Türk Romanında Postmodernist Açılımlar – Yıldız Ecevit

Yıldız Ecevit, 20.yüzyıl avangardist roman estetiğinin genel bir tasvirini yaptıktan, bu estetiğin üstkurmaca, metinlerarasılık, çoğulculuk gibi temel özelliklerini irdeledikten sonra, postmodern edebiyatın Türkiye’deki yayılımını inceliyor. Modern Türkçe edebiyatın dört önemli metnini, postmodern edebiyat kuramının olanaklarıyla çözümlüyor: Oğuz Atay’ın Tehlikeli Oyunları’ı… Orhan Pamuk’un Benim Adım Kırmızı’sı… Hasan Ali Toptaş’ın Bin Hüzünlü Haz’zı… Metin Kaçan’ın Fındık Sekiz’i… Belki yazarlarının bile aklından geçirmediği metinlerarası ilişkiler, ounlar kurgulayarak, eleştirmen-okur insiyatifinin hakkını veriyor.
Modern-sonrası Türkçe edebiyatın analizi açısından önemli bir kaynak olan Türk Romanında Postmodernist Açılımlar, “özgür konumunun büyüsüne kapılmış okur tutumu” açısından da zenginleştirici bir deneyimi yansıtıyor.

“Bilginin günümüzdeki sunuluşu, pazarlanışı ve tüketimi, oldukça hızlı. Ama bir kitabın sayfaları ve yazarının duygu ve düşünceleri arasında uzun süre kalabiliyorum hâlâ. Yıldız Ecevit?in İletişim Yayınlarınca basılan yeni kitabından söz ediyorum. Bilgi boşluklarımı dolduran kitabı okurkenki yüreğimin gülümsemesini hiç unutmayacağım. Rahatlamıştı edebiyatsever kalbim, ihtiyacı olan bilgiyi aldığında hep öyle güler ve yazmak ister.Türk Romanında Postmodern Açılımlar?la bilinçsizce yapılan modern,postmodern tartışmalara yeni okurun aradığı dolulukta çözüm ve anlama teknikleri, akademik ve güvenilir bilgiler sunuluyor .

Birkaç yıldır kolay anlaşılır metinler okuyarak haz ve hüzün almak istemiyordum. Hayatın gerçeğini, maddenin içindeki fırtınalı dünyadan geçirmeden yazılan romanları, eleştirileri,makaleleri,şiirleri okumak, yeteneğimi duraksatıyor gibiydi. Hiçbir şey netlik arzetmiyor ancak şeyler parçaları ve enerji halindeki dalga boylarıyla hissediliyordu. Yani büyük ve çok katmanlı bir olasılıklar evrenindeydik ve insan onun ancak bir elamanıydı. Muhalif mesajların geçtiği sesleri, sözleri ve onların metadolojik tasarımlarını da bilerek okuma ben?i gerçeklestirmeliydim.

Bilgisayar, telefon, medya ağları içinde örümcek gibi dolanan insanı; bilginin konumunu ve sunuluşunu bir daha hatırlıyorum.Hafızamı duyarlı bir görev için azırladıktan sonra ?Türk Romanında Postmodern Açılımlar?ın algısal zamanı ine girmeyi deneyliyorum. Madde ve gerçek iliskisinin sanat üzerindeki paratorluğu yıllardır sürer ve biz onların çatışma ve yenilenme, metamorfoza rama seyirlerini defterlerinden okuruz. Hatta yazarız. Edebiyat tarihine titiz bir bilgi birikimiyle başvuru, başucu kitabı hazırlayan Yıldız Ecevit?i yeni yazarlar, daha doğrusu yenilenmiş metinler yazmak isteyenler okumalı.Ben kendi adıma bunu söyleyebiliyorum.

E (Einstein) = m x c² ( Kafka + Joyce ), eşitliğin ikinci tarafındaki kütle Kafka, ışık hızı Joyce…İşte bilimin edebiyat türevi..Ulysses zamanı en hızlı kullanan muhteşem bir içyolculuk, dilin kristal kulesi. “..yazar soyut dünyanın/bilincin, zamanını nasıl koruyacak? Modernist romanın en önemli kurgu sorunlarından biridir bu, çünkü insanın beyninin içindeki zaman çizgisel akmamaktadır;bilinç de bilinçaltı da inanılmaz zaman sıçramaları yapabilmektedir” (s:43).İşte yeni estetik buradan kaynak buluyor.

Yıldız Ecevit?in kitabını okurken okuma zamanıma karışan ev taşıma işinin üzerimdeki etkisi yazıya girdi.Bahçelievlerdeki yirmi yıllık alışkanlıklarımı geriye dönmek üzere, Dikmen?in yabancı sırtlarına taşındım.Yeni evi sevemediğim için ötekindeki alışkanlık ellerime verdim kendimi.Bu imge çok pahalıya maloldu bana.O evde geziniyor,yiyor içiyor, yatıyor,düş görüyordum. Öyle ya yazarken istediğiniz elinizi,aklınızı kullanabilirdiniz.

Gerçekliğin geleneksel estetik yapısını sıkı sıkıya içinde barındıran edebi eserlerden modern ve postmodern malzemelerle tasarlanmış, inşası kurgularda kalan yapılara uzanıyor Yıldız Ecevit.Ekonomik/toplumsal /sanatsal oluşumların mimarisini kuramcı ama oyunsever bir kimlik prizmasından geçirerek yazdığı kitabını bilene, bilmeyene, biliyorum diyene bir alternatif olarak sunuyor.

Postmodern estetik, geleneksel estetiğin kalın çizgilerini kırıp koparmış ve dolayısıyla gerçeğin yaşlı yüzünde yenilemiştir zamanı. Roman teknolojisi, maddenin belirsizliğinin yarattığı bütün durumları geliştirip kurgu yaşamına sokmuştur.Tehlikeli Oyunlar?daki üstkurmaca, ?Benim Adım Kırmızı?daki çoğulculuk, ?Bin Hüzünlü Haz?daki romantizm, ?Fındık Sekiz?in mistik anlatımının öne çıktığı inceleme metinlerinde özgür bir okuma / yazma deneylemesi gerçekleştirebileceğim için zamana ve rastlantıya, Yıldız Ecevit?e teşekkürler…

Batı Romantizminin, ?sonsuzluk özlemi, duygu, öznellik, gönül üzgünlüğünden alınan haz, doğa ve özgürlük tutkusu? on sekizinci yüzyıl aklının egemen baskısına karşı geliştirilen bir özlemdi.Bizde de modernist ve postmodernist edebiyatla romantizm çok biraz gecikerek canlanıp yumurtasının kabuğunu çatlatabildi. Ya sabırdı! bu durum.Gerçek, artık ve ters yüz. Madde denildi mi akla ilk gelen, onun gerçeklik üzerindeki etkisi.İkisi birbirini içten kuşatarak dünyanın algılanışını insandan geçerek değiştiriyor. Böylece özgürlüğe ve sonsuzluğa dokunma hissiyle tanışıyoruz. İnsanın zamanları burada deviniyor çünkü. Bilinçaltının ağları arasında bir tragedya gizlense de, o labirentte insan yolculuğa ille de çıkmalı …

Franz Kafka ile Einstein?in Prag?da Bayan Fanta?nın evinde buluşması bence geçen çağın en büyük olayı. Yıldız Ecevit bu bilgisini bizlerle paylaştığı için mutluyum.Çünkü edebiyattaki ürkekliğim hızlı bir şekilde cesarete dönüştü.Neden mi? Bilim ve edebiyat, madde ile gerçeklik birbirlerini etkileyerek hayata taşınıyorlar ve her şey bu birlikteliğin, bu aşkın ürünü. Bay Samsa ile Bay İzafiyet kendi alanlarında yarattıkları belirsizlik,anlamsızlık ve zamanı çok yönlü kuşatmalarıyla gerçekliği bombardıman ettiler.Sanat özgürleşti bir parçacık daha.

Anlamsızlığı içinde, belirsiz gibi duran maddenin (parçacık / dalga boyunda), şimdilik, gerçekliği olasılıklarıyla kuşatmış ve bunaltmış durumda.Yani gerçek bulanık… İnsan bunları yazıyor, düşünüyor ve seziyorsa bu farkındalığı neyle, nasıl anlatsın? Zihnin bilinçaltı seviyesindeki karmaşıklığını dışına nasıl yansıtsın: Üstkurmacaya, çoğulcu anlatıma ,metinlerarası yolculuklara, modern imgelere gelip gidip kendisiyle içten içe oyunlar kurmalı… Chagall gibi bulutlarda yüzmeli, gittiği yerlere yağmalı düşler.

Yeni estetikle yazılan romanlarla insan, evrenle ortak işleyen yapısını hissetti. Dokundu o büyülü sonsuzluğa.Yıldız Ecevit?in U. Eco?dan aldığı bir cümle gerçeğin tarihsel gelişimini iyice özetliyor: “Batı uygarlığı idealden somut gerçeğe sonra soyuta, oradan da olanaklıya giden bir yol” izliyor. Zihnimizdeki parçalanmışlık bizim hem özgürlüğümüz hem de yalnızlığımız. Bu halle örtüşen modernist, postmodernist teknikler, dıştan içe çevrilen yolculuklar, zamanın çizgisel geleneğinin bozulmasını içlerine aldılar. James Joyce, Kafka, Marcel Proust, italo Calvino yazdıklarıyla insana değişik, yeni bir biçimle dokundu. Düşünce ve algı sistemimizin tembel alışkanlığı,keyfi, sakinliği bozuldu. Göl maya tuttu. Üstelik okuduğumuz acayipliklerden, tuhaflıklardan, anlamsızlıktan haz alıyorduk.Kendimizi tanımaktan korkuyor ama tanımak da istiyorduk.Kişiye özel duygu ve düşünce sıçramaları gelişti.

Kitapta şaire ipucu var: “Özde edebiyatın somut gerçekliği başka türlü söylemek için oluşturduğu ve alegori / simge gibi geleneksel metaforik oluşumları da içine alan üst-kavram imgenin mutasyona uğramış bir biçimidir modernist imge” (s:54)Yeni romanlarda imgenin yeri büyük. Şiir yüksekliğindeki anlatımla metin yazarına, hayata ve okuruna yabancılaştırılıyor.

Alain Robbe-Grillet?in anlamla anlamsızlığı barıştıran cümlesini çok sevdim: “Dünya ne anlamlıdır, ne de anlamsız, vardır o kadar.” Lyotard?ın ?postmodern durum? dediği high-Tech; tüketim / iletişim / bilişim /medyanın olağanüstü hal ilan ettiği bir dönemi bütün karmaşıklığı ve hızıyla yaşıyoruz. Metinlerin içine yerleştirilen dinamit ateşleniyor, parçalanan gerçek birleştirilerek yeniden yazılıyor. Bu da postmodernizmin doğal hali.

Bu ön bilgileri özetledikten sonra Türk Romanında Postmodern Açılımlar?da çözümlenen dört romanı bir üstokumacayla yeniden çözüm deneylemesi yapmak istiyorum.Bu bana özel, ne anladığımın özeti olacak. Altmışlı yıllardan sonra gerçekle maddenin arasındaki kaygan alanda gelişen postmodern yaşamın, gerçeğin katı, gülümsemesiz ve affetmez yüzünden, bir kaçış yüzünden olduğunu biliyoruz.Bu durum en çok da edebiyatı değiştirdi.

Postmodern metinlerde okur metnin bir parçası olur.Kuantum mekaniğinde de özne ile nesne arasında, aynı biçimde dalga fonksiyonunda bir bağ vardır.Yani her şey birbirini etkiler, değiştirir.Hisseden parçalar birbirini tamamlar.Metni yazan ile metni yeniden üreten arasında bir duygu bağı, düşüncenin tartışıldığı bir diyalog kuruluyor. Yıldız Ecevit?in kitabında yaktığı lambaların ışığını hissederek yeniden üretim deneylemesiyle incelenen dört postmodern metinle diyalog kurarak bir eleştiri da çözümleme yapmak istiyorum…

Deney 1-) Tehlikeli Oyunlar:

Oğuz Atay.Varoluş kurgusal ve oyunsal düzlemde kaygan bir dille, pastel dokunuşlarla bir tasarım kazanmış.Romanda üç düzlem var: 1- Somut yaşam, 2- Kurmacanın yaşamı (dilsel düzlemde), 3- Hikmet?in iç dünyası.. Roman daha başında uyku parantezine alınarak bir belirsizlik konuyor. Yani okurla peşin pazarlık yapılıyor.Zamanla ve ada öykücüklerle parçalanmış bir yapıda, zihinsel resim mozayıklarıyla, an?larla buluşup ayrışıyor. Hikmet?in (H)?si ve Sevgi?nin (S)?si kalıyor kimliklerinden.Her şey görünmez parçaların enerjisiyle ateşleniyor sanki.

?Tehlikeli Oyunlar? hayatın kurgularla, imgelerle inceltilip görünmezlik hafifliğinde ?yavaş kullan aklını? dedirten bir sis lambasının içine yazılmış.Romanın saati eski sadece. Çünkü zamanı ışık hızıyla çalıştırıyor Oğuz Atay. Bu romanı okumadan okudum. Şu yararı oldu. Karşıdan ısındığım bu kitapla en kısa zamanda tanışacağım.

Romandan çok iyi seçilmiş cümlelerle bir üstokumaca içindeyim: [kendi oyunu (nu) …gerçek olarak yaşamaya karar verir] (s:351), [eğer iyi yazabilirsek iyi bir oyundur] (s:265), [ ben kimdim kimi canlandırıyordum] (s:106) , [Ben de sizleri üçüncü çoğul şahıs yaparım: Onları dinlemezler. Ben de birinci çoğul şahıs olurum.] (s:86). Burası romanın bir öykü adacığı. Dalgalar vuruyor,düşündürücü,anlamlar üst üste. Durup düşünüyorum……………………… [Kasketimi çıkararak bütün bayanların W?lerini selamlasaydım] (s:131).Ulysses?le metinlerarası dilsel bağlantı kuruluyor bu cümleyle. [kaleminin ucu bit[er]. Bilge Hikmet?i terkedemez. Çünkü ona [terkeden kadın rolü verilme[miştir](s:454)

Romanın kurgusu içinde yer yer metinlerarası sıçramalarla zamansal farklılıklar kapatılarak birleştirilir;aynı çağa taşınır, paylaşılır: [Steinbeck?in pamuk ve şeftali toplayan işçileriyle birlikte acı çekeriz, Hamlet?in meselesine katılırız.] der Oğuz Atay günlüğünün bir yerinde.

?Tehlikeli Oyunlar?ın Hikmet?i gecekondunun ha-ha-ha?sıdır. Roman içinde yankılanır acı kahkahası. Üstkurmacada yazar kendi yarattığı albay ile tartışır iç konuşmalarını.Ona duyurur yabancılaşmış sesini.Parça parçalardan yapıştırıp yeniden bakmaya çalıştığı kimliğini kurgular.Elindeki her şey, aklındaki her durak, kurgudan ibarettir.

Oğuz Atay günün tartışmalarına ?Tehlikeli Oyunlar?dan katılıyor: [Beni şimdiye kadar otuz yedinci sayfaya kadar okudular,sıkılıp ellerinden bıraktılar, o sayfam açık öylece kaldım,o sayfada sarardım.](s:77)

Birinci deneylememdeki okumada,üstkurmacanın malzemelerini,yazar/okur arasında başlanan oyunun izleyicisiyim şimdilik.

Deney 2 – ) Benim Adım Kırmızı-Orhan Pamuk.

Oğuz Atay?ın dediği gibi bu roman da belli bir sayfasında sararmış, açık, bekler,durumda kalmasın istiyordum. Ama postmodern bir metni okumak haz almak için bir ön bilgi hazırlığı yapmalıydı yeni okur olmak isteyen. Bu arada Varlık Dergisinde Yıldız Ecevit?in ?Benim Adım Kırmızı?yla ilgili geniş bir çözümleme yazısı çıktı. Çetrefil metni bir problem çözüyormuş gibi okuyarak ayrı bir haz aldım doğrusu. Yıllardır bir okur olarak uzaklaştığım Türk romanına ?Benim Adım Kırmızı?yla döndüm.Orhan Pamuk bu yeni metninde Doğu?nun kültür ögelerini eski Türk sanatlarıyla kaynaştırıp yirminci yüz yılın avangardist edebiyat biçimlerinden geçiriyordu.Birikimini çok iyi kullanan, ya da yazarken araştıran Pamuk, romanını ?minyatür sanatı,meddahlık, halkbilim ve tarihi?ni eğlenceli, gerilimli ve merak uyandıracak, yer yer romantik bir dille biçmlendirip kurgulamış. Çoğulculuk ilkesi metnin dokusundaki esas renk. Romandaki ağız çokluğu bir karnaval havasında, zamanları birleştirip barıştırdığından karşıtlıklar/bakışımlılık uyum içinde.Şeyler birbirlerini etkilemeden yoruma ve yeniden üretime açık bir biçimde yan yana: Tanrı,şeytan, ruh ve madde, güzel, çirkin, köpek, at, ağaç, insan, Kara ile Şeküre,Hüsrev ile Şirin ve Ferhat, Kuran âyetleri,kırmızı mor,,, ağız birliği içinde…Yap-boz oyunu, labirentli bilmecelerde çıkış yolunu bulmanın keyfiyle, rahatlığıyla bilinçaltının külleri ateşleniyor. Düşüncenin karşı kıyısından romana bakınca bir yazan da siz oluyorsunuz.

Orhan Pamuk polisiye izleğini, aşkın kabalığını ve inceliğini, yaratımın üslup alanındaki tartışmalarını çift kodlu (nesnel/düşsel) sürdürüyor.Bir bakıma sanatçı romanı olan ?Benim Adım Kırmızı?, estetik bütünlüğünde siirsel/romantik/minyatür/öykülemelerle , Hüsrev ile Şirin?in mistik aşkıyla yer yer buluşuyor.

?Benim Adım Kırmızı? 16. yüzyılda üslup çatışması nedeniyle öldürülen nakkaşların katilinin bulunması üzerine kurulur. Nakkaşlar şimdiye kadar yan yana gelmemiş bir biçimde aynı zamanda dedektiftir. Kitap bir polisiye roman gibi başlar ve biter. Bazı yerlerde gerilim, bohçacı Ester?le yabancılaştırılıp, unutturulur, okur üstkumaca düzleme taşınır. Nakkaşlar kılıç ve kalkanla dövüşürken birdenbire resim sanatı üzerine konuşmaya başlarlar. Burada da gerilim filtre edilir.

Kırmızı, kanlı canlıdır romanda. Ve romanın üstüne damlar. Bu damlada gül, gelincik, dudaklar,aşkın fısıltısı, yürek,, vardır. Çocuklar, manav, yatak odası, argo, porno,oğlancılık, belden aşağı deyişler kendine söz alanı bulur.

Harflerin bir yay gibi çekilerek, anlatımın resimlenmesi,minyatür kırmızısıyla boyanması romanı epik bir metne dönüştürür. Meddahlar çözüm üreten kişiler olarak kullanılır.Renklerin estetiği çeşitli duygulardan yansır, çağrışımlarla hatırlarsınız, ?çiçek rengi şarkılardan?. Kırmızı, bir roman kişisi gibi konuşur.

Estetik bir biçim olan metinlerarasılık, aslında metnin yeniden üretilmesidir.Kuran âyetleri, Gülün Adı, Ferhat ile Şirin, Attar,Gazzali, Dante yeniden dokunur. Orhan Pamuk soluk bir rüzgâr estirir Benim Adım Kırmızı?da. Kara ile Şeküre suda bir surettir.Okur kurmaca metnin içinde gizli bir yerde durur. Kitap,lar?a dönüşür. Sayfalar sararır ve insanlara benzer bir şekilde oradan oraya koşuşturur.Dünya boşluğa düşer.Son sözü okura bırakır kurmaca metinler.Bu postmodernist estetiğinin bir koşuludur.Orhan Pamuk sanat görüşünü Orhan/Şeküre/Şevket üçgeninde belirler. Kitap boyunca tartışılan şey sanatın sorunsallığıdır.

?Benim Adım Kırmızı? okuru yönlendirmez; betimleyicidir. Bu avangardist metin, okurun içinde iz sürer. Çoğulcu ve ucu yeniden üretime açık olan metinler Türk okuruna yabancıdır. Yeni estetikle donatılmış sanat ürünleriyle diyalog kurmak istiyorsak buraya kadar gelen öncü bilgiler yeterli.. İşte Yıldız Ecevit?in kitabı bu görevi üstlenmiş.

Deney 3- Bin Hüzünlü Haz ? Hasan Ali Toptaş :

Önce şu saptamayı yapmalı: H.Ali Toptaş avangardist, çoğulcu estetiğin en ucunda, soyut ürünler veriyor. ?Postmodern kokteyli?nde elitist / biçimci bir sunuluş var.

Yazmadığında yazan kendini özleyen bir yazardır o. Yaşamın kaotik, grotesk katmanlarını, ?eşzamanlı ve çoğulcu? biçimde açarak,fantastik, masalsı, romantik imgelerle boşlukları görünür kılmaya çalışıyor. İşi soyut olduğundan işçiliği zor. Bin Hüzünlü Haz, uzun metrajlı bir şiir filmi bence. Bir şiirden geriye neler kalıyorsa öyle bir duygu özeti içindeyim.

Benim Adım Kırmızı?yı okumak için hazırladığım ben, Bin Hüzünlü Haz?ı da okuyabildi. Hiç doğmamış olan Haraptarlı Nafi ?Hayat nedir diye sorarsan bilmiyorum evlat; sormazsan biliyorum?diyerek girişte romanın kurmaca boyutunu ortaya koyuyor. Plastik orman yangını,sanal deniz suyuyla söndürülür.Ve sonra bu küllerden imge kuleleri kurulur.Okur da yazarı gibi, [uçsuz bucaksız bir sessizliğin ortasında tek başına]?dır. Bin Hüzünlü Haz?ın içinde. Hayalet kahraman Alaaddin?i bulmak umuduyla, kaotik / grotesk algılamalarla zamanda gezinir.[hayal ede ede], [bile isteye]. Postmodern kurgular birer hüzünlü mantar gibi ürer yazarın iç avucunda.Tabiidir ki yaşamın bu başa çıkılmaz,yorucu saçma hızı, yaşamın düşlenmesine ve içteki aynadan ikinci elden yansımasına neden olur.

Belirsizliğin siyahı, beyaz içinde; [..olasılığın şarkıları..olasılığın masalları..olasılığın gülüşmeleri..olasılığın horultuları.. olasılığın ayak sesleri]?yle grileşir.(s:113). Artık gri, okurun da en yorgun düşen enerjisidir.Bin Hüzünlü Haz?daki polisiye ögeler gerilim, romantizm, heterojen karmaşık ve eklektik. [bir tekrar yığını halinde üzeri [n]e çullanan hayatın ağırlığına katlanabil[mek]içindir yapılan her şey. Kurmacanın sınırsızlığı sınır çiziktirir bir yerde, belirsiz, belli.

[kalbi yeşilinde,neşeli kıvrak bir ıslık]?la. anlatı ormanında gezen H.Ali Toptaş üstkurmacanın katları arasında gerilir.Metin kendisi bir anlatıcıdır. Alaaddin?le masalsı bir hikaye zemini üzerine oturtulduğundan sonuçta hâlâ okur bir hüznün içindedir. Hayat alnına her okurla bir harf daha koyar.

Yoğun imge hücrelerinden dokunmuş roman, taa en başından okurla uyum sağlayamaz, sağlar, postmodernizmi reddeder ya da algılarsınız. Bin Hüzünlü Haz, anlam katlarında soyut figürler çizer. Kâh Alaaddin, kâh yazar [alacakaranlık bir zamanın derinliklerine doğru belki yüzlerce yıl durup dinlenmeden yürür]?ler..

Deney 4 ? Fındık Sekiz ? Metin Kaçan:

New Age (yeni çağ) postmodern metinlerin çoğulculuk ilkesi mistik/aşkın/kozmik paradigmalar zincirine bağlıdır. Rasyonalist/determinist değerlerin karşısındadır. Duygusal zekâyı, Uzakdoğu felsefesini, bilime katar. Yani bilim ve mistisizm yan yanadır. Einstein ve Heisenberg?in buluşlarında mutlak gücün bir parçası, salkımın tanesidir insan.

Fındık Sekiz, tasavvuf ile bıçkın/külhani anlatımı birleştiren bir kitap. Yine üstokumaca; okumadan okuma yaparak, inceleyeceğim bu postmodern metni. Şimdiye kadar kendi türü içinde farklılık arzeden şeyin ?tarz? olduğunu söylüyor yazarı Metin Kaçan. Haa şunu anlıyorum: Ağır Roman?ın özgür kişisi Gıli Gıli, değişmek, metafizik bir töre?nin içinde Fındık Sekiz?in Meto?su olmak istiyor. [taklaya düşen martı[nın] kendine gelme[siydi] bu istek.

Ruhun temizlenmesi Tanrıya ulaşmanın şartıdır. Bu yolda Hayat, Bahar, Çiğdem kadın isimleriyle metafore edilen doğal bir kaynaktan geçer Meto.Ve Metin Kaçan hidayete erer. Doksan sayfalık Fındık Sekiz bu kadar ayrıntıyı, çözümü, dil felsefesini acaba nasıl yedirdi kendine?

Renk simgeselindeki ayrıntılar yeni değil.Her okur bilir ki kırmızı cinselliğin rengidir. Sonra [küstah kırmızı, çekingen sarı, utangaç yeşil, akıllı beyaz](s:17) doğrusu bende durup düşündüğüm bir duygu yaratmadı.Pek zanaatkârca bulmadım bu yanyanalıkları. Bir başka hoşsuzluk, [bu ıslak ve kızıl havada kaderiyle karşılaşacağı âna pergel sallıyordur](s:22). Pergelin sallanmasındaki resimde dilin yarattığı estetik bir durum yok bence. [..yağmurun gökyüzündeki pamuktan annesinden ayrılırken ağladığı gibi.] (s:72,73). Anne ile çocuk, yağmur ile pamuk kişiselleştirilmesinde de sıradan bir çağrışım var gibi…

Fındık Sekiz, kendi türü içinde, kabuk değiştirerek, ya da organ yenileyerek bir üst duruma geçen bir metin belki. Ama Benim Adım Kırmızı?daki çoğulcu yaratımın işçiliği, duyguları,çeşitliliği, estetiğin sindire sindire, yavaşça beliren güzellikli hafiflemiş yüzü Fındık 8?de bana görünmedi.

Türk Romanında Postmodern Açılımlar?ı okurken kitaptan özetlediğim ön bilgilerle dört metin okudum. Benim Adım Kırmızı ve Bin Hüzünlü Haz?ı bire bir okuyarak diğer ikisini okumadan okuyarak üstokumacaya taşıdım.Edebiyat tarihinin bilimsel gelişmelerden aldığı etkiler, insanın varoluş sürecindeki duygu ve düşünceleri, üretimleri özetlenmiş. Dört örnek mikroskop altında bilimsel bir yöntemle incelenmiş.Yıldız Ecevit bu kitabında da zamanın dokusunu,bilimsel etik anlayışıyla buluşturmuş. İncelediği yapıtları, türleri içindeki ayrılıkları, farklılığı, doku uyuşmazlığı,bağışıklık sistemindeki açmazlarıyla, çok ayrıntılı ele almış.Türk Romanında Postmodern Açılımlar böyle bir güvenirlilik taşıyor. Doğal bir yönsemeyle kalemim ve duygusal zekâm, üstokumacam, Benim Adım Kırmızı?yı türlerin içinde başat bir karakter olarak gördü.O tam bir kırmızı, kıpkızıl,doğal.. Sanatçı romanı, evet bu doğru. Çağını aşan, çoğulçu hoşgörülü, avangardist, şiirsel, ve biraz da romantik bir kitap. Metinlerarası zenginlikleri kendi dokusuna çok iyi uydurmuş. Alıntılık arzetmiyor. Metnin her satırı estetik anlamları kat kat katlamış. Aç açabildiğince, gör gerebildiğince ve tut ucundan, kozmik bir noktaya as,,,

Yıldız Ecevit?in kitabı yazarkenki coşkusunu yinelenen satırlar arasında hissederek ben de dalgalandım bu üstokumacada. Emek vererek okuduğum ve yeniden ürettiğim Türk Romanında Postmodern Açılımlar, hafızamın en derin yerine ömür boyu kullanılmak üzere kaydedildi. Kilitlenmiş olan her kitabı bu anahtar kitapla açacağım umudu bende hep taze kalacak.
ŞÜKRAN KOZALI (Varlık Dergisi Temmuz 200l)

Türk Romanında Postmodernist Açılımlar
Yıldız Ecevit
İletişim Yayınları
240 sayfa, Baskı Tarihi: 2001

Yıldız Ecevit ‘in Hayatı
İstanbul Üniversitesi, Edebiyat Fakültesi, Alman Dili ve Edebiyatı Bölümü’nü . Yüksek lisans ve doktora çalışmalarını Hacettepe ve Ankara Üniversiteleri’nde Türk ve Alman edebiyatları arasında karşılaştırmalı olarak yaptı. 1986-2000 yılları arasında Ankara Üniversitesi’nde öğretim üyesi olarak çalıştı. 1996 yılında profesör oldu. Ankara ve Bilkent Üniversitelerinde Alman Edebiyatı, Avangard Edebiyat ve 20. yüzyıl dünya romanı alanlarında dersler verdi.

Eserleri
* Ben Buradayım… (2005),
* Türk Romanında Postmodernist Açılımlar (2001),
* Orhan Pamuk’u Okumak (1996),
* Bozkır Kurdu’nun Düş Yolculukları/Hermann Hesse (Derleme) (1994),
* Kurmaca bir Dünyadan (edebiyat incelemeleri) (1992),
* Intellektuellenproblematik bei Max Frisch und Oğuz Atay (1990), *İsviçre-Alman Edebiyatı (1990),
* Flissengen Haritada Yok/Maja Beutler (Çeviri) (1990),
* Oğuz Atay’da Aydın Olgusu (1989)

Yorum yapın

Daha fazla İnceleme
Hititler – Stefano De Martino

İtalya'nın Trieste Üniversitesi öğretim üyesi Prof.Dr. Stefano De Martino, Türkçe'ye çevrilen "Hititler" adlı kitabını Anadolu Medeniyetleri Müzesi'nde tanıttı. İtalyan Hoca,...

Kapat