dihat, hefteyekê, mehekê li mala İsmail Axa dima, carinan jî, İsmail Axa diçû mêvaniya wan. Wexta ku Hüseyin Beg çû Stenbolê, İsmail Axa jî hew çû Wanê, li gund bi tena serê xwe ma. Bi tenê cot dikir, dexil diçand, werz datanî, diçû Beroja Sor nêçîra pezkoviyan, ji nêçîrê li ser sermilên wî pezkoviyên quloçkelemî vedigeriya. Carinan hejmara pezkoviyên ku dikuşt ji pêncan, şeşan dibûrî, heta digihişt panzdehan, wê gavê birrek xort li pey dibûn rêz, li ser sermilên wan cendekên pezkoviyan, ji Çiyayê Esrûkê xwe berdidan jêrê, xwe berdidan nava gund û İsmail Axa ev pezkovî bi alîkariya xortên gund post dikirin, goştê nêçîrê bi biratî li malan bi par ve dikir. Para Beg jî, ji ya gundiyên din piçekî jî zêdetir nedihate şandin. Yeke din, zivistanê, kewgêrîtî hebû. Zivistanê, kewên wê herêmê hemû dihatine Newala Sor a dirêj, fireh û kûr. Ji çiyê heta bi behrê, ji girikên berfê tijî dibû. Pênc mehên salê li Newala Sor ba û bablîsok kêm nedibû, derfet nedida kesekî, bahoz û bager nedihedinîn, derdor hildiweşandin, tert û bela dikirin. Dengê bahoz û bagerên li Newala Sor ji qeraxa behrê jî dihate bihîstin, dûrî newalê dengine ku dişibiyane dengê tavan dihatin. Berqefkên wê kûr bûn, kewan xwe dispartin van berqefkan. İsmail Axa guh nedida bahoz û bagerê, gurmîniyên ciyê tirsê, ku ji berqefkê dihatin, çend xortên bi degel didane dû xwe û ber bi Newala ve sor diçû, refên kewan wekî di kefa destê xwe de didîtin. Piştî ku ciyê refên kewan dît, tiştê mayî, nêçîra wan pirr hêsan bû. Kew an li dûr wekî berê saçilmeyan, an jî li kortaleke xalî dimelisîn.
Beşek ji romana Tîtirwaskê.

Kitabın Künyesi
Tîtirwask,
Yaşar Kemal,
Wergêr: Brahîm Ronîzêr
Weşanên Lîs,
2010,
515 rûpel

Yorum yapın

Daha fazla Kürt Edebiyatı
Hawara me – Fırat Cewerî

Firat Cewerî Kürtçe için bir mucizenin başlangıcı olan Hawar?ı bir yayınevi ve edebiyat dergisi olarak anlatıyor. Kurucusu C. Bedirhan, ölmeye...

Kapat