Umudun Gölgesi – Zafer Köse

Sevgili Gülay, ne güzelsin sen. Ne kadar saf, ne kadar insan, ne kadar onurlu. Hep haklı olanlar kazanır sanıyordun. Ve siz haklıydınız.

Barbarların, zulmetmek için kendi kurallarıyla gelip egemenlik kurdukları o 12 Eylül gününden sonra, bak, ne çok zaman geçmiş. O günden sonraki her gün, sizin haksız olduğunuz, kötü olduğunuz sanılsın diye uğraşıldı. Televizyon dizilerinde, kendi zavallılığından ve kendi ilkesizliğinden utanmayan kişiler, sizleri mizah malzemesi olarak kullandı. Gazetelerde, romanlarda hatalarınız anlatıldı. Ne çok kişinin işine geldi, sizi eleştirmek.

Bizler, o günlerde çocuk olmamızı bahane olarak kullandık, sonradan da üzerinde düşünmedik. Düşünsek de gerçekleri görmeyi göze alamadık. Haklı tarafta yer almak için gerekli cesareti bulamadık. Unutmanın kirli bir örtü gibi memleketin üstüne serilmesinden, yeni yetişenlerin gerçeği öğrenmemesinden faydalandılar; çarpıttılar.

Bunca yıldır vicdanlarımızı öldürmeye çalışıyorlar. Dünyayı dünya olmaktan, insanı insanlıktan çıkarmaya çalışıyorlar.

Ama ne olursa olsun, insanın bir vicdanı olduğu gerçeğini değiştiremediler. Dağlar kadar gerçek, nehirler kadar kadim, öylesine doğal bir şey, şu vicdan dedikleri.

GÜLAY, GÜLAYIMIZ

Başaramayacaklar! Seni tanıyınca canlanan yüreğimden biliyorum Gülay; biliyorum, her insanın yüreğinde sana bir yer var. Sadece güzellik, kırılganlık değil, sadece memleketim değil sende gördüklerim. Ve sen, sadece bir romanın içindeki karakter değilsin.

En zor anlarda, en umutsuz durumlarda, insanın karşısındakine inanmak istemesindeki çaresizliği gördüm sende. İşkenceci bile olsa, karşındakinin içinde bir insanlık olabileceğini düşünmek, bundan medet ummak; belki acıma duygusunu bildiğini düşünüp bir iletişim kurmayı kabul etmek? İyi polis ? kötü polis oyununun ne olduğunu zaten biliyordum, bunun insan ruhuna etkisini de anladım.

Sonra, o ?şey?i de anladım. Kalbinin derinliklerinde, insanın, kendisinin sevilmeye layık olduğuna emin olmak istemesiyle ilgili bir şey. Sevildiğine inanmak istemekle ilgili bir şey.

Bir kadının vücuduna, onun isteği dışında dokunmanın ne olduğunu bile hissettim. İstemedikleri halde kendilerine dokunulduğunda, yalnızca dokunulduğunda, erkeklerin bilemeyeceği bir acıyı fark ettim. Dokunuşun erkeklerde, değdiği yerde kaldığını, kadınlarda ise tenden içeriye öldürücü bir zehir gibi sızdığını anladım. Yüreğe varıp onu kaskatı ettiğini anladım.

Anladım Gülaycığım. Seni anladım

DOSTLAR, DOSTLARIMIZ

Sevgili Ali, Hasan, Elif; ne büyük mutluluk sizleri tanımak! Sizde insanlığın bir örneğini gördüm. Dostluğun ve yiğitliğin gereğini yerine getirirken yaşadığınız o küçük ikircikler var ya, onlar sizi daha da büyütüyor gözümde.

Özellikle sen Elif, hiç kafana takma lütfen, biraz tereddüt yaşamış olmayı. Korku nasıl da yüce bir duygu olabiliyormuş bazen. Kolay olduğu için, sıradan olduğu için değil, doğru olduğu için, size öylesi yakıştığı için verdiğiniz kararları uygulamak elbette yüreğinizi ürpertecektir.

Ayşegül Devecioğlu; bu güzel insanların yaratıcısı sevgili yazar… ?Kuş Diline Öykünen? ne güzel bir roman!

Yaratıcılığın, ilginçlikler uydurmak olmadığını; dikkat çekmeyi veya farklı olmayı amaç haline getirmeden bir gerçeklik yaratmak olduğunu teyit etmiş oldun. Hikaye anlatmanın, atmosfer oluşturmanın, karakter canlandırmanın güzelliğini bir kez daha gördüm.

Hiç de didaktik olmadan aktardığın düşüncelerini de okudum: 12 Eylül?ün iki temel hedefi olan bir program olarak uygulandığını. Yerli sermayeyi uluslararası sermayeye entegre etmek. Ve dünya büyük sermayesinin taşeronluğunu yaparken, yerli sermayenin kendisine ayak bağı olacak bir emek direnişiyle karşılaşmasını önlemek.

12 Eylül?ün bu amaçla, muhalefetin yaşama şansı bulamayacağı koşulları hazırladığını okurken, sonraki yıllarda neden dinciliğin yükseldiğini anlamak hiç zor olmuyor.

Seni de anlıyorum Yavuz. Boşunalık duygusunu. Değiştiremeyeceğin bir şeye, kesin bir şeye, yani zamana boyun eğmek duygusunu. Bitkinlik?

?Biz, kaybolan şeyin gölgesiyiz? diyorsun ya Gülay?a. İşte orada yanılıyorsun. Sizin hikayeniz, bizim umudumuzdur. Sizde gördüğümüz insan özellikleri bize güç veriyor. Eşit, özgür, kardeşçe bir hayatın insana yakıştığının ve bunun mümkün olduğunun kanıtısınız.

Sizler, yaşamanın sağ kalmaktan daha fazla bir şey olduğunun; sağ kalmanın üzerine bazı değerleri ekleyerek insanca yaşanabileceğinin göstergesisiniz.

SÖZÜ VE SESİ AŞANLAR

Sevgili Yavuz, tam o anda, İbrahim?in seni görmesini istiyorsun ya… Boyun eğmediğini, pişman olmadığını söylüyorsun ya… İnan ki, sesin zamanı da mesafeleri de aştı. İbrahim duydu ona seslendiğini.

Evet sevgili İbrahim, Yavuz da biliyor, o anda onun yanında olmak isteyeceğini. Bir bağlantı kuramasanız da, sürekli iletişim halinde olduğunuzu biliyor. İnsana umut taşıyan o en güzel sözcükleri fısıldadığını duyuyor:

?Hiçbir ağaç bu kadar harikulade bir yemiş vermemiş olacaktır.?

Zafer Köse
zaferxkose@gmail.com

Yorum yapın

Daha fazla Makaleler, Yazarlarımızın son çalışmaları
Süt Rengi: Özgürlük deyip düşmek lazım yollara

Hardy?nin Tess?ini anımsatan Mary, para karşılığında bir paket gibi satılmış, ailesi tarafından umursanmamış bir çiftlik kızı. Pek çok kez ?başka...

Kapat