Virgüle Övgü – Elif Şahin Hamidi

virgülün_Şikayeti“Noktalama işaretlerinden yoksun bir metin yazabilir misin?” diye sordum kendime. Belki sadece nokta kullanarak ya da sadece ünlem işaretiyle. Yahut da sadece ağır başlı bir virgülle, uzunca bir metinin sonunu getirebilir miyim, diye düşündüm. Bu yazıyı noktalama işaretlerinden kendimi sakınarak yazmaya giriştim ilk etapta. Elbette biliyordum böyle bir metinde bunu deneyimlemenin sonuç vermeyeceğini. Zira bunun yeri edebi metinler… Bunun kolay olmadığını bir kez daha anladım bu küçük girişimimle. Bunu deneyimleyen büyük isimler var edebiyat tarihinde.

Örneğin, sadece virgül kullanarak upuzun cümleler kuran Kolombiyalı usta Gabriel Garcia Marquez ya da “Ulysses”in bir bölümünü noktasız, virgülsüz kaleme alan James Joyce… Beri yandan bazı sözcüklerden ve hatta harflerden tasarruf ederek yazanlar da mevcut. Sözgelimi, “ve” bağlacından uzak duran Bilge Karasu, “e” harfini sözcüklerine yaklaştırmayan Fransız romancı Georges Perec (“Kayboluş” isimli romanında hiç “e” harfi kullanmamıştır)…

Çocuk kitabı yazarı ve mimar Simlâ Sunay’ın, büyükler için kaleme aldığı ikinci öykü kitabı “Virgülün Şikâyeti”, noktalama işaretlerine isyan bayrağı açan, yalnızca virgül ile yarenlik eden metinlerden oluşuyor. Sunay, bu kitapta adeta virgüle övgü düzüyor ve onu anlamaya dayalı virgülleme öyküleri kuruyor. Bu öykülerde virgül, “Sen bir çekil bakalım şuradan” diye çıkışıyor iktidardaki noktaya. “Ben de senin yaptığını yapabilirim. Hem de yıkmadan, sonlandırmadan, çoğalarak, sonsuza ağarak” diyor. Virgülün işgali söz konusu yani. Zaten kitap, İlhan Berk’in “Virgül” metniyle başlayıp, Oktay Rifat’ın “Elleri Var Özgürlüğün” kitabındaki “Virgül” şiiriyle noktalanıyor. Aslında virgülleniyor demeliyim… Virgülle başlayan ve virgülle devam eden, başlangıçsız ve sonrasızmışçasına koşuşan cümleler, okuru, metne dahil olmaya, kendi kurgusunu yaratmaya çağırıyor. Şunu da belirtmeliyim ki Sunay, iki yıldır sadece virgülle yazıyor zaten. Yani ilk kez bu öykülerde böyle bir işe girişmiyor.

Öte yandan Sunay, bazı yazarlar gibi kelime veya harflerden kısma yoluna gitmiyor da neredeyse dilimizde izi bile kalmamış, unutma bahçelerimize gömülmüş sözcükleri incelikle yediriyor metinlere. Özenle seçilmiş Farsça, Osmanlıca kelimeler ışıldıyor satırlarda. Sözlüklere hapsolmuş bu tozlu, yitik sözcükler handiyse gözümüzü alıyor. Demem o ki Sunay, şiir tadında öykülerinde ince bir dil işçiliğine soyunmuş. Üzerinde çokça çalışıldığı gözden kaçmayan, yeni, deneysel bir dil dünyası kurmaya girişmiş. Kendine has bir üslup inşa etmiş. Kimilerince yapay yahut zorlama olarak değerlendirilebilir mi bu deneysel dil bilemiyorum, ama bencileyin leziz bir tat, farklı bir renk katmış öykülere. Bir de daha kapakta, kitabın ve yazarın isminden başlayarak (Simlâ ve şikâyet kelimeleri) dikkatimizi çeken bir başka nokta var. Sunay, şapkalı “a”ların (uzun yumuşak “a”) tümüne rol vermiş kitapta, hepsini kullanmış bu öykülerde. Tabii ki şapka işareti görevini de yine virgül üstlenmiş. Şapka niyetine virgülü giyinmiş “a” harfi. Görüyoruz ki virgülün derdi sadece noktayla değil, harflerle de uğraşıyor o. Sadece ağızlarda kalmış ya da her nasılsa silinip yokluğa karışmış üç tane “a” sesi ve en az iki tane “e” sesi var bu coğrafya insanının dilinde. Ve Sunay, şapkalı “a”lara kucak açtığı öykülerle alfabenin eksikliğini göze görünür kılmak istemiş sanki.

Simlâ Sunay’ın büyükler için kaleme aldığı ilk kitabı “İçbahçe”deki öykülerle, yeni öykülerini karşılaştıracak olursam, “Virgülün Şikâyeti”, daha kapalı, daha katmanlı ve okurunu uğraştıran, zorlayan metinlerden oluşuyor. Metinlerdeki üstgerçekliği görmek için biraz çaba sarf etmeli okur. Beri yandan Sunay’ın parmak bastığı, deştiği, kurcaladığı konular, “İçbahçe”deki konularla çok benzeşiyor. Yine (anti)mimar kimliğinin ayak sesleri yankılanıyor öykülerde. Ve tabii kent sorunları, kentsel döşümün yarattığı yıkım/kıyım/acımasızlık, bir yerlerde kök salamayan yersiz yurtsuz insanlar, göç/göçmenler ve kahredici karanlığıyla ölüm gerçeküstü bir anlatımla yer buluyor kendine. Çengelköy, Haliç, Balat-Fener ve Suriyeli göçmenleriyle İstanbul uzanıyor öylece önümüzde. Ve soruyor anlatıcı ses/yazar “çok çok eskiyen şeyler bir gün gelir de yeni olmaz mı,,”. Kederle duyumsuyoruz ki olmuyor… Renkleri bilmeyen dilsiz Âdem’in ölümü acıtıyor, burkuyor yüreğimizi. İstasyonları yuva belleyen yersiz yurtsuzları, sürgünleri, gün akşama kavuşurken semt pazarlarında çürük sebze toplayıp evine götüren anaları izliyoruz kahırla. “Bombalar sağır etti bizi yoksa biz duyardık birbirimizi”, “harf olmasa da, kâğıt olmasa da‚ karatahta gibi bu ceza çağımız olmasa da duyardık‚” diye mırıldanıyoruz. Kentsel dönüşümü küflü bodrum katlarında yaşayan kadınlar yapmalı diye haykırıyor Sunay, “Manzara” başlıklı öyküsündeki şu satırlarla: “(…) tutup döndürüyor‚ yuvarlıyor‚ boğazdan kopuyor haliç‚ milyon yıllık deniz yazısından kopuyor‚ eliyle kenarlarını düzleyip bir göl yapıyor haliçten‚ (…) büyük yağmurların ışığında‚ vinçler ekliyor‚ kuleler dikiyor‚ yedi tepelere doğru uzanıyor‚ her şeyi değiştiriyor‚ parklar bahçeler açıyor‚ lunapark yapıyor kıyıya‚ yolları düzlüyor‚ çukurları kapatıyor‚ sonra sahil yoluna uzanıyor elleri‚ çekip alıyor yolu‚ eğip büküyor‚ kaldırıp atıyor‚ ağaçları alıyor‚ ekliyor‚ bir orman yapıyor Eyüp’e‚ surların etrafını açıyor avuçlarıyla‚ temizliyor‚ sur kapılarını tokmaklarını da takarak tek tek onarıyor‚ eğiyor sokakları‚ kaldırımları eziyor‚ alçaltıyor‚ işliyor‚ beziyor rü’yayı büyüleyen Fener’Balat’ı‚”

Sunay, bir dil deneyine giriştiği ikinci öykü kitabı “Virgülün Şikâyeti” ile büyükler için masallar anlatmaya devam edeceğini gösteriyor bize. Ben bu farklı, emek verilmiş dili sevdim. Aynı dilde farklı masallar dinlemeyi merakla ve bir çocuk sabırsızlığıyla bekliyorum.

Elif Şahin Hamidi
(elif.sahin@gmail.com)

Not: Bu yazı Remzi Yayınevi’nin Kitap Gazetesi’nin Şubat 2016 sayısında yayımlanmıştır.

“Virgülün Şikâyeti”, Simlâ Sunay, 91 s., Aylak Adam Yayınları, 2015

Yorum yapın

Daha fazla Makaleler, Öykü Kitapları, Yazarlarımızın son çalışmaları
Ortak Belleğimizdir Dostlar – Yusuf Şaylan

ORTAK BELLEĞİMİZDİR DOSTLAR(*) “ Benim memleketimde bugün Kırk elli bin liradır Resmin metre karesi Ve dillere destandır canım Turan Erol...

Kapat