Tragedyadan Şiire… (Bir Özyıkım Serüveni Olarak Şiir…) – Hikmet Temel Akarsu

(*) ?Önce ekmekler bozuldu,? şeklinde ifade bulan o ünlü tümceyi dönüştürüp ?Önce şiir kovuldu,? haline getirirsek yanlış yapmış olmayız. Önce şiir kovuldu ve sonra her şey günbegün biraz daha berbatlaşmaya başladı. Sonunda bu hale geldik. Belki şiir kitapçılara sokulmuyor, kimse şiir okumuyor, ama şiirini kaybetmiş bir dünyanın nasıl bir yer haline geldiğini hep birlikte görmekteyiz. Kısacası şiirin intikamı korkunç oldu.

Şiirin kovulmasında suçu bir başına, giderek çıkarcılaşan, homo-ekonomikus?a dönüşen, bencil, bireyci, duyarsız toplum üyelerine yıkmak doğru değil. Kolay yoldan eser sahibi olmanın manivelası olarak görülen şiir şarlatanizme çok elverişliydi ve pekçok ?mış gibi? yapan edebiyatçı bu alana suiniyetle daldı. Saçma sapan dizeler, hiçbir anlamı ve duygusu olmayan garip çıkıntılıklar, absürd megalomanik hezeyanlar şiir adı altında kitaplaşıp edebiyat kamuoyunun önüne geldi. Kamuoyu da bunu yemedi. Birbirlerini destekleyen lobiler kurarak, ödül jürilerinde etkinlik kurarak, imaj çağının çalışma yöntemlerini kullanarak ya da düpedüz mesnetsiz müstebitliklerle öne çıkmaya çabalayan şairimsiler oldu. Oların da gazı pek az gitti. Bu süre zarfında şiir eleştirisi de yol gösterici olmaktan uzak kaldı. Çünkü şiir, getirisi olan bir alan değildi. Fazla kimse bu alana emek vermedi. Sonuçta şiirin nazende yaşam alanları vandal sürülerince çiğnenmiş halde tarumar kalakaldı. Şiir, kamuoyu nezdindeki saygınlığını yitirdi. Hazin bir aleladelik her yanı kapladı.

Bunca olumsuz değerlendirmenin ardından pozitif yaşam gurusu kişiliğine düşey geçiş yapmak dileğindeyim. ?Bugün kendinize bir iyilik yapın ve bir şiir kitabı alın,? diyen bir kadın programı sunucusu gibi hafif hissediyorum kendimi. Çünkü değerli iki şiir kitabı okudum ve mutlu oldum. Siz de okuyun ve edebiyatın yüce semalarında dolaşan bazı özel şahsiyetlerden şiir okumanın ne manaya gelebileceğini siz de hissedin. Her şeyin yukarıda betimlediğim izleğe dahil olmayabileceğini kendi gözlerinizle görün.

Söz açacağım şiir kitapları Ankara edebiyat aleminin iki müstesna şahsiyetine ait. Bunlardan birincisi Eren Aysan ikincisi ise Ali Karabayram. Kısacası, eşzamanlı olarak yayınlanan Yasak Meyve?nin bu iki şiir kitabı, Ankara edebiyat muhitinin şiire çıkarması gibi.

Eren Aysan?ın ?Vesikalık Fotoğraf? adlı eseri bu yıl okuduğum şiir kitapları arasında en iyilerden biri. Kitap gücünü, şairinin edebiyatın ruhuna yatkın kişiliğinden alıyor desem yeridir. Eren Aysan trajik bir edebiyat figürüdür. Madımak faciasında can veren edebiyatçı Behçet Aysan?ın kızıdır. Trajedi yaşandığında ilkgençliğini yaşıyordu. Bu olay kişiliğinde derin izler bıraktıysa da onu yere yıkamadı; yokedemedi. Bilakis, bu tragedyanın ruhuna yaydığı büyük ruhsal dalgalanmalardan özgün bir edebiyat profili yeşerdi. Eren Aysan ilk gençlik çağından genç kızlığa doğru ilerlerken çoktan Ankara?nın ?hard-core?, bohem ve avangard edebiyat çevrelerinde sivrilmeye başlamıştı. Edebiyat dergilerinde etkili yazıları çıkıyor, çetin ceviz duruşuyla insanları etkiliyordu. Mektepli edebiyatçı olması da bunda etkiliydi. Edebiyat duyarlılığı yüksek bu kişilik 2007 yılında Lalzaman adlı şiir kitabıyla Cemal Süreya şiir ödülünü de kazanıyordu. Birkaç yıldır verilen Behçet Aysan şiir ödülünün saygınlığa ulaşmasında da ?babasının hüzünlü kızı? olarak büyük katkısı vardı.

Yasak Meyve?den çıkan ?Vesikalık Fotoğraf? adlı şiir kitabı onun edebiyatçı kişiliğini yansıtan özellikler taşıyor. Kitabında, ikiyüzlü küçük burjuva ahlakına sıkı sıkıya sadık, hesapçı, renksiz, cesaretsiz ve kurusıkı düzen insanlarının küçük kaygılarını daha en başta, toptan elinin tersi ile bir kenara atıyor Eren Aysan. Şiirini büyük yerde kuruyor ve bize iç yaralayıcı hikayeler anlatıyor. Otosansür, gizemli övünme numaraları, bilgiçlik taslama edalarını; küçük insanlara mahsus hesapları, havalı takılma ayaklarını vs. tamamen şiirinin dışına sürüyor ve bize cesur bir kadının içsel dünyasındaki fırtınaları cüretkar bir duygusallıkla anlatıyor.

Ne yalan söyleyeyim; ilk ve son olarak dokuz yıl önce bir iki saat gördüğüm Eren Aysan çok mesafe katetmiş. Edebiyat tarihinde gördüğümüzde gıpta ile baktığımız cesur ve cüretkar bohem kadınların tarzına yakın bir ruhsal dünya kurmuş kendine. Samimi olduğu için, oynamadığı için, bize sahte peri masalları anlatmadığı için, yaralayıcı mufassallardan açık açık söz açtığı için edebiyatı büyüyor. Etkileyici oluyor. Denebilir ki bir tragedyadan çıkıp gelmiş bu minik kadın giderek yükseliyor ve saygın bir edebiyat kişiliği haline dönüşüyor. Şiiriyle bize çarpıcı özyıkım hikayeleri anlatıyor. Ki bunları anlatabilmek her babayiğitin harcı değildir.

Türk edebiyatının Eren Aysan?ın kişiliğinde değerli bir şair kazandığını söylemek için hiç de erken değil. Kitabı ?Vesikalık Fotoğraf? bunun sade bir kanıtı. Dileyen açıp okuyabilir.

Eren Aysan?ın şiir kitabına getirebileceğim tek bir eleştiri var: Şairin pekçok edebiyatçıdan fazlaca epigraf kullanması. Doğrusu 46 sayfalık bir kitapta bu kadar epigraf bana fazla geldi. İşin garibi Eren Aysan?ın kendi dizeleri epigraf olarak kullandığı şairlerin dizelerinden çok zaman daha iyi. Bu da ironik bir unsur katıyor kitaba.

Ali Karabayram da Eren Aysan gibi Ankara Konur Sokak entelijansiyasının karizmatik, derinlikli simalarından. Fakat Ali Karabayram?ın karizması Eren Aysan gibi trajik geçmişinden, bohem ve ?hard-core? duruşundan, edebiyatla kutsanmış yaşamından vs. kaynaklanmıyor. Ali Karabayram hepimizin beğeni ile izlediğimiz Dost Yayınları?nın editörü; yayın yönetmeni. Bu referans bile başlıbaşına onun sürüklediği kaliteyi yansıtmaya yeterli. Üstelik Ali Karabayram?ı büyük bir yayınevinin yöneticisi olarak steril ortamların en gözde mekanlarında görüyor olmamıza rağmen o hep edebiyatın marjinal alanlarına, yeraltına, aykırı kültürel çevrelere derin bir tutku ile bağlı olmuştur. Gerçek edebiyatın yeşerdiği bu marjinal alanlara ilgisi ve o mecralarda varolma çabası onu büyütmekte, önemli, ilginç bir entelektüel şahsiyet haline dönüştürmektedir. Saygıdeğer yayıncının elinde bunca yayın imkanı, kitabevi vs. olanakları varken, emrinde pekçok yazar, çevirmen vs. çalışırken bu imkanları kullanmayı reddedip oturup şiir yazması her türlü taktirin üzerindedir. Böyle insanlara hep saygı duymuşumdur. Üstelik yazdıkları hiç de yabana atılacak şiirler değil. ?Eşlikçi? adlı kitabında yeralan ?Ritorna Nave? ve ?Ostinato? adlı düzyazı şiirleri dikkatle okumanızı tavsiye ederim. Başarılı entelektüelin bir yüksek edebiyatçı olarak portresini göreceksiniz orada…
(*) Bu yazı Varlık Dergisi?nin Mayıs 2009 Tarihli nüshasında yayınlandı.

Yazan: Hikmet Temel Akarsu
İstanbul, 25 Aralık 2008
htakarsu@pen.org.tr
www.myspace.com/hikmettemelakarsu

Kitapların Künyeleri
Vesikalık Fotoğraf
Eren Aysan
Şiir-46 Sayfa
Yasak Meyve
—————-
Ali Karabayram
Eşlikçi
Şiir-94 Sayfa
Yasak Meyve

Yorum yapın

Daha fazla Şiir Kitapları
Kaza Süsü – Sunay Akın

Sunay Akın'ın 1996 yılında yayınladığı Kaza Süsü adlı şiir kitabı üç bölümden oluşmaktadır. İlk bölümü Kayıp Dalga'da; Kedi Kırıkları, Kayıp...

Kapat