Unutulmaz bir öykü kişisi: “Kancay”

Halikarnas Balıkçısı Merhaba Akdeniz’in genişletilmiş ikinci basımı 1962’de yapılır. Bu öykü kitabında yer alır “Kancay”. Unutulmayacak öykü kişilerinden biridir.

Unutulmaz roman kişilerinden sık sık söz açarız. Ya öykü kişileri? Unutulmayacak pek çok öykü kişisi var edebiyatımızda. Ne var ki pek anılmıyorlar. Sabahattin Ali’nin, Sait Faik’in kişileri; Kemal Bilbaşar’ın “Zümbül Hanım”ı, Nezihe Meriç’in “Ümit Fakirin Ekmeği”ndeki hüzün dolu genç kadın… Aklıma ilk gelenler. Git git çoğalır bu liste. Necati Cumalı’nın “Yalnız Kadın”ını nasıl unutabilirim!

Dün gece de birdenbire “Kancay”ı hatırladım. Halikarnas Balıkçısı 1947’de –benden iki yaş büyük- Merhaba Akdeniz’i yayımlar. Genişletilmiş ikinci basımı 1962’de yapılan bu öykü kitabında yer alır “Kancay”. Unutulmayacak öykü kişilerinden biri de Kancay’dır.

Kancay bir çingenedir. Anası, Kancay’ı dağ başında doğurur. Dağlar ansızın aydınlanır, geceye karşın ışığı boğulur. “Kadın aya, ‘Galiba çoğalıyorum!’ diye” bağırır. Doğa el uzatır; Kancay’ın annesi ağaç kütüklerinden, topraktan yardım görür.

Kancay özgürlüğün simgesidir. Toplumsal yaşamadaki özgürlük kavramını bilmez çingene, insanların yüzyıllardan beri özgürlüğü aradıklarından da habersizdir. Ama Kancay’ın “gönlü hürriyetin ta kendisi”dir.

Dolayısıyla dikbaşlıdır Kancay, onurludur. Kendini ezdirmemeyi doğadan, kardeşi dağlardan taşlardan öğrenmiştir. Savaş vurguncularının şenliklerinde, düğünderneklerde göbek atar bir süre. Parayı tanımıştır ilk kez. Parayla birlikte sevinci, mutluluğu gölgelenir. Zengin, mağrur Hafize Hanım’ın “hak tuuh” diye tükürükleyerek alnına yapıştırdığı on lirayı onuruna yediremez. Kocakarıyı tokatlar.

O kasabadan kimse bir daha göremez Kancay’ı. Ama artık çağdaş bir mhyte’tir Kancay. İzmir’de, Aydın’da, Menderes Köprüsü’nde, Bafa Gölü kışısında, Milâs’ta, Bodrum’da, bütün Ege’de, Akdeniz’de tansıksı doğa güzellikleri arasında Kancay’ın geçip gittiğini görür insanlar; ya da gördüklerini sanırlar. Bunlar köylüler, çobanlar, tütün işleyen kadınlardır. Söylenti, rüzgârla, mevsimlerle, denizle, tanyeriyle yankılanır durur…

Toplumsal yaşamanın bu türlüsü, parayı verenin tükürme ‘imkânı’na sahip olması, Kancay’ı tiksindirmiştir. Denizin, kıyıların, mutlaka denize bakan dağların ve ovaların doğasına geri döner. Ölümü bile doğaya dönüşmesinden, doğanın kendisi olmaktan başka bir şey değildir.

Selim İleri
20.02.2015 http://kitap.radikal.com.tr/

Yorum yapın

Daha fazla Makaleler
“Hapishaneler mükemmelleştirilemez”

İçerdekiler daha ilk sayfalarında usta bir yazarın elinden çıktığını belli ediyor. Hapishane yaşamının bireyin iç dünyasına, düşüncelerine ve bedenine yaptığı...

Kapat