“Hapishaneler mükemmelleştirilemez”

İçerdekiler daha ilk sayfalarında usta bir yazarın elinden çıktığını belli ediyor. Hapishane yaşamının bireyin iç dünyasına, düşüncelerine ve bedenine yaptığı etkiyi çarpıcı bir dille işlemiş Victor Serge.

Geçen hafta Şeytan’ın Günlüğü romanını değerlendirirken, yazarı Andrey Andreyev’in Ekim Devrimi’nden sonra Rusya’yı terk ettiğini belirtmiştim. Andreyev’in Finlandiya’ya göç ettiği tarihlerde genç bir adam devrime katılmak için Rusya’ya doğru yola çıkıyordu. Victor Serge’ydi adı; yazar, şair, çevirmen, gazeteci, devrimci ve asiydi. Bütün kimliklerin içini doldurarak yaşadı; en çok da asiliği baskın çıkmış, isyanın bedelini 57 yıllık hayatının on yılını çeşitli hapishanelerde geçirmekle, oradan oraya sürülmekle ödemişti.

Victor Serge ülkemizde pek tanınmıyor, hele ki yazarlık yanı neredeyse hiç bilinmiyor. Aslında dünya edebiyatında hak ettiği yeri aldığı da söylenemez. Bunun bir nedeni devrimci kimliğinin yazarlığını gölgelemesi, diğer nedeni reel sosyalizmin savunucuları tarafından dışlanmasıydı. Yazdıklarının değeri 68 isyanının kültürel ikliminde fark edildi ve Victor Serge’nin yazar kimliği yeniden öne çıktı. Öyle ki, Fransız hapishanelerinde geçirdiği beş yılı anlattığı İçerdekiler romanı Dostoyevski’nin Ölüler Evi, Genet’nin Gülün Mucizesi ve Soljenitsin’in Ivan Denisoviç’in Bir Günü adlı kitaplarıyla karşılaştırmıştı.

İçerdekiler daha ilk sayfalarında usta bir yazarın elinden çıktığını belli ediyor. Hapishane yaşamının bireyin iç dünyasına, düşüncelerine ve bedenine yaptığı etkiyi etkileyici bir dille işlemiş Serge. Üstelik kullandığı modern anlatı teknikleri de dikkat çekici. Ama roman hakkında konuşmaya başlamadan önce hayatı bir roman gibi yaşayan Serge’den söz etmek istiyorum.

Bir roman kahramanı; Victor Serge
Serge, 1890 yılında Belçika’nın Brüksel kentinde doğdu. Asıl adı Victor Kabalçiç’tir. Anne ve babası, Narodnik hareketin önderlerindendi ve Çar. II. Aleksandr suikasti sonrası Rusya’yı terk etmek zorunda kalmışlardı. Serge devlet okullarına gitmedi ama babası sayesinde iyi bir eğitim gördü, Küçük yaşta Herzen, Çernişevski ve Belinski’nin yazılarını okudu. Bir süre Brüksel’in güneyinde Stockel’de liberter bir kolonide yaşadı. 1906’da Brüksel Devrimci Çetesi diye adlandırılan anarşist bir gruba yakınlaştı. Bu yıllarda Peter Lavrov, Élisée Reclusand, Peter Kropotkin gibi isimlerin siyasi yazılarını okuyordu ve topluma karşı bireysel başkaldırı hakkını benimsemişti. 1909 yılında Rirette Maitrejean ile tanıştı ve bu “gotik görünümlü” ateşli militan kıza âşık oldu. İki sevgili Paris’te yaşamaya başladılar. Geçimlerini temin etmek için bir baskıhanede günde on saatten fazla çalışıyordu Serge. Albert Libertad’ın bir sokak çatışmasında ölmesinden sonra haftalık L’Anarchie dergisine destek verdi. Burjuvaziye duyduğu nefreti banka soyarak dile getiren “Bonnot çetesi”yle dergi arasındaki yakınlık, Serge’nin beş yıllık hapis cezasına çarptırılmasına yol açtı. Henüz 22 yaşındaydı. 1912-17 yılları arasını hapiste geçirdi. Hapisteyken Bolşevik devrimini heyecanla izliyordu. Salıverilmesinin ardından Rusya’ya gitti. 1919’da, devrimden iki yıl sonra. Bolşeviklere katıldı. Karşı devrimci beyaz orduya karşı Petrograd savunmasında yer aldı. Gazeteci, editör ve çevirmen olarak Komintern’in ilk üç kongresinde görev üstlendi

Victor Serge ile Bolşevik Parti içindeki görüş ayrılıkları başladığında, 1923 yılında -Leon Troçki, Karl Radek, Adolf Joffe ve Alexandra Kollontai gibi isimlerle birlikte- Sol Muhalefet’e katıldı. 1928 yılında partiden ihraç edildi. İlk kitabı Year One of the Russian Revolution 1930 yılında tamamladı. Ardından Men in Prison, Birth of our Power ve Conquered City yayımlandı. Ayrıca gazete ve dergilerde siyasi yazılar da yazıyordu. Bu, Stalin yönetimini rahatsız etmişti. 1933’te yeniden tutuklandı, ailesiyle birlikte Ural bölgesindeki Orenburg kasabasına sürüldü. Uluslararası bir kampanya sonunda, Moskova Duruşmaları arifesinde -Nisan 1936 yılında- Rusya’dan, tüm yazdıklarına el konulurak sınır dışı edildi.

Resistance adlı şiir kitabı, Midnight in the Century romanı, From Lenin to Stalin ve Russia Twenty Years After adlı siyasi incelemelerini Fransa’da tamamladı. Ancak savaş nedeniyle Paris’te de çok uzun süre barınamayacaktı. 1940 yılında, Nazilerin Paris’i işgalinden hemen önce Meksika’ya sığındı. Yalnız ve parasızdı. Fransa ve Rusya hapishanelerinde geçirdiği yıllar sağlığına zarar vermişti. Buna rağmen 1947’de, Mexico City’de bir kalp krizi nedeniyle ölene dek yazmayı sürdürdü. Memoirs of a Revolutionary adlı anı kitabı ile The Long Dusk ve The Case of Comrade Tulayev adlı romanları ve geride bıraktığı el yazmaları ölümünden sonra yayımlanabildiler.

Yüz yıldır değişmeyen
İçerdekiler’de işte bu hayattan bir bölüm bulacaksınız; 1912 -1917 yılları arasında, Fransız hapishanelerinde anarşist politik bir mahkûm olarak geçen beş yılı….

Hapishaneden çıkışından yaklaşık on üç yıl sonra, otuz beş yaşındayken yazdığı İçerdekiler, Serge’nin ilk romanıydı ve pek çok ilk roman gibi otobiyografik özellikler taşıyordu. Ancak bir anı kitabı da değildi. Serge, henüz hapisteyken böyle bir roman yazmayı planlamış, belki de bu sayede olup bitenlerle kendisi arasına bir mesafe koymayı başarmıştı: “Bu kitap ‘ben’im hakkımda değil, bu kitap birkaç adam, adamlar, toplumun karanlık bir köşesinde ezilmiş tüm insanlar hakkında.”

Anlatıcının hapishaneye girişinden çıkışına kadar geçen süreyi kapsayan bir hikâyede zamanın doğrusal yönde ilerlediği söylenebilir. Ancak zamanın ilerleyişi klasik roman tarzı bir hikâye doğurmuyor. Zaten özetlenebilecek bir hikâyesi yok. Üstelik-anlatıcı da dâhil- öne çıkan bir kahramanı da yok. Kendinden yola çıkarak genel bir insani durumu edebiyat yoluyla açığa çıkartmak için, kendisi de dahil bütün bireysel varoluşları hapishanenin kollektif hayatının parçası haline getirmiş Serge. İçerdekiler kendisi ya da birkaç kişi hakkında değil, insanlar ve hapishane hakkında yazılmış bir roman. Anlatıcının kendisini geriye çekme, olay ve durumları genelleyerek uzaklaştırma yoluyla yaşadıklarını anonimleştiriyor, gerçekten de hapishane hayatına nüfuz ediyor. Victor Serge’nin deyişiyle “Görevi cani ve insan artığı yaratmak olan bu mekanizma”nn hakikatine ulaşıyoruz. Ve anlıyoruz ki; “Modern hapishaneler daha fazla mükemmelleştirilemezler. Mükemmel oldukları için onları yok etmekten başka yapacak bir şey yok.”

A. Ömer Türkeş
20.02.2015 http://kitap.radikal.com.tr/

İçerdekiler
Victor Serge
Çeviren: Gülen Aktaş
Ayrıntı Yayınları
2015, 272 sayfa

Yorum yapın

Daha fazla Makaleler, Romanlar
Yurttaş Brych – Jan Otchenachek

24 Şubat 1979'da hayatını kaybeden Çekoslovak Yazar Otchenachek, "Yurttaş Brych" romanında, Nazi işbirlikçilerine karşı gerçek bir demokrasi mücadelesi veren emekçilerle,...

Kapat