Yeni Kapitalizmin Kültürü – Richard Sennett “İşe yarıyorum, o halde varım!”

Yeni Kapitalizmin Kültürü başlıklı eser, Richard Sennett’in “etik, siyaset ve ekonomi” üzerine Yale Üniversitesi’nde verdiği konferansların bir derlemesini oluşturuyor. İlk bakışta “ağır” olarak görülebilecek konuları hafif ama nitelikli bir sohbet diliyle ele alan kitap, dört ana eksenden oluşuyor:

I. Bürokrasi
II. İşe Yaramazlık Kabusu ve Yetenek
III. Siyaset Tüketimi (Tüketme Politikaları)
IV. Zamanımızda Toplumsal Kapitalizm

Kitabın, özellikle günümüzde yaşanan ekonomik kriz ve bu krizin en önemli sonuçlarından biri olarak görülen işsizlik sorunu üzerine farklı bir bakış açısıyla düşünmeyi sağlayabilecek ikinci bölümü (İşe Yaramazlık Kabusu ve Yetenek) mutlaka okunmalı.

Sennett, bu bölümde, bizi, “işe yaramazlık kabusu”nun nasıl tanımlanabileceğinden zanaatçılığın arkasında yatan felsefenin günümüze nasıl uyarlanabileceğine, ‘potansiyel kabiliyet’ kavramından bilgi ve iktidar arasındaki ilişkilere kadar pek çok konuda ilgi çekici ve öğretici bir yolculuğa çıkarıyor. Böylece kitap, iş, işsizleşme ve işsizlik süreçlerinin arkasında yatan nedenleri ve gerçekleri bambaşka bir gözle değerlendirebilmemizi sağlıyor.

Yine, “Siyaset Tüketimi” başlıklı üçüncü bölümde yer alan “Tüketici Olarak Yurttaş” başlıklı kısım da dikkat çekici değerlendirmeler içeriyor.

Bu kısımda, günümüz siyasetinin seslendiği yurttaşın özünde ve aslında basit bir tüketiciye nasıl ve neden dönüştüğünün, günümüz siyasetinin bu tür bir yurttaştan nasıl beslendiğinin izini sürebiliyoruz.

Nihayet, kitabın son bölümünde, Sennett, yeni kapitalizmin kültüründen bir çıkış imkanının var olup olmadığını sorguluyor. “İşe yararlığın” ve “zanaatçılığın” günümüz dünyasında tekrardan ama bütünüyle yepyeni bir biçimde keşfedilmesi ve oluşturulması gerektiğini düşünen Sennett’in şu değerlendirmelerine katılmamak mümkün değil:

“Bir şeyi, size hiçbir şey kazandırmasa da doğru yapmak, hakiki zanaatçılığın özüdür. Ve ancak menfaat gözetmeyen böyle bir bağlılık insanları duygusal olarak kuvvetlendirebilir (…) aksi halde insanlar hayatta kalma mücadelesinde yenik düşerler. (…) Bağlılık (…) tek bir şey üzerine yoğunlaşma uğruna olasılıklardan vazgeçmeyi gerektirir. Bir fırsatı kaçırabilirsiniz. Oysa, ortaya çıkmakta olan kültür [yeni kapitalizmin kültürü-ECG] bireylere fırsatları kaçırmamaları yönünde muazzam bir baskı uyguluyor. (…) İnsanlar yaşama ancak ve ancak bir şeyi o şeyin kendisi için iyi yapmaya çalışarak demir atabildiklerine göre, işyerindeki, okullardaki ve siyasetteki yüzeyselliğin zaferi bana kırılgan görünüyor. Bize bir sonraki temiz sayfayı açacak olan [şey] belki de aslında bu zayıflatılmış kültüre isyan etmek.”
Özetle, Yeni Kapitalizmin Kültürü, bu tür bir isyanın imkanı üzerine düşünmek isteyenler için dikkat çekici bir eser.
Ertuğrul Cenk GÜRCAN, Ankara – BİA Haber Merkezi,21 Mart 2009

Richard Sennett, Yeni Kapitalizmin Kültürü adlı çalışmasında bürokrasiden işe yararlığa, oradan da tüketime kadar uzanan bir konuya el atıyor. Bunu yaparken okuyucuya, kapitalizm kültürünü ve bu çemberden çıkış yollarını göstermeye çabalıyor.
Kapitalizmin içine düştüğü krizden ve çıkış yolları aranışından bahsedildiği bugünlerde, geleceğe dair beklenti ve tahminler de dillendiriliyor. Kapitalizm ve onun kendini yenileyen biçimleri kendi yarattığı krizin tam ortasında yer alırken ‘kültür’; kapitalizm ‘kültürü’ ne durumda? Richard Sennett burada ‘sanatsal değil antropolojik kültürden söz ettiğini’ belirterek konuya giriyor ve soruyor: ‘İçinde yaşadıkları kurumlar parçalanırken, insanları hangi değer ve pratikler bir arada tutabilir?’ (s. 10). Cemaatlerin bu anlamda çok da iş görmediğinin ortaya çıkması krizi, özellikle yeni kapitalizmin ‘kültürüne’ ilişkin krizi, biraz daha çetrefilli hale getiriyor. Katı bürokrasiyi yerle bir etmek için yola koyulanlar, kapitalizmin kendine has ve bir anlamda yıkıcı yapısıyla karşılaşınca cemaatlere yönelmişlerse de, Sennett için bu çözüm olmaktan uzaktır.

Bürokratik demir kafes
Sennett’e göre Marx’tan bu yana ‘kapitalizmin tek değişmezi istikrarsızlıktır’ (s. 19). Yatırımcıların değişen uygulamaları, hızla açılıp kapanan üretim merkezleri, göç gibi unsurlar bu istikrarsızlığı yaratmış ve beslemiştir. Gelir eşitsizliği ise tüm bu olup bitenin kreması olmuştur. İşte çokuluslu şirketlerin palazlanmasından başka bir işe yaramayan küreselleşme, yeni kapitalizmin belki de en yeni ‘gerçeği’ haline gelmiştir. Bir başka deyişle ‘yaratıcı yıkım’, küreselleşme ile enikonu ete kemiğe bürünmüştür. Küreselleşme kavramının ortaya atılmasından çok önce, 19. yüzyılda filizlenen toplumsal kapitalizm, işçi sınıfının bilinçlenme ve buna göre hareket etme dürtüsünü denetim altında tutmaya çalışmıştı: ‘Ne kadar fakir olursa olsun, toplumda yerleşik bir konumu olduğunu bilen bir işçinin ayaklanma ihtimali, toplumdaki konumuna anlam veremeyen işçinin ayaklanma ihtimalinden daha azdı. Toplumsal kapitalizmin kurucu politikası buydu’ (s. 22). 20. yüzyılda stratejik planlamaya katılmaya başlayan işçilerin konumu, birlikler ve sendikalarca güçlendirilmeye çalışılmıştır. Bürokrasi de bu noktada, piyasalar tarafından tehlikeye atılan kârları onarmak adına devreye girmiş ve bir anlamda ‘düzen arayışının’ simgesi olmuştur. Zaman, söz konusu ‘düzen arayışının’ lokomotifine dönüşürken ‘insanların, yaşamlarını birer anlatı olarak görmesinin de yolunu açmıştır’ (s. 23). Hayat, en ince ayrıntısına kadar, kestirilebilir zaman kavramı etrafında şekillendirilmeye çalışılmış ve kişi de, önündeki merdivenleri ‘istediği gibi kullanabileceğine’ inandırılmıştır. Bürokrasinin özünde yer alan düşünce, verimlilikten çok ‘içerme’ olunca, toplumsal kapitalizmin kuruluşunda bir hayli işe yarayan ‘herkese bir yer vererek çatışmayı önleme’ de temel araç haline gelmiştir (s. 28). İşte burada bürok-ratik yapıların bir başka özelliği karşımıza çıkıyor: Bürokrasi, iktidarı yorumlama ve ondan bir anlam çıkarma olanağı sunarak, bireye ‘eylemlilik’ duygusu aşılamaktadır. Sennett ise bürokrasinin, istikrar ve dayanışma ile eşit sayılmasını ‘yanılsama’ şeklinde niteler ve ‘toplumsal kapitalizmin bürokratik yapısının tahmin edilemeyen darbeler aldığını’ vurgular (s. 33). Bu darbelerle birlikte Sennett’e göre üç temel eksiklik doğmuştur: ‘Düşük kurumsal sadakat, işçiler arasında enformel (baskı altında kimin ayakta kalıp kalmayacağı) anlamda güven azalması ve kurumsal bilginin zayıflaması’ (s. 49). Kısacası toplumsal kapitalizm, krizde bile olsa eşitsizlik farklı biçimde yine devam ediyor. İnsanlar, zayıflayan bürokrasi ile ‘demir kafesten’ çıkacağına inandırılmıştı. Bürokrasi zayıfladı ama iktidarın merkezi, çevreyi çok daha sıkı şekilde denetlemeye başladı.

İşe yarıyorum, o halde varım!
Bugün beceri toplumlarında işsizlikle karşı karşıya kalanların çoğunun eğitimli ve vasıflı kişiler olduğu su götürmeyen bir gerçektir. Yeteneğin, insanı ekonomik değere dönüştürmesi de bu gerçeğe eklemlenen bir başka varolandır. Sennett burada önemli bir soruna değinir; o da işe yaramazlık kâbusudur. Bu kâbusu üç etken tetikler: ‘Küresel emek arzı, otomasyon ve yaşlanmanın yönetimi’ (s. 64). Küresel emek arzı ile kastedilen insan enerjisi kaynaklarının sürekli yer değiştirmesidir. Otomasyon ise, insanların yerine makinelerin geçeceğine dair yarattığı endişeyle işe yaramazlık kâbusunu besler. Yaşlılık da verimliliği düşürdüğü için ‘tehlike’ olarak görülür. Bugünün çalışma düzeninin merkezinde bulunan nesneleştirme, Sennett’e göre öz olarak ‘kendi içinde anlamlı bir şey yapmak’ demektir ve ‘bu nesneleştirme ruhu, alt düzeyden ve vasıfsız görülen emekçilerin bile işiyle gurur duymasını sağlayabilir’ niteliktedir (s. 76). Sennett, meritokrasi kavramına atıf yaparken hem adı geçen nesneleştirmeyi hem de meritokrasinin tanımı olan ‘az sayıda vasıflı insanın bütün bir toplumu denetim altında tutmasını’ göz önüne alır. Meritokrasi çoğunlukla, ‘sende potansiyel yok’ diyerek ayrımlama yoluna gider (s. 89) ve bu da daha derin bir işe yaramazlık duygusu uyandırır. Bu bağlamda potansiyelin ya da potansiyel yeteneğin sosyal ifadesi ‘herkesle çalışabilirim’dir (s. 90). Bir başka deyişle sahip olunan beceri, her koşulda işbirliğine yönelme becerisidir. İnsanların, başkalarının gözünde işe yarar veya ‘değerli’ hale gelebilmesinin ilk koşulu, özel bir yetenek ya da beceri geliştirmektir. Ancak bugün yeteneklerin keşfinde kullanılan teknoloji, gün geçtikçe incelikli hale gelmiş ve şirketler bu aracı, insanları hem elemek hem de teşvik etmek adına kullanmıştır.

Tüketmek, hep tüketmek
21. yüzyılın taşıyıcısı konumundaki tüketim, hemen her şeyi nesne haline getirmiştir. Bu nesnelerden biri de siyasettir. Sennett şu soruyla konuyu açıyor: ‘İnsanlar siyasetçileri giysi seçer gibi mi seçiyor?’ Sennett’in bu soru karşısındaki tavrı çok nettir: ‘Yurttaş, öfkeli bir seçmen değil de, satın alma baskısıyla karşı karşıya olan siyaset tüketicisi olarak değerlendirilebilir’ (s. 95). Her şeyin tüketim nesnesi haline getirildiği günümüzde, ‘tüketici de markalaştırma eylemine katılır’ (s. 105). Reklamcılığın yaratıcılığı, tüketicinin alım açlığı ve yönelimiyle ustaca birleştirilir. 21. yüzyılda satın almak ve tüketmek bir anlamda güç kazanmaktır. Daha açık söylenirse tüketici, nesnelerden haz almaktadır ve bu, aslında dayatılmaktadır. Günlük hayatın rutininin dışına çıkış, nesnelerden haz alma ve onları tüketme zorunluluğu biçiminde pazarlanır. Bu eylem, insanların kendisini ‘özgür hissetmesini sağlayabilir’; Sennett’e göre ‘tüketme tutkusu belki de ‘özgürlüğün’ diğer adıdır’ (s. 110). Sennett, tüketim alanını ‘teatral’ olarak niteler. Çünkü satıcı, ‘tıpkı bir oyun yazarı gibi, tüketicinin satın alması için inanmayışın gönüllü olarak askıya alınmasını sağlamalıdır’ (s. 113). Teatral tüketim alanıyla beraber, idealleştirilmiş tüketme tutkusu, Sennett’e göre kapitalist ‘kültüre’ tam anlamıyla uygundur ve o, bu ‘kültürün’ ilerici olmayan sürüklenişini ‘yeni ‘kültürün’ zamanı şekillendiriş biçimine bağlar’ (s. 124).

Yeni ‘kültüre’ karşı duruş
Sennett’e göre, ‘demir kafes’ olan ve insanlar için ‘hem hapishane hem de ev’ konumundaki bürokrasi, kendini geçmiş otuz yılda ‘küresel finansın, teknolojinin, medyanın ve ticaretin ekonomik açıdan ileri sektörlerinde yeniden örgütlemiştir’ (s. 126). Bu bağlamda Sennett, yeni kapitalizmin ‘kültürüyle’ mücadele için üç çözüm önerisi sunar: Anlatı, işe yararlık ve zanaat. Anlatı, olayların zaman içinde birikerek, deneyimin çoğalmasıdır. İşe yararlık, başka insanlar için önemli bir şeye katılmaktır. Bu, faydacı alışverişten çok daha anlamlı ve içi dolu bir yaklaşımdır. Zanaatçılık ise, bir şeyi o şeyin kendisi için iyi yapma arzusudur. Zanaatçılık, yeni iş ve eğitim kurumları ile siyasetin gerektirdiği idealleştirilmiş benliğe bir meydan okumadır. Sennett, Yeni Kapitalizmin Kültürü’nde esas olarak şunu vurguluyor: Kapitalizmin yeni biçimi, yüzeysel bir ‘kültür’ yaratıp insanları bunun içine çekmektedir. Bu anlamda Sennett işe, zayıflatılmış ve yüzeyselleştirilmiş ‘kültüre’ isyan etmekle başlanabileceğini, çünkü yeni kapitalizm ‘kültürü’nün insanları özgürlüğe kavuşturmadığını savunuyor.
Ali Bulunmaz, Cumhuriyet / Kitap, 23 Nisan 2009

Tanıtım Yazısı
Büyük fikirlerle özgül olaylar arasında yolunu hep ustalıkla çizen, her çalışmasında günümüz toplumlarının derinliklerine açılan yeni kapıların anahtarlarını bize sunan Richard Sennett, Yale Üniversitesi’nde gerçekleştirilen Castle Konferansları kapsamındaki sunumlarından oluşan bu kitabında da öz olarak emek sermaye ilişkilerinin aldığı yeni biçimler üzerinde yoğunlaşıyor. Kitabın Giriş’inde, “İşyerindeki iktidar ve otorite ilişkisine geçmiştekinden daha fazla kafa yormam gerekti. Geçmişe bakmak beni ileri bakmaya, hem zihinsel emekteki hem de kol emeğindeki zanaatçılık ruhunu yeniden keşfetmeye yöneltti” diyor Sennett.
Sennett Yeni Kapitalizmin Kültürü’ndeki temel tezini şöyle özetliyor: “Yeni kapitalizmin havarileri… iş, yetenek, tüketim konularını kendi ele alış biçimlerinin, modern topluma daha fazla özgürlük, akıcı bir özgürlük kattığını iddia ediyor. Bu insanlarla aramdaki çekişme onların “yeni” yorumunun doğru olup olmadığı konusunda değil; kurumlar, beceriler ve tüketim kalıpları gerçekten değişti. Benim iddiam, bu değişimlerin insanları özgürlüğe kavuşturmadığı.”
Ancak hikâye burada bitmiyor elbette. Bu kitap, keskin gözlem ve analizleriyle, okuru sarsan ve şaşırtan görüşleriyle ayrı bir Sennett klasiği niteliği taşıyor.

Yeni Kapitalizmin Kültürü/ Richard Sennett/ Çeviren: Aylin Onacak/ Ayrıntı Yayınları/ 142 s.

Richard Sennett ‘in Hayatı
1943 Chicago doğumlu Richard Sennett, uzun yıllar New York’ta yaşadı, son yıllarda ise yılın önemli kısmında Londra’da yaşıyor. İspanya İç Savaşı’na da katılmış komünist bir ailenin çocuğu olan yazar, hastalık nedeniyle müzik kariyerini bırakarak araştırmacılığa yöneldi ve kent, kent kültürü ve sınıflı toplum yapısı üzerine çalışmalarıyla günümüzün en yetkin isimlerinden biri haline geldi. Yale, Brandeis ve New York Üniversitelerinde ders verdi; 1999’dan bu yana London School of Economics’de çalışmaktadır.

1994 tarihli Ten ve Taş dışındaki başlıca eserleri: The Uses of Disorder, Personal Identity and City Life (1970), Jonathan Cobb ile birlikte The Hidden Injuries of Class (1972), The Fall of Public Man (1974, Kamusal İnsanın Çöküşü, Ayrıntı, 1996), Authority (1980, Otorite, Ayrıntı, 1996), The Conscience of The Eye, The Design and the Social Life of Cities (1992, Gözün Vicdanı, Kentin Tasarımı ve Toplumsal Yaşam, Ayrıntı, 1999) The Corrosion of Character, The Personal Consequences of Work in the New Capitalism (1998)

Yorum yapın

Daha fazla Ekonomi, Politika
Türk-Kürt ilişkilerinin bugününü anlamak için anahtar – Ümit Kurt

Geç dönem Osmanlı tarihi çalışanların üzerinde durduğu en önemli konulardan bir tanesi, II. Abdülhamid döneminde Doğu ve Güneydoğu Anadolu bölgelerinde...

Kapat