Yaşar Kemal’den kalan şarkılar

Yaşar Kemal yalnızca romancı değildi. Türküler, ağıtlar derledi. Şiirler yazdı. Şiirlerinden besteler yapıldı. Kitaplarının etkisiyle türküler yakıldı.

Yaşar Kemal öldü. En mutlu günlerimden birinde öldü. Can arkadaşım Sevda ile doğum günümü kutlamıştık, “gelecek güzel günler”den söz ederken önümüze düştü haber. Bekliyorduk, inanamadık. Böyle olur hep: Beklense de, ölüm çok koyar. O gece KadıköySahne’de Mabel Matiz konserinde çaldım, repertuvarda Yaşar Kemal şarkıları da vardı.

Ustayı, bir kere de müzikle andık. Doğum günü pastamı kestiğim günün ertesi, Yaşar Kemal toprağa verildi. Cenazeye gitmedim, gidemedim ama yapılan anma törenini izledim. Zeynep Oral sunuyordu. Yıllar önce, Ankara’da, ikisini aynı masanın başında dinlemiştim ve çocukluğumda bir efsane olan Yaşar Kemal’in yaşıyor olmasına şaşmıştım. Bugün, ölümüne şaşıyorum. Bazı insanlar vardır, hiç ölmeyecekmiş gibi gelir. Yaşar Kemal onlardandı. Çok gördüm, çok dinledim, çok yaklaştım yanına, bir Zülfü Livaneli konserinde bütün cesaretimi toplayarak yanına gittim ve elini sıktım. Hep yaşlıydı, hep zor konuşuyordu. Sanki belli bir yaşta dondurulmuştu, hep orada kalacaktı. Olmadı. İnanması güç ama Yaşar Kemal öldü. Şiirlerini derlediği kitabın adı Bugünlerde Bahar İndi idi, bahar, bu yıl Yaşar Kemal’i aldı bizden. Bu yıl bahar, bu yüzden tatsız.

Ustanın ardından yazı yazmak zor. Onlarca “destan”dan hangi birini anlatabilirsiniz ki? İnce Memed dörtlemesinden Yer Demir Gök Bakır’lı Dağın Öte Yüzü’ne, Ağrı Dağı Efsanesi’nden Yılanı Öldürseler’e bir sürü güzellik… Bana edebiyatı sevdiren insanlardan birini anlatmak zor. İyisi mi işin kolayına kaçayım ve yayımlanan üç mühim derlemesi üzerinden müzik bahsine gireyim.

Ağıtlardan türkülere
Derlemelerden ilki, hem de ilk kitabı olan Ağıtlar. 1943’te Adana Halkevi tarafından basılan bu kitap, 1993’te Toros Yayınları tarafından yeniden su yüzüne çıkartıldı. Bu “gecikmiş” ikinci baskıya yazdığı önsözde, kitabın oluşum sürecini şöyle anlatıyor: “Doğduğum köy olan Hemite köyünde (şimdiki adı Gökçeadam) ölülere ağıt yakılırdı. Bu gelenek çocukluğumdan bu yana sürüp geliyordu. Bir de Torosların ardından Çukurovaya Avşarlar iniyorlar, yazın pamukta, çeltikte, orakçılıkta çalışıyorlar, kışın da kışlıyor, kök söküyor, çift sürüyorlar, ark kazıyorlardı. Bu avşarlarda da ağıt geleneği olduğu gibi sürüyordu. Onların ağıtlarını da bizim ovanın kızları, aşıkları öğreniyorlardı. (…) Ben ilk ağıt derlemelerini Hemite köyünde yaptım. (…) Sonra Torosları dolaşmaya başladım. Yaya, elimde kiraz ağacından bir değnek, köy köy dolaşıyor, (…) köylülerle yakın ilişkiler kuruyor, ondan sonra da kadınlardan ağıtlar derliyordum.” 1939’dan itibaren üç yıl boyunca dolaşmış Yaşar Kemal, Toroslarda. Derlediği ağıtlardan biri, Karakız Hatun’dan alınan “Kozanoğlu”, 1977 tarihli Zülfü Livaneli albümü Merhaba’da yer aldı. Yaşar Kemal, kitabında, ağıt hakkında şunları söylüyor: “Bundan seksen sene evvel, Kozanoğlu Ahmet Paşa ve kardeşi Yusuf Ağa devlete isyan etmişlerdi. Bunların tenkiline Derviş Paşa memur edilmişti. Yapılan muharebede Yusuf Ağa asker tarafından süngülenmiş, Ahmet Paşa da esir düşmüştür. Bu ağıt, akraba kadınları tarafından Yusuf Ağa için yakılmıştır.”

Merhaba, adını, Yaşar Kemal’in yazdığı bir şiirden alıyordu: “Dünyanın ucunda bir gül açılmış / Efil efil esen yele merhaba / Karanlığın sonu bir ulu şafak / Sarp kayadan geçen yola merhaba // Gün be gün yüreğim ulu yalımda / Engel tuzak kurmuş bekler yolunda / Zulümlerde işkencede ölümde / Bükülmeyen güce kola merhaba // Acıda kahırda çekmiş geliyor / Güneşten boşanmış kopmuş geliyor / Bir ışık selidir sökmüş geliyor / Nâzım usta, coşkun sele merhaba…”

Gelenektir, Livaneli, konserlerinin açılışını bu şarkıyla yapar. Bir dert var fakat: Üçüncü kıtanın son dizesini artık “Işıldayıp gelen sele merhaba” olarak söylüyor ve Nâzım Hikmet’e çakılmış şahane selamı yok sayıyor. Oysa şairin şiirlerini büyük ustalıkla besteleyen bir isim. Aynı zamanda, Yaşar Kemal’in en yakın dostlarından. Buluştukları ilk plak, 1973’te Belçika’da yayımlanan Chants Révolutionnaires Turcs. Livaneli’nin ilk albümü bu. Bir ara piyasaya çıkan Analarımız adlı korsan baskıyı saymazsak, Türkiye’de hiç yayımlanmadı. İkinci şarkı, “Ulaş”, bir Yaşar Kemal şiirinden uyarlama. Toroslarda dinlediklerinden esinle yaktığı bir ağıt bu: “Hele Ulaşa Ulaşa / Ulaş benzerdi güneşe / Ulaş kardaş can veriyor / Yüreğim düştü ateşe // Ulaşın elinde mavzer / Mavzeri türküye benzer / Bizimkiler böyle ölür / Böyle ölür bizimkiler // Tohumlar düştü toprağa / Dokundum yeşil yaprağa / Kurban olam kurban olam / Seni yaratan toprağa…” Plak kapağında, ağıtın Yaşar Kemal’e ait olduğuna dair bir bilgi yok. Şu yazıyor, açıklamada: “Güvenlik güçleri tarafından 1972’de öldürülen genç devrimci Ulaş Bardakçı için bir ağıt.” Yıllar sonra, 2010’da yayımlanan ilk şiir kitabında (Bugünlerde Bahar İndi, Yapı Kredi Yayınları) rastladığımız bu şiirin albüme girmeyen kısımları da var: “Ulaş canım Ulaş gülüm / Sana yakışmıyor ölüm / Sana demedim mi kardeş / Düşman hayin düşman zalim /…/ Düşmanların aklı şaşa / Ulaş benziyor güneşe / Bundan sonra yeryüzünde / Hep çiçekler Ulaş aça”

Yaşar Kemal’in gençliğinde yazdığı şiirlerden biri, “Yalnızlık”, (Sağdık Kemal Göğçeli imzasıyla Küçük Dergi’nin Nisan 1952 tarihli ilk sayısında) yayımlanışından 34 yıl sonra yine Livaneli tarafından su yüzüne çıkartıldı. Zor Yıllar’ın sevilen şarkılarından biriydi bu: “Kuş uçmaz, kervan geçmez bir yerdesin. / Su olsan kimse içmez, / Ölür de susundan / Yol olsan kimse geçmez, / Sarp kayalara uğratır da yolunu / Elin adamı ne anlar senden?” Bizi Yaşar Kemal’in şiiriyle tanıştıran Zülfü Livaneli’nin, ustanın büyük romanından esinlenerek yazdığı “İnce Memed Türküsü”, 1980 yılında ona çakılmış bir selam: “İnce Memet Akgöbekden ünledi / Buhurcular kulak verip dinledi / On yedi kurşunu yedi ölmedi / Tut elimden İnce Memed gidelim / Dağlar gidelim of / Felek yazmış bu yazıyı nidelim / Dağlar nidelim of…” 1981 tarihli Ruhi Su albümü Zeybekler’de de bir “İnce Mehmet” var: “İnce Mehmet ne yaptıydım ben sana / İki kere everdiydim kesemden / Eğer yerlerime sen vurulaydım / Ölesiye yatamazdım tasamdan…” Aynı türkünün farklı bir söylenişi. Grup Yorum, Türkülerle albümünde bu türküye yeniden can verdi. Ali Asker, Erdal Güney, Ekrem Ataer, Ali Altay, Opuz ve Grup Sılam, değişik zamanlarda farklı “İnce Memed”lere can verdi. Bunlar arasında en enteresanı, genç yaşta kaybettiğimiz Tayfun Karatekin’in 1972 yılında Dün-Bugün-Yarın eşliğinde yaptığı bir 45’likte karşımıza çıkan: “Garip ırgat saban sürer / Bütün kış harmanı gözler / Bir bakarsın ağa gelmiş / Hepsin alır aç kor gider /…/ Gavur Abdi canın alsak / Alıp da dağlara varsak / Hiç Abdiler tükenir mi? / Bir gün gelir uyanmazsak, hey!” Plağın arka kapağında, şarkı hakkında şu bilgi var: “Yirmi bir dile çevirisi yapılmış bir eserin öyküsünden esinlenerek yazılmıştır.” Sözlerini Şanar Yurdatapan’ın yazdığı şarkının bestecisi, Attila Özdemiroğlu.

Yaşar Kemal bahsinde, Ağrı Dağı Efsanesi unutulmasın. Onlarca filme konu olan bu destan, Çetin Işıközlü’nün bir operasına ve Tayfun’un bir plağına da ismini verdi. Anlattıklarının, Yaşar Kemal’den alınma olduğunu söylememe gerek yok sanırım.

“Kurtarılan”lar…
Ağıtlardan İnce Memed türkülerine geldim, Yaşar Kemal’in diğer iki mühim derlemesini anmayı unuttum… İlki, 1997’de yayımlanan Sarı Defterdekiler. Alpay Kabacalı’nın hazırladığı kitap, Yaşar Kemal’in “kurtulmuş” defterlerinden derlenmiş. Sözü kendine bırakayım: “Yıllar sonra, anamın öldüğünde kasabaya gittim, sandığında sarı defterlerin olduğunu söylediler. Baktım, bir kısım derlemelerimdi bu sarı defterdekiler. Nasılsa candarmanın hışmından kurtulmuş, bir sandık köşesinde kalmışlardı.” Yaşar Kemal, defterleri İstanbul’a getirmiş ve Kabacalı’ya emanet etmiş: “Alpay benim el yazımı benden iyi çözüyordu. Bundan sonra sarı defterleri tümüyle Alpay arkadaşıma armağan eyledim. ‘Bu defterler her yönüyle senin,’ dedim. ‘İster sende olduğu gibi kalsın, ister çöz kitap yap, ne yaparsan yap.’ Aradan çok geçmedi, Alpay sarı defterdekileri daktiloya çekmiş bana getirdi.” Sonrasını, Kabacalı anlatsın: “Yaşar Kemal, derleme yaparken, karşısındakinin söylediklerini olduğu gibi, hızla yazıya geçiriyordu. Hiç atlamadan…

Yazısı, benim gibi ‘aşina’ olanlarca okunaklıydı. Yine de, Çukurova’da ‘avladığı’ kimi sözleri, sözcükleri bilmeyenler için, sökmek kolay değildi. Uzunca bir süre çalıştım, okuyamadığım sözcük sayısı çok aza indi. Bunları da kendisine okutturdum.” Alpay Kabacalı, bu derlemeleri türlere ve şairlere göre ayırmış, neredeyse tamamı ilk kez yayımlanan derlemelerden oluşan bu kitabı edebiyatımıza kazandırmış. Sadece ağıtlar değil, koşmalar, semailer, varsağılar, destanlar, türküler, türkülü halk hikâyeleri, maniler, bilmeceler ve hatta bir masal var bu kitapta! Masal faslı, ayrıca mühim. Çocukluğumun en önemli kitaplarından biri, Yaşar Kemal’in elinden çıkan Filler Sultanı ile Kırmızı Sakallı Topal Karınca’ydı. Bütün çocukların muhakkak okuması gereken kitaplardan biri bu.

Bahsedeceğim son kitap, Yaşar Kemal’in Sabahattin Eyuboğlu ile derlediği ve ilk baskısı 1978’de Cem Yayınevi tarafından yapılan Gökyüzü Mavi Kaldı adlı “halk edebiyatı seçkisi.” Azra Erhat’ın sunumuyla yayımlanan bu derleme, en şahane halk edebiyatı antolojilerinden. Yunus Emre’den Âşık Veysel’e uzanıyor ve Karagöz, meddah, ortaoyunu gibi gelenekleri ıskalamıyor.

Üç değil çok kitabı var Yaşar Kemal’in. Biri diğerinden güzel çok kitap. İnsanı çoğaltan kitaplar bunlar. Yazıyı dolandırdığımın farkındayım ama son sözü söylemek sahiden zor. İyisi mi Yaşar Kemal alsın sazı ve Eyuboğlu ile yaptığı derlemeye yazdığı sunuşun sonundaki iki dizeyi söylesin: “Kuş uçtu yuva kaldı / Gökyüzü mavi kaldı.” Yuva dediği, koskoca bir külliyat. Gökyüzünün maviliği de “gelecek güzel günler”e işaret. Gül dalında bir yuva belki bu ve edebiyattan müteşekkil. Edebiyat -ki her şeyin ilacı.

Murat Meriç
(http://www.birgun.net/news/view/yasar-kemalden-kalan-sarkilar/14749)

Yorum yapın

Daha fazla Biyografiler, Müzik Kitapları
Çukurovalı’ya veda

Cumhuriyet tarihinin en büyük yazarlarından Yaşar Kemal’i yitirdik. Okuyanlar, insanları aşağılamasınlar, sömürmesinler, insanlara zulüm edemesinler, insanlar açken onlar tok yaşayamasınlar...

Kapat