Tütünün Zararları – Bir Konuşma adlı oyun, Anton Çehov

Anton Çehov’un bir monolog olan ?Tütünün Zararları? adlı oyununda, hafif sıkıntılı fakat aynı zamanda komik bir ruh hali içerisinde olan Iwan Iwanowitch Nuchin isimli adam, tütünün zararları hakkında bir konuşma gerçekleştirecektir. Çünkü eşi, bu konuda konuşma yapması için ona emir vermiştir. Bay Nuchin, şahsen tütün tüketmektedir ve konuşma esnasında, konuşmanın ana fikrinden bolca sapmaktadır. Seyircilere konuşması boyunca konudan konuya atlayarak, trajikomik bir şekilde hayatından, ilişkilerinden bahsediyor.

“Konuşmacı, favorili, fakat bıyıksızdır. Eski bir elbise giymiştir. Kasılarak girer. Eğilerek selam verir. Yeleğini düzeltir.
Sayın bayanlar… Hadi usûle uyalım ve baylar! Herhangi bir konu üzerinde konuşmam için karıma başvurulmuş, niçin konuşmayayım? Madem ki konuşmam gerek, o halde konuşayım; bence hepsi bir, hepsi bir, hepsi bir! Yalnız size şunu söyleyeyim ki, profesörlüğüm olmadığı gibi, ilmi bir unvanım da yok. Böyle olmakla beraber, otuz yıldan beri durmadan ilmi konularla uğraşmaktayım. Bazen bayağı kafa patlatıp, ilmi yazılar yazarım… daha doğrusu pek ilmi değil de, nasıl söyleyeyim, ona yakın. Nitekim bugün de “Bazı Böceklerin Zararları” konulu önemli bir yazı yazdım. Bu yazımın özellikle tahtakuruları ile ilgili bölümü kızlarımın çok hoşuna gitti. Fakat ben birkaç defa okuduktan sonra yırtıp attım. Öyle ya, hâlâ DDT kullandıktan sonra ne faydası var yazının? Üstelik bizim tahtakuruları kuyruklu piyanoda bile kol geziyor. Çıkan müziği varın siz hesabedin!
Bugünkü konuşmamın konusu, “Tütünün Zararları.” Tütünün insan nesli üzerinde yaptığı zararlar. Hemen şunu söyleyeyim, ben de sigara içerim. Fakat, ne var ki, karım tütünün zararları üzerine konuşmamı -ş’apptı- emretti. Eh, bu emre boyun eğmekten başka çare yok. Madem ki tütünden söz etmem gerek, o halde ben de tütünden söz edeyim. Bence hepsi bir, hepsi bir, hepsi bir!
Size gelince bayanlar ve baylar, konuşmamı büyük dikkat ve ciddiyetle dinlemenizi tavsiye ederim-. Eğer içinizde bu kadar ciddi ve ilmi konuşmadan ürken varsa, şapkasını başına koyduğu gibi, doğru evine gitsin. Şapkası yoksa şapkasız gitsin!
(Yeleğini düzeltir)
Evet, aranızda bir doktor var mı? Eğer varsa, kendisinden ayrı, özel bir dikkat rica edeceğim. Belki bir şeyler gösterebilirim.
Tütün zararlı bir bitki olmakla beraber, Tıp’ta da kullanılır. Mesela, bir sineği tutup bir enfiye kutusunun içine koysak, n’olur? Geberir. Niçin? Geberir de ondan! Tütün, genel deyimle, bir bitkidir… Ha, evet. Ben konuşma yaparken ekseriya sağ gözümü kırparım. Siz ona kulak asmayın. Bu alelade heyecanın tesiridir. Mani olmaya çalışırım… Ben genellikle sinirli bir adamım. Bu bende, 1889 yılının Eylül ayının 13. günü başladı. O gün karım. 4. kızımızı, Barbara’yı dünyaya getirmiştir. Zaten benim bütün kızlarım hep ayın 13’ünde doğmuşlardır. Fakat… (Saatini çıkarıp, bakar) Zamanımız az olduğu için, konumuzun dışına çıkmayalım.. Ne var ki, size şunu söylemek zorundayım. Karım,- bir musiki mektebi, bir de hususi pansiyon -daha doğrusu, pek pansiyon değil de, eh, ona yakın bir şey- işletir…

(Sesini alçaltır)
Söz aramızda, daima parasızlıktan dem vurur. Oysa kirli çıkısında, aşağı yukarı 40-50 bine yakın parası vardır. Bana gelince, meteliğim bile yoktur. Her neyse, bırakalım bunu.
Karımın pansiyonundaki görevim, nasıl derler, bir nevi vekilharçlıktır. Erzak temin ederim, masrafları yazarım, uşakları gözetlerim, gücümün yettiğince, tahtakurularını yok ederim, karımın fino köpeğini gezdiririm, fare tutarım… Mesela, dün gece, bugünkü menü için gözleme yapılacağından aşçıya tereyağı ile yumurta vermiştim; Fakat tam canım gözlemelerin hazır olduğu sırada, -yani bugün- karım gelip de, üç çocuğun .boğazlarından rahatsız olduklarını, dolayısıyla gözleme yiyemeyeceklerini söylemez mi? Bu yüzden birkaç gözleme arttı. Peki, n’apalım bunları? Karım, önce, kilere koymamı söyledi. Sonra uzun uzun düşünüp “Bunları sen ye bostan korkuluğu” dedi. Keyfi’ yerinde olmadığı zamanlar bana hep bostan korkuluğu der. Yahut, engerek yılanı. Veya şeytan! Niçin bostan korkuluğu oluyormuşum? Çünkü hep keyfi yerinde değildir de ondan.. Fakat ben o gözlemeleri yiyemedim, yuttum. Açlıktan, çiğnemeden yuttum. Çünkü hep açım. Nitekim dün karım yiyecek vermedi. Ve “Sana bostan korkuluğu, sana ekmek yedirmek haram” dedi. Böyle olmakla beraber…
(Saatine bakar)
Çok gevezelik ettik ve konudan uzaklaştık. Peki, devam edelim… Tabii biliyorum, bu konuşmanın yerine, bir aşk şarkısı dinlemeyi tercih edersiniz. Etmez misiniz? Edersiniz tabii. Bir senfoni, yahut başka şey… Ya da bir arya: “Artık hercailik etmeyeceksin… Yuvana, yuvana döneceksin…” Ha bakın, bir mesele daha var… Karımın musiki mektebinde, yukarıda sözünü ettiğim işlerden başka, cebir, fizik, kimya, coğrafya, tarih, musiki, edebiyat gibi dersleri de okuturum. Bunlar yetmiyormuş gibi, karım bendenize, dans, şarkı öğretmenliğini de yükledi.
Bizim mektep Beş Köpek sokağı 13 numaradadır. Zaten benim bütün talihsizliğim, bu 13 numarada oturmaktan ileri geliyor. Az önce söylediğim gibi kızlarım hep ayın 13’ünde doğdular. Evimizin 13 penceresi var. 13’ü uğursuz sayarım. 13… Neyse, bırakalım bunları! Mektep ve pansiyon hakkında bilgi almak isteyen varsa karım her zaman evdedir. Ayrıca mektebin programı kapıcıda 30 kuruşa satılıyor.
(Cebinden birkaç nüsha çıkarır) Ama isterseniz birer tane verebilirim şimdi. Tanesi 30 kuruş. (Duruş) Kimse istemiyor mu? Öyleyse 20’ye. (Duruş) Yazık!
Evet, o 13 numara! Ömrüm orada geçti, serseme döndüm. Bakın, ben şimdi burada konuşma yapıyorum ve size göre mutlu pırıl pırıl bir görünüşüm var. Oysa avazım çıktığı kadar bağırmak, dünyanın sonuna kadar koşmak geliyor içimden. Kan ağlıyorum, ama derdimi anlatacak kimsem yok. İşte bu beni deli ediyor. Diyeceksiniz ki kızlar sadece gülerler. Sadece gülerler.

Karımın, yani bizim 7 kızımız var. Hayır, pardon, 6 zannederim… Yo, yo, 7! En büyükleri, Anna, 27 yaşında, en küçükleri 17. Bu 7 rakamını nasıl denk düşürdük, hâlâ anlamam!
Baylar ve Baylar!
(Çevresine bakınır)
Ben bedbahtım, sersemim, önemsiz bir adamım, ama şunu da biliniz ki, babaların en mutlu-suyum. Evet, evet! Bu böyle olmalı, ben kimim ki aksini söyleyeyim? Karımla tam 33 yıldır beraber yaşıyoruz, inanın, bu 33 yıllık zaman, hayatımın en iyi yıllarıdır. Değilse bile, genel olarak öyledir diyebilirim. Bu kadar uzun bir zaman, nasıl denir, bir tek mutlu an gibi gelip geçti. Doğrusunu söylemek gerekirse, gelip geçemez olsaydı. Olmaz olsaydı!
(Arkasına bakar)
Sanırım ki karım daha gelmedi, burada da değil. Onun için istediğimi söyleyebilirim. Ondan korkuyorum. Evet, bana baktığı zaman tir tir titriyorum. Ha bakın, bir mesele daha var. Kızlarımın şimdiye kadar koca bulamamaları, sırf kendi korkaklıklarından, kimseye görünme-melerindendir. Ama bunun yanı sıra da karım parti vermez, kimseyi çağırmaz yemeğe. Çok hasis, zalim, hırçın, titiz bir kadındır. Zaten bu yüzden de kimse bizim evin kapısını çalmaz. 33 yıldır bu böyle. Fakat size bir sır vereyim. (Önce yaklaşır)
Bayram günleri bizim kızları halalarının evinde görebilirsiniz. Bu kadıncağız asil ve romatizmalıdır. Sarı üzerine siyah benekli entarisiyle tıpkı bir hamamböceğine benzer. (Sessiz güler. Yüzüne acı basar. Tekrar güler, yerine döner)
Evinde her şey emrinizdedir. Hem yiyebilir, hem karım olmadığı zamanlarda da… (Göz kırpıp, içme işareti yapar)
Ben bir kadehle kafamı bulurum. Ve derhal büyük bir mutluluğa boğulurum. Ama aynı zamanda öyle bir hüzün yapışır ki yakama, anlatamam. Birden gençliğim düşer aklıma. Nasıl başımı alıp kaçmak gelir içimden. Bir nasıl her şeyi fırlatıp atarak, hiç ardıma bakmadan kaçmak. Uzun, upuzun! Fakat nereye? Nereye olursa. Yeter ki bu âdi yaşamadan, bu miskin, zalim, 33 yıldır beni kemiren cadıdan; musikiden, mutfaktan, karımın parasından çok uzaklara. Mavi gökyüzü altında, bir ağaç gibi, bir kazık gibi hür yaşamak; bütün gece parlak ve sessiz mehtabı seyretmek. Ve her şeyi unutmak; unutmak! Hiçbir şey hatırlamamak… Kim bilir ne kadar güzeldir hiçbir şey hatırlamamak? Şimdi n’apıcam, biliyor musunuz? Ceketimi çıkaracağım. Evlendiğimiz günden beri bu pis ceketi giyiyorum. Düşünün,, burada konuşma yapıyorum ve hâlâ bu ceketi giyiyorum.
(Ceketini çıkarır yere atar). Çıkar şu mereti! (Çiğner) Oh be!
Ben fakirim, ihtiyarım, patetik bir herifim ben.
(Sırtını döner. Yeleğin arkasını gösterir)
Tıpkı bu sırtı yırtık, yağdan parlayan yelek gibi! Ne var ki, ben de bir zamanlar gençtim, zekiydim. Ben de üniversiteye gittim. Benim de kendime göre hayallerim vardı. Adam sanırdım kendimi. Şimdi; şimdi ise bittim. Artık hiçbir şey istemiyorum. Sadece huzur, sessizlik; sadece huzur, sessizlik, dinlenmek.
(Arkasına bakar bakmaz ceketini giyer)
Karım gelmiştir artık, kuliste beni bekler.
(Saatine bakar)
Vakit de çok geçmiş. Eğer size sorarsa, lütfen söyler misiniz konuşmamı. Lütfen söyler misiniz aptal kocasının, yani benim büyük bir başarı gösterdiğimi… (Arkaya bakar, boğazını temizler)
Aman buraya bakıyor!
(Sesini yükseltir hemen)
Deliller açısında -hm- yukarıda da söylediğim gibi, tütün çok zararlı bir bitkidir. Onu hiçbir şekilde kullanmayın.
Sonuç olarak, bugünkü “Tütünün Zararları” konuşmamın sizlere faydalı olacağını umarım. Bu kadar! Dixi et animam levavi.”
(Eğilerek selam verir. Kasılarak çıkar)
“Konuştum ve kafamdaki yükü attım.”

Tütünün Zararları – Bir Konuşma adlı tek perdelik oyun, Anton Çehov (1886-1902),
birinci basım Mart 1966, çev. Yılmaz Gruda.

Yorum yapın

Daha fazla Tiyatro oyunları
Antigone, Sophokles

Antigone (????????), Sophokles?in en ünlü tragedyasıdır. *Sophokles?in ölümsüz eseri Antigone, Milattan Önce (M.Ö.) 442 yılında Eleusis şenliklerinde oynandı. Thebai Üçlemesi?nin...

Kapat